Nisanda evimizin her köşesini mutlulukla dolduran bir haber aldık. Oğlumuz Ziya Demirel dördüncü kısa metrajlısı olan Salı/ Tuesday filmi ile 4555 başvurudan seçilen dokuz filmin arasına girerek 68. Cannes Film Festivali`ne kabul edildi. İlk filmini Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü`nde okurken üç beş kuruşa kiraladığı kamera ve donanım ile yapan oğlumun - ekibin yemekleri anne ve anneanneden- sinema tutkusu izleyici olarak küçük yaşlarında başladı. Ortaokul yıllarında başlayan film arşivi yapma tutkusu, okullarında görev aldığı tiyatro çalışmalarıyla harmanlanıp ilk filmini yapmasına (Filmin Adı), bununla İFSAK`tan aldığı mansiyon ödülü de üniversite sonrasında Prag Film School`a doğru yürümesine neden oldu. Evicko ve Pişmaniye adlı filmlerinden ilki ile ülke, diğeri ile yurt dışında çeşitli ödüller alan filmlerin dördüncüsü Cannes`a kabul edildi. Film sektörünün en prestijli festivallerinden birinde, `kırmızı halı`da oğlumuzu yürürken görmek anne ve baba olarak bizi öylesine mutlu etti ki festivalin dünyaca ünlü oyuncu ve yönetmenleriyle tanışıp yeni kapılara doğru yürüyeceğini unutup `oğlumuz` ve `kırmızı halı`ya odaklanıp kaldık bir süre. Neden? Çünkü biz anne ve babayız, yavrularımızın gözlerinin içine bakıp `yumurtayı nasıl istersiniz?` sorusunun cevabıyla mutlu olan bir anne ve baba. Şimdiye kadar, bir şeyden hiç pişman değiliz, oğullarımıza hayallerinizin peşinden koşun dedik, bizce çok da iyi ettik. Karadenizli bir baba ile Adanalı bir annenin çocuğu olan güzel yürekli, duyarlı, çok çalışkan ve anlatacak şeyleri olan bu genç adamın en sevdiğim yanı kendi gündelik hayatımızdaki çevresel çatışmalara bile hep iki farklı pencereden bakabilmeyi başarabilmesi. Onu dinleyince herkesi affediyorsunuz. Bundan sonrası da rast gele! Tören sonrası konuştuğumuzda, `anne, ödül çok güzel bir filme gitti.` dedi.
Ailemizden sıcak bir sanat haberi de yengem Dilara Akay tarafından gerçekleştirildi. Üçüncü Uluslararası Mardin Bienali, kavramsal konusu Mitolojiler çerçevesinde 15 Mayıs 2015 günü açıldı. ARK170 (2014-2015) enstalasyon ve performansı ile Dilara Akay, bienalin 20`si yabancı, 62 konuk sanatçısından biriydi. İlk kısmı basın bülteninden olan yazının son bölümlerini Dilara Akay`la çaylarımızı yudumlarken dinledim.
`Bereket ve erkeklik simgesi olan Priapus; savunmasız şekilde uyumakta olan zarafet ve aile simgesi Hestia`ya tecavüze yeltendiğinde, Hestia bir eşek anırmasıyla uyanır ve bu aşağılayıcı eylemden kurtulur. Bunun üzerine, Priapus başarısızlığına yol açtığı için tüm eşekleri lanetleyerek, ağır yük taşımakla cezalandırır.`
Mardin`de her gün defalarca hüzünlü sesleri duyulan, belediye çalışanı 45 çöp toplayıcı eşeğin ağır emekçi varoluşuna, az önce aktardığım Yunan mitolojisi öyküsünden yola çıkarak, kadının varoluşunu güçlendiren bir çalışma ile dikkat çekmek istedim. Amacım; zor ve farklı hayat koşullarında yaşayan kadınlarla iletişime girebileceğim bir imkân yaratmak ve yalnız olmadıklarını hissedecekleri, bireyleşme gayretlerini destekleyici bir yapıt ile değişim yaratacak sosyal eylemlerin çoğalmasına katkı sağlamak oldu.
Mor Efram Manastırında uzun süredir terkedilmiş duran beton altyapı künkleri ile kurgusal bir kutlama mekanı hazırlayarak, katılımcı kadınlarla yörenin halk oyunlarından örnekler sergileyeceği, davullu zurnalı bir şenlikle yerleştirmenin ortasındaki direğin çevresine sarılı olan kırmızı kurdeleleri açacakları bir etkinlik gerçekleştirmeyi planladım. Ortaya çıkan bu kolektif çalışmayla izleyicileri, Mardin`de her gün defalarca duydukları eşek anırmalarının eşliğinde, cinsiyet rolleri ve kalıplarını pekiştiren geleneksel heteroseksüel erkek egemen yaklaşımların arkasında yatan gerçekleri araştırmaya davet etmeyi hedefledim. Mardin`li kadınlarla gerçekleştirdiğimiz performansta; ataerkil toplumun kurallarına kırmızı kurdelelerle bağlanmış kadınlık durumunu halay eşliğinde çözerek tüm kadınların bağımsız olacağı, çocuk gelinlerin olmayacağı günlerin kutlamasını gerçekleştirdik.
Yerel bir usta elinden çıkmış 24 taş ile tören alanını kurguladım, ortada kırmızı kurdelelerle çevrelenmiş bir direkle hazırladığım enstalasyon var. Kadınlarla birlikte, kırmızı kuşakları çözdük, kocaman bir an yarattık, sonra kuşakları bir anda bıraktık, davullu zurnalı halay çektik.
Bienal öncesinde iki kez gidip hazırlıkları yaptım. Geçen yıl Ekim`de açılacakken, Kobane olayları nedeniyle ertelendi. Benim yerleştirmemi kurduğum alan olan Mor Efram Manastırı daha önceleri yıllardır kullanılmamış bir mekân. Dolayısıyla yerleştirmemi kurduğumda çocukların futbol alanını kullanmış oldum. Napıyorsun sen burda dediler önce, yadırgadılar ama sonra onlar da yardım ettiler. Yaptığım şeyin ne olduğunu merak edip sordular, siz ne görüyorsunuz dedim, gelin dediler. Aynı şekilde, halay çektiğimiz kadınlara da toplumdaki yerlerini, kızların kaç yaşında evlendiğini neden önemsediğimi anlattığımda, bütün bunlardan bir paylaşma ortamı oluştu. Sistem olarak maalesef sadece aile içindeki rolleriyle varlar ama halay çekerken hepsi çok rahat bireyler oluyor. Normal şartlarda erkeklerin de olduğu bir ortamda bunu yapacaklarını düşünmüyorsun ama tam tersi, kadınlar çok rahat, her zaman yaptığı bir şey olarak çekiyorlar halayı. Tek bağımsız durdukları yer sanki.`
Hayatı güzel eylemek ne güzel, yollar açık olsun!