Bir kan otuz üç yıl akar mı?
Bir derin yara otuz üç yıl kanar mı? Bir yaradan otuz üç yıl kan akar mı?
Aktı. O otuz üç yıl içinde Berfo, Berfo Ana oldu, Cumartesi Anneleri`nin `oğlunun kemiklerini arayan` efsane varlığı oldu. Şubat 2013`de son nefesini vermeden bir gün önce `oğlumun davasını çözün, kemiklerini bulun, beni onlarla gömün, Kenan Evren nerede?` diyerek `verilmemiş` bir hesabı `kesti`, sen pişman olmadıysan ben de bu davadan vaz geçmedim, ömrüm oğluma feda olsun!
Hayrettin Eren. 20 Kasım 1980. Gözaltına alındı. Bir daha haber alınamadı. Bir insanın akıbetinden otuz beş yıl haber alınmaz mı? Alınmadığı için hesap verilmedi. Artık saçları ağarmış kız kardeşi İkbal Eren, Evren`in öldüğünü duyunca, `o ölmüş, ne ki! Bizim yakınlarımızın kemikleri getirilmedi. Bizler yaşarken öldük.` dediği için `hesap kesildi`, ömrüm kardeşime feda olsun!
`Eğer öbür dünya diye bir şey varsa, ahiret varsa hesap sorulacağına inanıyoruz. Biz otuz beş yıldır ne bayram gördük, ne düğün.` Nurettin Yedigün`ün kardeşi Muzaffer Yedigün.
`Bizler hep yarım kaldık.`, aynı kişi.
`Yoğun bakımdaki annemin yüzünde bir tebessüm oluşmuştu.` Süleyman Cihan`ın hukukçu kardeşi Ahmet Cihan, o sırada yaşayan iki cuntacının ceza aldığını hasta yatağındaki annesine söyleyince...
Hâlâ edenin ettiğini bulmadığı `düşünülen` bu yaralı bereli sevgili ülkede, elimizdeki tek düdük, uzun yaşaması ve itibarını kaybetmesi oldu, biz de onu çalarız.
Yaptıklarından asla pişmanlık duymadı, `egosentriklikte tavan yapmış` kişiliğiyle, kendini en tepeye koyup halkını küçümserken, o küçümsenen halk bakın Kutsal Bilgi Kaynağı Ekşi Sözlük`te hakkında neler yazmış:
`cin ali ve pamuk prenses gibi eserleri resimleyen büyük ressam.`
`demıkrası canavarı`
`klip yönetmeni`
`nükler tıp alanında kitapları olan değerli bir eskimo bilim adamı`
`bir national geographic belgeselinde şöyle kafayi kaldirmis, boynunu kabartan bir kobraya denk gelirseniz, gözlerine dikkatle bakiniz; orada kenan evren`in gözlerini göreceksiniz. böyle bi benzerlik görmedim ben yahu!`
`lise`nin ilk mezuniyet töreninde ilk 3 dereceye girenlerin hepsinin kiz oldugunu gorunce "demek ki erkekler haylazmis" diye harika bir saptama yapmis olan gizli dahi, cok yonlu ressam ve bahcivan.`
Cenazesi nasıl olacakmış? Biz ne cenazeler görmüşüz.
Zeki Müren on binlerce insanın omuzlarında taşındı. Halk, kendine değer vereni her zaman sevdi, kendine değer verene değer verdi.
Barış Manço`nun cenazesi gördük, onbinler...
Cem Karaca`nın, Kayahan`ın, Müslüm Baba`nın... Bir şerefli insana yakışan neyse halk onu verdi, hakkını helal etti. Bunlar `selebriti` derseniz, Uğur Mumcu`nun, Ahmet Taner`in, küçücük Berkin Elvan`ın, Metin Göktepe`nin ölümünün ardından yazılanları gördük, cenazelerine katıldık, katılmadıysak katılanların fotoğrafını gördük, Ali İsmail`i gördük, sokaktaki insanlar duvarlara yazılar yazdı, `Ali İsmail`e atılan son tekmeyi unutma` dedi, `Berkin ekmek almaya giderken öldü, unutma` dedi.
Gençliğimizi yedi, ömrümüzü yedi. Kiminin ölümüne, kiminin yaşarken ölmesine, kiminin ayna karşısında felç olmuş yüzüne bakamayışına, kiminin erkekliğini kaybedişine, yaşam enerjisini kaybedişine, bir anne ve baba olarak Mamak kapılarında itilip kakılmasına, kiminin tecavüz edilişine sebep oldu.
Ona `kadife eldivenli adam` dermiş diplomatik çevreler, eline kadifeden bir kese verip Marmaris`te oturttular, işini tamamladı, köşeye çekilip Picasso`yu ressamdan saymadı, eline fırça alıp manzara ve nü resimler yaptı, hatta birini Sakıp Ağa iyi para ödeyerek aldı.
Hesap vermedi mi?
Anneler gününe bir kaç saat kala ölmesi bile aynı referansla anılan binlerce tweette var. Cumartesi Annelerinin raptedilemez sessiz ahhhh`ı var.
Herkes ilahi bir adaletin gerçekleştiğine inanmak istiyorsa eğer,
Evet, hesap kesildi.
Biraz oryantal ama durumumuza uygun!
Ölümü beni zerre kadar etkilemedi. Beni, kendi sıradan, basit, gündelik hayatımda, oğullarımın gömleklerini ütülerken bile aklıma gelerek etkileyen;
ON YEDİ yaşında idam ettirdiği Erdal Eren`dir.
Ruhu şâd olsun.
`Asmayalım da besleyelim mi?` özlü sözünün mucidi!
İbret-i âlem için kurdurduğu idam sehpasında kendi ipini çekti.
Lanetlenerek adı hafızalara bir diktatör olarak kazındı.
Bulvarlara verilmiş adını adreslerine yazmak istemeyen vatandaşların baskısıyla adı pek çok caddeden silindi.
Cenazesine katılmamak için parti liderleri karar aldı, bazı devlet adamlarının son dakikada bir işi çıktı.
Sizleri 14 Ağustos 1983`de söylediği sözlerle baş başa bırakıyorum.
`Eğer, huzur istiyorsak, eğer 12 Eylül`den önceki dönemi yaşamak istemiyorsak, bu kararı bulmak zorundayız. Onun içindir ki baraj sistemini koyduk. Yapılacak seçimlerde yüzde 10 barajını aşamayan partiler milletvekili çıkaramayacaktır.." Diktatör, forever...
Not: Ekşi Sözlük`ten alıntıladığım yazılarda noktalama ve sözcük bozmaları aynen yerleştirdim.
Sonuncusu dışında, verdiğim alıntılar, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Damla Yur`un söyleşilerindendir.