Tuba Dere: “Roman kahramanlarının varlığı gerçek kişiler gibi benim hayatımda.”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İRFAN YALÇIN

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

Öykü: Hatice DÖKMEN - R’leri Söyleyemeyen Çocuk

Deneme: Bayram SARI - Asılacak Kadın

FİLM ANALİZ: Şükran Çamaşırcı - TEPENİN ARDI

Öykü: Sırrı AYHAN

DİSTOPYANIN DÖNÜŞÜ

Recep NAS’ın çevirisiyle: Louise GLUCK- Bir Sadakat Efsanesi

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: MURAT YALÇIN

ÖYKÜ: Kader MENTEŞ BOLAT - SIRADAN BİR GÜN

ÖYKÜ: İlknur Güneylioğlu - CILIZ BULUŞMALAR

ŞİİR: Kara Topraklarda Patlayan Uçurumlar/ Onur Sakarya

KADINLARDAN: “UYKULARINIZ KAÇSIN!” ORTAK BİLDİRİSİ…

Söyleşi: Yaşar SEYMAN - “O KADINLAR KENDİNİ YENİDEN YARATAN KADINLAR”

Saba ÖYMEN : Bir yaz akşamında ev düşüncesİ

ÖYKÜ :Meliha Yıldırım - DUMAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Erendiz ATASÜ...

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

İlknur Güneylioğlu İLKAY TUNA İLE SÖYLEŞİ

YAZI: Hülya SOYŞEKERCİ

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

tuzdan yapılma bir ev vardı

tenekelerde çiçekler tozlu perdeler

duvarda çivi ve kireç badanası vardı

ayıp yoktu günah yoktu

kuzey yerli yerindeydi güney gibi

                                              yıldızlar da öyle

babamın hastalığı da

gelemezdi gençliğime

düşemezdi çocukluğuma kapı arası susmalar

onlar gelirlerdi

kırlardan, kuşlardan

                gece yarılarından gelirlerdi

toprak ve saman kokularından yapılma bir ev

çatımız tahta

               direkler kırlangıç yuvaları

duvarlara sinerdi sesleri

hıdır’dan konuşurlardı

onca zamana kafa tutan

o bir ömür duvarlara konuşandı

paslı demirlere

               dingin ümitlere tutunandı

unutulmaz sözler söyler

birbirlerinin sesini gizlerlerdi

ırmakların ismi yakında değişecek

buğday başaklarının

köylerin kentlerin

ve gülüşü sendeleyen bebelerin

kendi güneşini kendi ısıtacak bu topraklar

kuzey ve güney olmayacak derlerdi

doğu ve batı da öyle

uzun odada tenha bir melodi çalar

zaman geceye yaslanırdı

sensiz olmaz biliyorsun

hem gece artıyor

bulutlar ekime taşınıyor

zaman ödünç yol uzun derlerdi

bir tas su vermek isterdim

kuşlardan arta kalmış bir tutam buğday

ben o zamanlar yoktum

            hem de çok erkendim

dedim ya en küçükleriydim

dalda meyil artığı

bir elin serçe parmağı

                    onuncu kardeştim

duyulmamış sözler söylerlerdi

kitapları vardı

yani yasakları ve kalın şiirleri

yer yataklarında okur

                                 hiç uyumazlardı

oysa daha çok erkendi

sabah serinliğine karışıp gider

sıcaklık bırakırlardı evimize

önde olanın ismi mehmet sıdık değil isa’ydı

belki de miro

oydu kavgayı başlatan

koca saman yığınlarını tutuşturan

gelişi beklenendi o

ırmağı ikiye bölen

dua oldu dönüşüne annem

her ayak sesinde bir umut beklenirdi ıssız

hiç gevşetmedi yumruğunu

büyük bir kente gitti

ceylanların koştuğu sarı saçlı bir kent

çok uzaklarda kaldı sesi

uzun bir hikayeye yerleşmiş

doğum lekesi gibi uyuyor şimdi - adı değişecek topraklarda

üşümesin diye tarlalarımızla örttük üstünü

hâlâ resmi durur paslı çivilerde

hâlâ isminin yanı başında P.A.yazar devlet dairelerinde

 

                                onlardan öğrendim

                                 gülerek karşılamayı ölümü

                                 ayaklar kaçmak için değil

                                 ezmek içindir zulmü

 

 

 

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER