İki gündür aklım başında değil, bir teyzenin tatlı benzetmeleriyle ifade edersem, tam reisicumhurumuzun isteği gibiyim. Nedenine gelince,
Pazar günü ev-havaalanı-tekrar ev arasında metroya bindim. Uzun bir yolculuk ama yer bulursanız trafikten uzak rahat bir yolculuk oluyor. Toplu taşımada gözüm inene binene takılır, kimiyle konuşurum ama o gün sessiz bir günüm, sadece izliyorum. Üç kez hat değiştirmek gerekiyor, Yenikapı´da değiştirme yaparken merdivenlere doğru yürüyorum, birden önümde yürüyen bir çifte değiyor gözüm, bir kadın, bir de erkek.
Kadın siyah pantolon ve siyah bir atlet gitmiş, çok hafif balık eti, saçını öylesine toplayıvermiş, yanındaki erkek ondan daha genç, sıradan bir giysi içinde, dikkat çekecek bir hali yok. Ama gelen geçen herkes gördükleri manzaraya bir bakıyor, bir yutkunuyor, sonra görmemiş gibi davranıyor, ben de aynı şeyi yapıyorum. Şaşkınlığımız nedeni şu, kadın yalınayak yürüyor. Elinde pabuç taşıyan bir çanta da yok, kadın kızılderili gibi yalınayak yürüyor.
Bir insan koskoca İstanbul´da neden böyle bir şey yapar?
Yalınayak yürüyen kadın bize bir şey söylemek istiyor. Eğer ona neden böyle yürüyorsun, karnın ağrıyacak, böbreklerini üşüteceksin, bak herkes ayakkabı giymiş, sen neden giymiyorsun, deli misin dersek saçmalarız çünkü bize saldırır, çünkü biz de sorarak ona saldırmış oluruz, onun için bir İstanbul susuyoruz.
Mecidiyeköy´de metrodan çıkıp yalınayak yürümeye devam ediyor.
Yalınayak yürüyen kadın bize bir şey söylemek istiyor. Biz ellerimizle kulaklarımızı kapatmış, gözlerimizle seyrediyoruz.
Buyrun işte, fotoğrafını çekmeye cüret dahi edemeyeceğiniz bir İstanbul manzarası, ardında çile çile çile.