Gülümseyen bir kadın yüzü görüyorum, başı sola doğru eğik, oturuyor, yüzü çok güzel, saçlarını açık renk bir eşarpla bağlamış, üzerindeki giysiye dair belirgin bir renk anımsamıyorum ama kırmızı yeşil mavi değil de pudra ya da krem tonlarında bir ipek bluz, kaşmir bir hırka, üstünde minicik inciler sanki, bir de dizaltı etek var, yılların uzun zaman koridorlarından baktığım o berrak hatırada. Koridorun sonundaki odadan sesler geliyor, hamdolsun, çok şükür diyor bir kadın sesi, evi dipli başlı temizlettiler mi dedi biri, şimdi ben bu cümleyi nerden duydum, ahh işte başka bir kadın sesi, Allah tamamına erdirsin, dudaklarda amin kıpırtıları, yüksek sesle konuşulmuyor, arada bir erkeklerin tatlı kahkahaları, mutlaka biri diğerine takılıyor, bir dedenin komik hatırası, bir tavla muhabbeti, dü şeş, penc ü yek, bir erkek her konuşmasının başında ve aralarında sık sık efendime söyleyim diyor.
Gülümseyen kadının ayaklarında Kristal´den alınmış çok hafif topuklu pabuçlar, mutlaka Ramazan Bey satmıştır, otururken sağ ayağını bileğinin üstünden sol yana toplamış, ayak ayak üstüne atmamış, atsa da olurdu ama fotoğraf neyse o, sağ kolundan sol yanına uzanan eli diğer eli kavramış, diz üstünde duruyor. Yengeme teşekkür ederim Feriha Abla, sizler nasılsınız diyor, bunu diyorken yine gülümsüyor, bedeni saran ruh, ´sınırsız bir iyi niyetle´ bu gülümsemeye akmış. Belki kırk yılı vardır bu anın, sonra ne olmuştu, hatırlamıyorum, kahveler çaylar gelmiştir, meyve ikram edilmiştir, belki yengem aklımdan tadı kaybolmayan ´sünen peynirli tatlısından´ ikram etmiştir, unuttum, ben şimdi o çok güzel gülümseyen yüzü hatırlıyorum.
Adı Mine. Mine eşi Ahmet´e sevgi ve saygıyla bakıyor, Ahmet de Mine´ye, birbirini seven iki insanın kurduğu güzel bir yuvanın ışıkları yayılıyor odaya, mutlu bir beraberlik sanat eseri gibidir, nerden baksan görürsün. Ahmet, geçimlerini sağlamak için belki başka işler de yapıyordur, hiç bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, ben size sadece hatırladıklarımı anlatıyorum ve o anda Ahmet, Ahmet Bey oluyor dilimde çünkü onu dua okuyan bir hafız olarak duyuyorum, kutsal şeyler sözcüklerime bir saygı iliştiriyor.
Şimdi hatıralardan sıyrılıp 1970´lerin Adana´sına gidelim. Kızların şehirde eğitim görebileceği okullar, ya devlet okulları, ya da sayıları beşi altıyı geçmeyen özel okullar. Tarsus Amerikan Koleji o yıllarda sadece erkek öğrencileri alıyor, Robert Kolej, ÜAL ve Avusturya Lisesi yatılı, tabii ki çok pahalı ama tarla sahibi pek çok Adanalı aile için bu bir engel değil, asıl mesele, çok uzakta, taaaa İstanbul´da. Varlıklı Adanalı kızlar, eğer aileleri onları yatılı okullara yollamaya ´kıyamazlarsa´ şehirde kalıyor.
Mine ve Ahmet´in iki kızı var, Özlem´i 1977-78´lerin Adana´sında taaa uzaklara, İstanbul´a, Üsküdar Amerikan Lisesi´ne yolluyorlar, on iki yaşındaki kızlarını her gün, her hafta, her ay görmemeyi göze alarak, küçücük yaşta güzel bir eğitime uğurluyorlar, ´hafta sonu geldiğinde İstanbullu kızlar evlerine gidecekler, Özlem kendi gibi daimi yatılılarla okulda kalacak, uzaktaki anneyi, babayı, kardeşi özleyecek, bazı hafta sonları konuk ve çocuk sever arkadaş ailelerinin yanında kalacak derken ÜAL´yi bitiriyor, istikamet Boğaziçi Üniversitesi. 1970 doğumlu Ümran, ikinci kız, TAC´ye kızların alındığı zamana yetişebiliyor, üstüne o da Boğaziçi´ne.
Şimdi yine benim için o kutsal an geldi. Dilim Mine´ye bir saygı sözü iliştirmek istedi, sadece saygı da değil, içinde sıcacık bir sevgi kaynıyor, büyük bir takdir, bir hayranlık, bir saygı duruşu, belki yüzüne hiç, ama hatırasına ´abla´ diyorum. Mine Abla geçen hafta vefat etti.
Hem doğma büyüme Adanalı olup ´eski şehrin´ insanlarının kızlarını büyütürken hissettikleri kaygıları, önlemleri, kontrolleri ve dolayısıyla aldıkları kararları bildiğim için, hem de yılların eğitimcisi olduğum için, gayet ileriyi gören bir bakışla kızlarını uluslararası kariyer ve kişisel ilişkilere hazırlayan bir eğitime daha onlar on iki yaşındayken karar veren bu aydın anneye helal olsun diyorum. Sen o evde ´kızlar eğitime, İstanbul´a gidecek´ diyen kadındın, ışığın o kadar parlaktı ki, yüzün öylesine güzel gülümsüyordu ki, Ahmet Bey niye hayır desin?
Bu hikaye belki de böyle değildir. Belki de tam tersidir, baba istemiştir ve evet, Mine engellememiş, kızları her gün her hafta her ay görmeden yaşamayı göze almış, yeter ki çok iyi bir eğitim alsınlar demiştir. Hangi rol diğerinden daha hafif ki? Yattığı yer nur olsun. Mine Önal´ın hatırası Adanalı kadınlara örnek olsun.