Katharine Graham´ın otobiyografik kitabı Personal History´yi 1998´de New York´ta Barnes & Noble´dan almıştım. O yıllarda ABD´li kadınlar arasında rağbet görüyordu. Harper Lee geçen hafta ölünce, kitabı yeniden elime aldım, bunun kişisel bir sebebi var.
Okurken elimde bir kurşun kalem çiziktirip dururum, önlere sayfa numaralı notlar alırım, bazen yeniden bakıp okumak isterim, planlı bir alışkanlık. Yazarın Harper Lee için kullandığı bir sözcük kalbime işlemişti, not etmişim, sayfa 289, ilk gençlik yıllarımda okuduğum Bülbülü Öldürmek adlı kitabın yazarından bahsettiği, çoğu, Lee´nin yakın arkadaşı ünlü yazar Truman Capote´e dair on satırcık yazıda Harper Lee için kullanılan sıfat öyle yalnız, tek başına duruyor, ´recluse´. Türkçe anlamı isim olarak ´başkalarıyla görüşmeden yalnız yaşayan kimse´, sıfat olarak ´başkalarıyla görüşmeden yalnız yaşayan´ demek.
Türkçesiyle yazınca aynı hissi vermiyor, biliyorum, ama İngilizcesi daha şiddetli bir yalnızlık ifade ediyor. Okuduğum o andan bugüne Harper Lee bende hep bir yalnız insan olarak kalmış.
Bu hislerle The Paris Review´de söyleşi bulabilir miyim diye baktım, içimdeki ses bulamamayı diledi, evet, yok.
Taze bir haber bulabileceğim tek yer, ABD´de ve İngiltere´de uygulanan ´obituary´ (vefat yazısı) olacaktı, BBC´deki ilan şöyle başlıyor: ´Modern edebiyatın bir klasiği olarak alkışlana gelen kitabına rağmen Harper Lee bir muamma olarak kaldı.´
Bülbülü Öldürmek son elli yılın en çok yorum ve eleştirel çözümlemesini alan bir kaç kitaptan biri, öğretmenlerin öğrencilerine verdiği okuma listelerinde sıralamada ilkler arasında. Buna rağmen yazar yapılan bütün söyleşi, konferans ve katılım tekliflerini reddetmiş. Otuz dört yaşındayken yayınladığı ilk kitabı geçen yıl yayınlanan bir kitap dışında kariyerinde biricik, tek, bir tanecik. 1945- 1949 yılları arasında Alabama Üniversitesi´nde hukuk eğitimi almış, Oxford Üniversitesi´nde bir yılını değişim öğrencisi olarak geçirmiş, çalışmalarını bitirmeye altı ay kala New York´a edebiyat kariyerinde yol almak üzere gitmiş. Bülbülü Öldürmek 1960´da yayınlanmış, büyük bir çığlıkla uluslararası düzeyde en çok satılan kitap olmuş, sayısız eleştiri almış ve 1961 Pulitzer Edebiyat Ödülü ile taçlandırılmış. Yarı otobiyografik romanı Alabama´da geçiyor, babasından, komşularından, çevresinden etkilenerek yapılandırdığı romanı, 1962´de filme de çekilmiş ve ´Atticus Finch´i canlandıran Gregory Peck´e biri olmak üzere, dört Oscar ile ödüllendirilmiş.
Peck performansıyla Lee´nin kalbini öylesine fethetmiş ki ona ´babasının saatini´ armağan etmiş, hayatta hayranlık duyduğu tek insanın saatini.
Çok nadir olarak insan içine çıkan Lee, 2006 yılında Notre Dame Üniversitesi´nden fahri doktora almış, derece verilirken salondaki tüm öğrenciler ayağa kalkıp ellerindeki romanı havaya kaldırmış, alkışlar, alkışlar, çığlıklar.
Romanın yeni bir baskısı için istenen önsözü yazmayı da reddetmiş ama bakın ne demiş; ´Bülbül hâlâ söylemesi gerekeni söylüyor; önsöze gerek duymadan hayatta kalmayı başarmıştır.´
Benim son sözümse, böyle insanlara hayranlık duyuyorum. Okuyucuyu gözünde o kadar üstte bir yere koyuyor ki onlara sadece en iyiyi veriyor. Bizde de Ahmet Arif yayınladığı tek şiir kitabıyla bizlere ´Hasretinden Prangalar Eskittim´ dedirtmiştir ve gelmiş geçmiş en iyi bir kaç şairin arasına girmiştir. Muhteşem üç kitabıyla (Aylak Adam, Anayurt Oteli, Öyküler) Yusuf Atılgan Batı düzeyinde edebiyatçıdır. Salinger, Catcher in the Rye (Çavdar Tarlasında Çocuklar)´dan sonra artık roman yazmamıştır.
Bu yalnızlık bizim için.
Huzur içinde uyusunlar.
Kaynak: 19 Şubat 2016´da BBC´de çıkan vefat yazısı
Katharine Graham/ Personal History (Washington Post Gazetesi´nin sahibi)
Go Set a Watchman, yazarın 2015´de yayınlanan romanıdır, Bülbülü Öldürmek adlı romanının devamı niteliğindedir. Henüz okumadım.