Portekizli yazar Jose Saramago´nun Skylight adlı romanında filozof bir köşger evindeki pansiyoner Abel ile konuşuyor:
´- hiç arkadaşın olmadı değil mi?
- hayır, hiç.
- ne yazık! Arkadaş sahibi olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun.´
Üniversite öğrencisiyken Ankara´da izlemiştim, Amarcord´u. Yönetmeni Fellini, o zamanlar bizim Fellini´nin ya da herhangi bir yönetmenin öneminden filan haberimiz yok, 1981 yılı. Bizim için sinema diye bir kavram da yok, biz film izliyoruz, filmlerde de Alain Delon var- filmin sonunda daima ölüyor- Liz Taylor, Dustin Hoffmann, eskilerden Marlon Brando var. Yılmaz Güney´le aramız çok iyi, müthiş seviyoruz onu ama dönüp dolaşıp aynı yeri vurgulayacağım, sadece oyunculardan haberdar olduğumuz bir sinema var kafamızda. Sonra, bir gün geleni gideni çok, güzel bir evde, Mami´nin evinde, ben yaşlarda bir delikanlıyla tanışıyorum, ODTÜ´lü bir makina mühendisliği öğrencisi, Altan Seymen. Bir filmden bahsederken ilk önce yönetmeninin adını söyleyen ilk insan o, benim hayatımdaki ilk insan. Bi de anlatırken öyle bir anlatıyor ki sanki herkes olaya vakıf, zaten biliyor, yönetmenin öneminin farkında da o da işte bahsi geçene ayıp olmasın diye öyle anlatıyor. Konuştuğu insanları hep üstte bir yere koyuyor.
Amarcord İtalyancada ´hatırlıyorum´ demekmiş, o zaman öğrenmiştik. Bütün bunları ´Amarcord´ Altan.
İlk gençlik yıllarında kafa dengi bir insanla sohbet etmek nasıl güzel bir coşku fışkırtır yüreğe, toprağı su isteyen domatesler gibi açım, hatırlıyorum. O yılların en meşhur yazarı Selim İleri. Henüz Oğuz Atay´ın öneminin farkında değiliz, 90 kuşağı gençlerinin bizi dürtmesine daha vakit var, öyle zamanlar. Lise yıllarında evden uzaklaşıp, sakin bir köşede sigara üstüne sigara yakıp, sayfaları çevirerek Selim İleri romanları okumuşuz, sayfalarda beceriksiz yudumlayışların ´neskafe´ izleri kalmış, hatırlıyorum. Benden sonra bu kitabı okuyan biri olursa, bu izleri görüp, vayyy pis seniii der diye düşünmüşüm, hatırlıyorum.
Sonra o evde Altan´la sohbetlerimiz. Tek bir cümleye takılıp hayallere dalışımız, cümle neydi, unutsam da o güzel anı hatırlıyorum. Bir de Fatih Uğurlaş vardı bu sohbetlere dahil olan, o da ODTÜ mimarlıktan, biz üç Selim İleri hayranı, ara sıra edebiyatta buluşur, sabah okul yollarımıza, kendi hayatlarımıza savrulurduk, hatırlıyorum.
´Benim arkadaşım´ çok özel bir insandır.
Siz hayatınızda hiç, bir yandan profesyonel hayatını sürdürürken bir yandan da bir sezonda 250´ye yakın oyun izleyen bir insana rastladınız mı? Şaka değil. Bu yıl kaç oyun gördün diye sorduğunuz da, ayıp olmasın diye ne biliimm işte 200´ü geçmiştir diye gülümseyen, aslında bal gibi de tam sayıyı bilen, gittiği her oyun hakkında kişisel notlar alan, çizelgeler hazırlayan, ilk sayfada zamanı az olanlar için oyun önerilerini derecelendirerek listeleyen,
´çok bi´keyifle seyrettiklerim´: Ücret artışı talebinde...(2.defa), Woyzeck, Kuşlar, Üst kattaki terörist (2.
defa) ve Çenadéngizî- Deniz Kızı
´ayın güzel sürprizleri´: Siz Tek, Ben Hepiniz, Tamamen Doluyuz, Günlerin Atası, Eğer Bu Bir Film Olsaydı, Sorumlu İnsan Kaynağı
Bazen doğrudan ´Nisan ayında en keyifle seyrettiğim oyunlar´ listesi gelir;
´Woyzeck masalı, Kafana göre, Adviye, Bir Delinin Hatıra Defteri (Tatbikat Sahnesi), Göl Kıyısı, Dil, Trom, İd-ego ve Süper Kahraman, Hayal-i temsil´,
Bazen bir müjde verir; ´Son yıllarda, adeta sanat dünyamızda bir bombardıman yaşadık. Bilardo salonlarından, konfeksiyon atölyelerine; bodrum katından çatı katına, Hasanpaşa´ dan Elmadağ´a bir dizi küçük salon açıldı. Aşkla oyunlar yazıldı, yönetildi ve oynandı. Ve oynanmaya devam ediyor.´
Çizelgedeki kutucuklarda daha ayrıntılı bilgiler, gerekirse bir hatırlatma için dip notlar, onun takipçisi olma şansını yakalamış tüm dostlarına e-posta ile yayılır,
´sevgiyle kalın´
´gönüller şen, keyifler çakır olsun,
İyi seyirler...´
Yazının sonuna adını yazmaz.
Nefis yemekler yapar, lahana yapraklarında bütün olarak tam da kıvamında pişirilmiş fıstıklı üzümlü baharatlı pirinçler, az zeytinyağlı nefis sebzeler,
Zamana önem verir, hatta buluşma zamanından önce gelmek üzere otobüs, vapur, tekrar otobüs ya da çok sevdiği yürüme süreleri bir mühendis aklıyla ve titizliğiyle hesaplanır. Yani tabii, benden önce varır o yere ama beni sever, böyle kabul eder, ben de az önce geldim der. Dünya Kadınlar günü mü? Telefon açıp kutlar, yaş günü, bayram, yılbaşı, bir Pazartesi iyi haftalar denebilir, Salı da olur.
Beni unutmaz.
Telefonumu evde unutmama, açmayı unutuşuma hiç kızmaz, ´seni seni´ diye biraz güler, o kadar! Seçimin ertesi günü bana geldi. Partilerin kaç milletvekili çıkardığını sayıları, şehirlere ve etnik gruplara göre bütün özel durumları ve yüzdeleriyle saydı, ben kurabiye ve peynirli kiş servisi yaparken, ´senin evin hep kurabiye kokar´ diyerek gönlümü çalmayı yine unutmadı, bir de iki katlı çiçekli kurabiye tabağı getirmiş bana, güle güle oturun hediyesi.
Ne kadar şanslıyım. 35 yıllık arkadaşım. Bunu sahip olmayan anlayamaz.
Saniye Akay Demirel