Üstünde kızarmış tel kadayıfların uçuştuğu bir muhallebinin arefe gecesinden verilen müjdesiyle bayram kahvaltısına oturduk, sofranın ev sahibi on parmağında on marifet deyimini solda sıfırlamış bir hanımefendi ve çok baba bir adam. Ümit ve Nejat Hamlacıbaşı´nın her bir köşesi başka bir düşsel isme ve keyfe sahip Bağhane´sindeyiz, Bozcaada´da, üzümler asma bağları şaraplar ve masallar diyarında.
Ama önce filmi geri sarıp, yirmi sekiz yıl öncesine gidiyorum. Nejat Abi´yi Hasan´ın en yakın arkadaşı Ali Kartal sayesinde tanımıştım. Bizim başımızda kavak yelleri eserken, o yılların deniz hukuku avukatı, ne zaman başımız belaya girse imdadımıza koşar, akıl fikir verir ve hatta benim okulla ilgili bir davamı hop diye halletmişliği vardır. Uzun geceler boyunca sohbetlerini dinlediğimiz, Bozcaada´nın bildik ilk kaşiflerinden bir entellektüel, bir beyefendi. Evlendiğini duyduk, eşinin adı Ümit´miş, Bozcaada´ya yerleşmişler.
Şimdi filmi biraz daha ileri saralım, bundan dört beş yıl öncesine, Prag´a oğlumu görmeye gidiyorum. Uçakta ön koltuğa yerleşenler arasında Nejat Abi´yi görünce bende bi heyecan, bi heyecan, sarılıp muhabbete başladık. Ümit´le tanışmamız bir uçak içinde alelacele oluverdi. Bir kez de Cafe Slavia´da buluştuk, bu cafe zamanında Nazım Hikmet´in sık sık uğradığı, şiirler yazdığı bir mekan, duvarda az görünür bir köşede de fotoğrafı asılı duruyor, gelenler önünde birer poz veriyor. O buluşmada Ümit bana ´aman The Museum of Decorative Arts´ı mutlaka gezin gelmişken,´ dedi. Bunu aklıma kaydedip hemen gittim, gitmekle kalmayıp, Prag´a yolu düşen herkese ben de aynı öneride bulundum. Diyeceğim şu ki, Ümit´in kalbimde açtığı yer bana öğrettiği bir güzellikle başlar.
Bozcaada´yı görmek üzere tatil planı yapınca, neden başka bir yer arayalım ki, Nejat Abilerin pansiyonuna gidelim dedik. İletişimden telefonu bulup da açtığımda Ümit adımla sanımla konuşmaya başlayınca seviniverdim, telefonumu kaydetmiş, biz faniler böyle şeyleri önemseriz. İlk hoşgeldin´i o güzel konuşmaydı. Yerler ayarlandı, Salı günü yerleşeceğiz dedik.
Tabii Salı günü, biz feribotu kaçırdık. Sonuncusu saat 20:00´deymiş, her zamanki gibi karı koca gayettt plansız başlayan tatilimizin ilk gecesini adanın hemen karşısındaki Geyikli´de, yeni açılan bir otel odasında geçirdik ama olsun, zaten ´plansız bir tatil´ değil miydi düşlediğimiz?
Sabah Bozcaada´ya geçip, Bağhane´yi bulduk, kapısında bisiklet duran bir bağevi. Açılan kucaklar, nefis kokulu kahveler, likörler, meyveler, kızgın saçta kavrulmuş kuru buğdaydan kavurgalar, sabah kahvaltısında Ümit´in yaptığı ekmekler, ama daha bitmedi, ekmeğin ununu dahi kendisi öğütüyor, içine biberiye katılmış hoş kokulu birer soslar, reçeller, tabakların içinde taze asma yaprağına konmuş birer lokumlar, Nejat Abi´nin hazırlamakta uzmanlaştığı yeşil ve siyah zeytinler, gözlerimizi dinlendirmek için lavanta torbaları, gece şarabımızı yudumlarken yıldız yatağında gökyüzü seyretmeler, çocukluğumun yayla evindeki çok sevdiğim urumdudunu ´bu ağaç bana aşık´ diyerek toplayan bikinili personeli Selda, ağzım dilim morarana kadar urumdudu yemeler, gözler de doysun diye dutu koskoca tencereyle önümüze sermeler...
Ümit hep bir şeylerle uğraşıyor, bu ne diyorsunuz, krem diyor, nası yani sen mi yaptın, evet diyor, çok basit, biraz şu yağı, biraz bu yağı, biraz biberiye, reçetelerini bir sır olarak kendine saklamıyor.
Ama bir de sohbetler var. Boğaziçi Turizm üstüne Yeditepe Antropoloji doktorası yapan bir Ümit ki kalbine huzur, sadelik, bilgelik konmuş, her dalının üstüne kuşlar konmuş bir ağaçtayız, insan o ağaçtan neden uçmak istesin ki? İki gece boyunca Nejat Abi´nin ve Ümit´in, hem çok yakışıklı hem de çok akıllı fikirli oğulları Cem´le adeta bir workshop yaşadık.
Ayrılırken Ümit´in gözyaşları, içimde, tamamen bana ait olan ve bambaşka insanlara dönük kırgınlıkları yıkayıp silsem mi ne gibi bir düşünceye doğru aktı.
Bundan güzel bayram can sağlığı.
Ah, bir de babam olaydı, bir de kayın anam, kayın babam, bir de hepimizin kaybettikleri, onlar da hayatta olsaydı...
Bayram, eğer yumuşatmaksa sertleşmiş bir yerlerimizi...
O unutulmaz uğurlanış...
Bozcaada´ya yolunuz düşerse, içindeki nefeslerle güzel olan o eve gidin.
Saniye Akay Demirel