SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


TÜRKÜ SEVEN YAZARLAR:YAŞAR KEMAL VE ZÜLFÜ LİVANELİ


"YÜCE DAĞ BAŞINDA BİR KOCA KARTAL
AÇMIŞ KANADINI DÜNYAYI ÖRTER"      

"Hey Yaşar Abi! O güzel atlara binip gittin ha! Gidip de bizi bu dar-ı dünyada bir başımıza koydun ha! 
Ne demeli bilemiyorum; yıllarca 'Arkam sensin, kal’am sensin dağlar hey' dedim, şimdi dağlarım devrildi, kalelerim yıkıldı, kolum kanadım kırıldı.
Böyle bir günde senin üstüne inceleme yazamam, romanlarını anlatamam; ancak senin rüzgârlı kişiliğinden aklıma gelen bölük pörçük anıları  sıralayabilirim, bir de ardından ağıtlar yakarım." Zülfü Livaneli (1 Mart 2015, Cumhuriyet) 
 Yaşar Kemal'i 28 Şubat 2015'te uğurladık sonsuzluğa... ZÜLFÜ LİVANELİ ardından böyle başlamış Cumhuriyet'in özel eki için yazığı yazısına...
"GÖZÜYLE KARTAL AVLAYAN YAZAR-YAŞAR KEMAL" adlı kitabında Livaneli,  kendi deyişiyle, yarı incelemelerden, yarı anılardan oluşan bir kitap yazmış.
Şubat 2016'da basılmıştı kitap. Çok etkilendim okuduğumda. Bir usta yazar, ne güzel anlatıyordu ustasını. Adını da ne güzel koymuştu ve "Gözüyle kartal avlıyor artık." diyerek bitirmişti kitabını Livaneli...
Eski bir Japon öyküsünden yardım almış ustasının "Deyim yerindeyse artık kelimesiz yazıyor." diye hayranlığını anlatabilmek için. "Kelimesiz yazmak, öyle zor ve ulaşılması güç bir nokta ki, ne demek istediğimi anlatmak için eski bir Japon hikâyesine başvuracağım." diyor.
"Yüzlerce yıl önce büyük bir okçu yaşarmış Japonya'da.
Öyle keskin bir nişancıymış ki, yayını gerdi mi hiçbir şey kurtulamazmış elinden. 
Bir süre sonra başarıya doymuş; dağlara gitmiş, yıllarca orada tek başına yaşamış. 
Yeni yetişen okçuların akıllarına gelmiş bir gün, onu ziyarete gitmeye karar vermişler. Sarp dağlara tırmanmış ve günlerce aradıktan sonra, yaşlanmış  olan büyük ustayı bir kayanın üstüne oturmuş, kartalları seyrederken bulmuşlar.
Öğrenciler kendilerini tanıtıp, saygılarını sunmuşlar, sonra ellerindeki ok ve yayları gösterip, onun zamanındaki ok ve yaylarla kıyaslamasını istemişler.
Büyük usta hayretle bakmış ve "Bunlar ne?" diye sormuş. Öğrenciler önce şaşırmışlar, daha sonra ustanın ok yay ve gereçlerini gerçekten unuttuğunu anlamışlar. Çünkü usta artık gözüyle kartal avlamanın peşindeymiş, bütün araçları ortadan kaldırmış. Amacına ulaşmak için aracıya ihtiyacı yokmuş!"
Zülfü Livaneli, büyük ustanın roman yazmadaki ustalığını anlatabilmek için bu öyküden yararlanmış. "Bir Ada Hikâyesi" romanı ile ilgili düşüncelerini, onun nasıl bir "saf"lığa ulaştığını anlatabilmek için bu öyküyü seçmiş.
"Yaşar Kemal adı geçtiği ya da onu aramayı düşündüğüm ya da onunla ilgili bir şey hatırladığım zaman aklımda deli deli türkülerin dolaşması neden acaba? Ona telefon açarken ‘üstü kan köpüklü meşe seliyim’ derim içimden. Evine doğru giderken ‘derde deva derler kartalın yağı’ türküsünü mırıldanırım. Buluştuğumuzda bu kez onunla birlikte ‘deryanın bekçisi ben oldum’u söyleriz. Böylesine tepeden tırnağa çiçek açmış, türküye durmuş bir başka insan gelip geçti mi bu dünyadan bilmem. Belki Karacaoğlan, belki Dadaloğlu, belki adını bile duymadığımız; dağların, koyakların, turaçların, kartalların, gazellerin türküsünü söyleyen bir başka ozan.” diyor Zülfü Livaneli...


"Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
Ben de bu yayladan Şah'a giderim"-PİR SULTAN ABDAL


"Yüce dağ başında bir koca kartal 
Açmış kanadını dünyayı örter
Bazı yiğit vardır ölümden beter 
Ben korkmam ölümden ergeç yolumdur"-ANONİM


"Deryanın ; bekçisi Mecnun ben oldum
Garkoldu gemim de deryada kaldım
Varın söylen nazlı yâre ben geldim
Ağlamasın kına yaksın ağ ele" -ANONİM


"Yaşar Abi'yle hayatımızın 44 yılı birlikte geçti, kötü günler gördük, iyi günler gördük; gurbet acısı, ölüm acısı, parasızlık, hapis, linç, zulüm gördük. Ruhsâtî gibi 'Ben ölüm acısı gördüm geçirdim/ Ayrılık ateşi, gurbet var iken'i yaşadık. Ne var ki umudumuzu hiç yitirmedik; Yaşar Abi'nin insan soyuna duyduğu güven; güzel günler geleceğine , insanın tükenmediğine, insan yüreğinin dibindeki cevherin er ya da geç parlayacağına inanması, bundan zerre kadar kuşku duymaması, en zor zamanda çevresindeki herkesi ayakta tuttu. " diyor Zülfü Livaneli; ben de söz konusu edilen dizelerin alındığı şiirleri yazıyorum. 
Billahi ağyara virmezem seni
Elimde bu kadar mesnet var iken
Çevirir dört yanın eylerim hisar
Bende ilmi simya kuvvet var iken

Haberdar olmadım kendi nârımdan
Dağlar âciz kaldı âh ü zârımdan
Kimseler ayırmaz beni yârımdan
Ahd ü peyman ile vuslat var iken

Gönül kuşun yücelerden uçurdum
Elimle yavruya bâde içirdim
Ölüm acısını çoktan geçirdim
Ölümden de yaman gurbet var iken

Gine mi göründün dudağı kiraz
Aklımı yerinden oynattın biraz
O yârdan kimseler almasın miras
Deliktaşlı âşık Ruhsat var iken   -RUHSÂTÎ
Ruhsâtî, 1892'de Kangal'ın Deliktaş bucağında doğmuş 1911'de aynı yerde vefat etmiştir. Çırakları âşık edebiyatı alanında "Ruhsâtî Kolu" diye bilinen âşık kolunu ortaya çıkarmışlardır.
Halk şiirine, çok geniş bir coğrafyaya yayılan Türk ulusunun bu denli sahip çıkması, ilgi ve sevgi göstermesi, halk ozanlarının halkın gözü, kulağı, en önemlisi "dili" olmasındandır.
Halk şiiri;  halkın istek, dilek, coşku ve düşüncelerinin kolayca anlaşılabilecek bir dille, hece ölçüsüyle, hemen belleğe yerleşecek uyaklarla söylenen şiirdir. Ayrıca bu şiir sanatlı bir biçimde söylenmiştir. Halkımız da sevmiştir bu şiiri...
Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Nazım Hikmet, Orhan Veli, Cahit Külebi, Rıfat Ilgaz, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ceyhun Atuf Kansu, Ahmed Arif, Gülten Akın, Niyazi Akıncıoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi saymakla bitiremeyeceğim ustalar da bu şiirleri sevmişler ve etkilenmişlerdir.
"Kültür Merkezi’ne gidiyorduk. Kültür Merkezi oradaki 3 numaralı vapur iskelesindeki kasetçilerdi. Anadolu’nun her yöresinden adı duyulmadık yerel türkücülerin kasetleri satılırdı orda; biz de bunları alıp dururduk. Sonra evde dinler dinler coşardık. Cembeli dinlerdik, İpin Ucu Sendedir dinlerdik, dengbejler, âşıklar dinlerdik. Halay türkülerinde elini 'Hey hey hey' diye sallardı; 'Yaşa be!' diye coşardı" diyerek  anlatıyor Yaşar Kemal'in türkü sevgisini Livaneli...

"İpin ucu bendedir
Bir ucu bedendedir
El bilir âlem bilir
Benim gönlüm sendedir" 
Ben de hemşehrim usta şair Niyazi Akıncıoğlu'nun türkü sevgisini, özellikle Tuna'nın lirik türkülerinden nasıl etkilendiğini söylemek istiyorum.
"Rumeli'den bir türkü çalmayagörsün hele,
Çıkmayagörsün Aliş Tuna boyundan 
İlk kadehte sarhoşum.
İflâh olmam artık, hekim kâr etmez,
Efkârlanır içerim, içer efkârlanırm."- NİYAZİ AKINCIOĞLU
"Türküler söylemesini isterdim; yakası açılmadık Çukurova ağıtları, Kürt havaları, Karacaoğlan demeleri…Söylerdi ama derdi ki ‘Bunu hemen öğren, sonra bana öğret, çünkü unutuyorum, her seferinde başka türlü söylüyorum.' Kulağa tuhaf geliyor ama sahiden de öyle oluyordu. Başlıyorduk: "O yâr gelir yazı da yaban gül olur hey gül olur/ Yüzün görsem tutulur dilim lal olur"
"O yâr gelir yazı da yaban gül olur 
Yüzün görsem tutulur dilim lal olur 
Aşka düşen divane gezer del'olur 
Evlerine vara da gele usandım 
El kızını ben kendime yâr sandım
Yüreğime hançer de vurdu gül sandım 
Mezarımı derin de kazın dar olsun
Altı lale üstü de sümbül bağ olsun
Ben ölürsem sevdiceğim sağ olsun "  
"Yanındakileri de harekete geçiren enerjisi, neşesi ve sapasağlam duruşuyla gölgesini bunalmış insanlara cömertçe sunan bir Toros ağacı gibi"dir Yaşar Kemal...
"Bunca yıl ve bunca dert içinde, en çok ne yaptınız denirse buna cevabım; türkü söyledik, edebiyat konuştuk, güldük, olur. Gerçekten bunları yaptık. 
Türkü söylemek dediysem öyle alçak sesle mırıldanmak ya da evlerde salonlarda saz çalarak söylemek değil. Stockholm’un karlı caddelerinde, Paris’in geniş meydanlarında, İstanbul’un her yerinde, lokantalarda, uçaklarda, trenlerde arabalarda avaz avaz türkü söyledik. 
Ona en son türküyü; hastanede yoğun bakım odasında söyledim. (Evet, yoğun bakım odasında) 'Yaşar Abi' dedim, 'dinle bak, seni cana getirecek bir türkü bu. Hele Kozan’a Kozan’a/ Kozan’a destan yazana/ Kurban olayım olayım/ Küsüp de dağda gezene.' Yüzü güldü."

"Çıktım Kozan'ın dağına
Karı dizleyi dizleyi
Yaralarım göz göz oldu
Cerrah gözleyi gözleyi


Hele Kozan'a Kozan'a
Kozan'a destan yazana
Kurban olayım olayım
Küsüp de dağda gezene"

"Yüzü güldü, kollarına takılı serumları, tansiyon ölçen aletleri, bir sürü tıbbi cihazı söküp atmak ister gibi heybetle yekindi; 'Atın burda mı?' dedi bana. 'Hadi götür beni, atın burda değil mi!' Ölümden, hastalıktan kurtulmak, sokağa çıkmak, insanlarla konuşmak, hayata karışmak, kıratın sırtına atlayıp Köroğlu gibi yalçın dağlara vurmak istiyordu kendini! Onun konuşmalarına alışık olduğum için, hele son zamanlarda dalgınlaştığında söylediklerini Ayşe’yle birlikte anlamayanlara tercüme ettiğimiz için, ne demek istediğini biliyordum elbette. Araban burda mı diye soruyordu. 'Burada Yaşar Abi' dedim, gideceğiz merak etme, şu hastalığı bir atlatalım. Kızdı bana; 'Bahane uyduruyorsun, adam değilmişsin' dedi."
Dünyaya türkülerle veda etmiş ustanın derlediği türküleriyle yazdığı şiir gibi romanlarıyla, şiirleriyle kalın. Ruhu şad olsun.
HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Salı 25.8 ° / 12.8 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.508%1,04
  • DOLAR

    9,4494% -1,41
  • EURO

    10,9862% -1,36
  • GRAM ALTIN

    547,36% -1,72
  • Ç. ALTIN

    903,144% -1,72