Selim Savaş Karakaş


Karabibik ve Yaban

Karabibik ve Yaban


Türk edebiyatının ilk köy romanı olan Karabibik, Nabizâde Nâzım tarafından 1890 yılında yayımlandı. İlk köy romanımız olması açısından önemli bir yere sahiptir. Olaylar, Antalya’nın Demre ilçesine bağlı bir köyde geçmektedir. Roman kahramanı Karabibik isimli bir çiftçidir. Osmanlının son dönemlerinde köylülerin içinde bulunduğu yokluk ve çaresizlik realist bakış açısıyla ele alınmıştır.

Beş bölümden oluşan Karabibik, yazarın altı ay görev yaptığı Antalya’da gözlemlediği olaylardan oluşur. Askerlik görevi yerine para ödemesi şartı getirilen Karabibik, babasından kalan on iki dönümlük tarlanın dört dönümünü satmıştır; kalan sekiz dönümlük tarlasını da kaptırmak istemeyen roman kahramanı, elinde kalan bu tarlayı sürmek için her yıl Koca İmam'ın öküzlerini kiralamaktadır. Karabibik, kızı Huri'yi Koca İmam'ın akrabası Sarı İsmail'le evlendirerek öküzleri bedava kullanmayı hayal eder. Sonra öğrenir ki Sarı İsmail başka bir kızla evlenecektir. Köyün zenginlerinden olan Rum bakkaldan faizle borç ister ve bu parayla bir çift öküz satın alır. Büyük bir hırsla çalışır didinir, borçlarını ödemek için gecesini gündüzüne katar. Kendi ülkesinde parya olmamak imkânsızdır.

Türk aydınının Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanıması açısından oldukça önemli olan ilk köy romanımız Karabibik’tir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun kaleme aldığı roman “Yaban” ise İstanbul ve çevresinden dışarı çıkmamış Türk aydınına Anadolu insanını tanıma fırsatı sunmuştur. 1932 yılında “Kadro” dergisinde tefrikalar halinde yayımlanmıştır.

Romandaki olaylar 1922 yılının Anadolu’sunda geçer. Bu yıllarda büyük bir kurtuluş mücadelesi veren Türk Milletinin hangi şartlar altında hayata tutunmak zorunda kaldığını gözler önüne serer. Birinci Dünya Savaşı’nda sağ kolunu kaybeden bir subayın, İstanbul’un düşman işgaline uğramasından sonra emir eri Mehmet Ali’nin davetini kabul edip Orta Anadolu’da Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gelişini ve köylüler ile cehaletin doğurduğu hayat şartlarını anlatır. Burada yazar Türk aydınına seslenir, neden Anadolu’dan bu kadar uzak kalındığı sorularını sorar.

Her iki romanda da Türk Milletinin eğitimsiz kalışının sebep-sonucu özerinde durulur. Eğitimin olmadığı bir yerde hiç kimse güvenli değildir, sorgulama yoktur, sorgusuz itaat vardır, parya olmak erdemmiş gibi gösterilir.

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” Sözü ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eğitimin önemini vurgulamaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren her köye okul açılmasını planlayan genç milli eğitimin amacı hurafelerle büyütülen insanımıza aklın ve bilimin ışığında bir hayat sunmayı hedeflemiştir. Ne yazık ki günümüzde bu köy okullarımızın yerinde yeller esiyor. Bin bir yokluk içinde açılan Köy Enstitülerimizin neden kapatıldığı ayrı bir yazı konusu. Bu konuyla ilgili ayrıntılı yazımı da en kısa sürede yazacağım.


YAZARLAR

  • Salı 33.9 ° / 17 ° Günesli
  • Çarşamba 32.5 ° / 15.8 ° Günesli
  • Perşembe 24.9 ° / 13.6 ° Orta kuvvetli yagmurlu
  • BIST 100

    5.100%0,80
  • DOLAR

    19,4100% 0,09
  • EURO

    21,3078% 0,55
  • GRAM ALTIN

    1.250,5% 0,62
  • Ç. ALTIN

    2063,325% 0,62