Tuba Dere: “Roman kahramanlarının varlığı gerçek kişiler gibi benim hayatımda.”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İRFAN YALÇIN

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

Öykü: Hatice DÖKMEN - R’leri Söyleyemeyen Çocuk

Deneme: Bayram SARI - Asılacak Kadın

FİLM ANALİZ: Şükran Çamaşırcı - TEPENİN ARDI

Öykü: Sırrı AYHAN

DİSTOPYANIN DÖNÜŞÜ

Recep NAS’ın çevirisiyle: Louise GLUCK- Bir Sadakat Efsanesi

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: MURAT YALÇIN

ÖYKÜ: Kader MENTEŞ BOLAT - SIRADAN BİR GÜN

ÖYKÜ: İlknur Güneylioğlu - CILIZ BULUŞMALAR

ŞİİR: Kara Topraklarda Patlayan Uçurumlar/ Onur Sakarya

KADINLARDAN: “UYKULARINIZ KAÇSIN!” ORTAK BİLDİRİSİ…

Söyleşi: Yaşar SEYMAN - “O KADINLAR KENDİNİ YENİDEN YARATAN KADINLAR”

Saba ÖYMEN : Bir yaz akşamında ev düşüncesİ

ÖYKÜ :Meliha Yıldırım - DUMAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Erendiz ATASÜ...

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

İlknur Güneylioğlu İLKAY TUNA İLE SÖYLEŞİ

YAZI: Hülya SOYŞEKERCİ

Deneme: Bayram SARI - Asılacak Kadın

“Kadınlar yüzyıllardır, erkek görüntüsünü gerçek boyutlarının iki katında gösterebilen büyülü ve enfes bir güce sahip birer ayna görevini yerine getirmişlerdir.” (Kendine Ait Bir Oda, Woolf, 1987, s.43)

Julia Kristeva, kadının ezilme kaynağının, “ekonomik, siyasi ve kültürel yapılardan değil, anlam düzeneği üreten logostan oluştuğunu” söyler. Osmanlı sonrası Cumhuriyetin ilk edebi metinlerinde tanımlanan kadın karakteri: “mücadelelere, edebiyat hareketlerine, dayanışmaya, ev kadınlığına, anneliğe ve zevceliğe yatkın, mükemmel kadındır,” ama gerçekte bu durum Kristeva’nın sözünü ettiği logosun kendisidir. Kadınların belli süreçler içinde hukuki haklarını elde etmelerine ve toplumda önemli konumlara sahip olmalarına karşın geleneksel anlayış, onları evin içinde kalmaya ve toplumun olumladığı “anne-eş” rolünü üstlenmeye yöneltir. Siyasal ve ekonomik yapı tüketim toplumunu oluşturacak biçimde değişirken kadınların böyle bir yapı içinde, daha çok tüketim alanında yer aldıkları görülür. Sermayenin güçlendiği, yeni zenginlerin oluştuğu, tüketim alışkanlıklarının oturduğu bu dönemde kadının çalışmasına gerek yoktur. O, evinde oturmalı, babasının ya da kocasının servetini sergilemeli, hanım hanımcık çocuk doğurmalıdır. Dönemin metinleri de kadını bu perspektiften görür ve gösterir. Kadın başarı, yenilgi, dayanışma ve düşmanlığın kol gezdiği erkek dünyasında duyguların, sevginin ve düzenin temsilcisi olarak görülür. Kadının görevi, evini sıcak bir aile ortamına dönüştürmektir ve bunu evden uzaklaşmadan gerçekleştirmeye çalışmaktır. Hélène Cixous’a göre bu durum: “Gerçek olarak algılanan her şey erkek tarafından oluşturulan sembolik düzenin tezahürüdür…” Pınar Kür, “Asılacak Kadın” metni ile bu ezber ve anlayışı kendi edebi dili ile sarsar.

Farklı tarihsel zaman dilimlerinde insanlık, birbirlerinden farklı kendilik maskeleri kullanmışlardır; dolayısıyla, Pınar Kür’ün metnindeki her karakterin söylemi, hem tarihsel açıdan, hem de içinde bulunulan zaman açısından birbirinden farklıdır. Asılacak Kadın’da gösteren ve gösterilen olaylar/karakterler arasındaki kavramsallaştırma kurguda anlam boyutuna taşınır. Aslında bütüne bakıldığında metnin dili basit olarak ideolojiktir: kavramlar, olumlu-olumsuz, erkek-kadın, güçlü-zayıf gibi bir sınıflandırma sonucunda olumluluk ve güç bildiren kavramlar otoriteyi, diğerleri ise yönetileni temsil etmektedir. Bu bağlamda metindeki dilin aktarımı sağlama özelliği, ideolojik aktarımları ve ilişkileri analiz etmede önem kazanmaktadır. “Asılacak Kadın” metninde üç söylem söz konusudur: Kadınlara duyduğu öfkeden dolayı ön yargılarıyla davranan Hâkim Faik İrfan Elverir’in baskın eril söylemi; erkekler tarafından acımasızca sömürülen ve yine bir erkek tarafından sağlıksız şekilde yargılanan kurban Melek’in sessiz söylemi; Yalçın’ın kafasındaki asi düşünceleri ama dışa yansıtamadığı pasif söylemi. Bu üç söylem kadının, dolayısıyla da insanın onurunu tehdit eden yozluğun bir kesitidir de!

“Asılacak Kadın” metninde,  “her gerçeğin görünen ve görünmeyen yüzleri” olduğu vurgulanarak, olayları yalnız görünen tarafa bakarak değerlendiren otoritenin, bir insanın yaşamına son verebileceği mesajı verilir. Melek’in yaşadıklarına taşlaşmış ön yargılarını aşamadan yaklaşan ve onu sırf kadın olduğu için potansiyel bir suçlu olarak gören Hâkim ile Hüsrev Bey’in mal düşkünü akrabaları, “dişi köpek kuyruk sallamıştır, çocuğu da o azmettirmiştir” söylemleriyle genç bir kızın hayatını mahvederler. Öncelikle, Melek’ten “herkesin yaptığı gibi” faydalanmak isteyen ancak daha sonra ona olan duygularının da etkisiyle yaptığının yanlış olduğunu anlayan Yalçın, Melek’e yapılanlara göz yumanları şu sözlerle eleştirir: “Şimdi düşünüyorum da o ilk anda bana en korkunç gelen Melek’e yapılanlar değil de, bunu birçok kişinin yapabilmesi, birçok kişinin de yapılmasına göz yummasıydı sanırım. Genç bir kızın, zavallı, korunmasız bir kızın bir zorbanın sapıklığına kurban edilmesine bunca kişi katkıda bulunabiliyor, bunca kişi de olayı uzaktan, rahat rahat seyredebiliyordu.”

Melek henüz küçük bir kızken üvey babası onu, doğup büyüdüğü köyden kopararak İstanbul’a getirir. Yaşlı ve hasta bir kadına bakmak üzere bir yalıya hizmetçi olarak yerleştirir; daha doğrusu para karşılığı satar. Önceleri yaşlı kadının eziyetlerine maruz kalan Melek, kadın öldükten sonra da onun psikolojik sorunları olan oğlu Hüsrev tarafından taciz edilir ve bedeni başka erkeklere sunulmak suretiyle acımasızca kullanılır. Bedeni sömürülerek seks kölesi haline gelen Melek ruhsal olarak da çökmüştür. Yalıdaki hizmetlilerin oğlu Yalçın, Melek’ten hoşlanmaktadır. Hüsrev’in peşine takılarak yalıya giden Yalçın, Melek’le birlikte olur. Fakat birkaç gün sonra yaptığından pişmanlık duyar. Melek’in yaşadığı kâbusun farkına varan Yalçın, sapkın güdülerini kızın bedeni üzerinde tatmin eden adamdan intikam alarak Melek’i kurtarmaya karar verir. Yağmurlu bir gecede yalıya gider ve Hüsrev’i vurur. Melek’in de yardımıyla Hüsrev’i yalının bahçesine gömerler ama ardından polise yakalanırlar.

“Asılacak Kadın” metninde, erkeğin, cinsel arzularını tatmin için kadın bedenine zorla sahip olması; kimi zaman güdülerle gerçekleşen ilkel bir eylem, kimi zaman da erkeğin geçmişindeki kadınlardan intikam alma yolu olup, kadın bedeni üzerinde iktidarını kurma amacı taşır. Romanda cinsel sapkınlık boyutunda uygulamalara yönelen, fetişist, pornografik ve sadistçe nitelikler sergileyen, birtakım nevrotik davranış biçimleri gösteren erkekler vardır. Kadın istismarının ilk halkasında yer alan erkeklerin temel özelliği, soylu ailelerden gelmeleri ve hayatta her şeyi elde edebileceklerine olan mutlak inancın yansıması olarak kadını da bir mülkiyet aracı görmeleridir.

Adalet mekanizması, “Asılacak Kadın” metninde eleştiri oklarına hedef olan diğer bir önemli olgudur. Melek, işlemediği bir cinayetten mahkemede sorgulanır. Kür’ün romanında, cinayet suçlamasıyla mâhkum edilen Melek’in idamla cezalandırılışı adalet sistemindeki çarpıklığı da mercek altına alır. Böyle bir vaka karşısında adalet sisteminin nasıl işlediği, yasaları yürüten ve adaleti sağlayan kişilerin geçmiş yaşantılarının gölgesinde kalmaları sonucu adil olamamaları gözler önüne serilir.

Susan Brownmiller, adalet mekanizmasındaki yasa koyucu, yürütücü ve yargı sisteminin çoğunlukla erkeklerden oluşan bir yapı arz etmesinin, cinsel sömürüye maruz kalan kadınların şikâyetçi oldukları erkeklerin adil bir şekilde yargılanmalarının önünde önemli bir engel oluşturduğunu ifade eder: “Kadınların geleneksel olarak ve tasarım sonucu, yasaların yürütüldüğü tüm önemli alanların, polis örgütünün, savcılığın, jüri locası ve yargıç koltuğunun, temyiz ve anayasa mahkemelerinin dışında tutulmaları, erkeklerin oluşturduğu yasalar uyarınca adalet arayan ırza tecavüz kurbanları açısından çift yönlü bir engel ortaya çıkarır. Ve bu yüzden yasanın görünümünün gerçeği yansıtacak biçimde değiştirilmesi yeterli değildir. Yasaların yürütülmesi ve adaletin sağlanması gibi ağır sorumluluklar taşıyanların da görünümleri değiştirilmelidir.”

Metnin başında “Yalı cinayeti” davasına bakan hâkimin, dava hakkındaki düşüncelerine yer verilmiştir. Bunlar, kadın düşmanı bir hâkimin önyargılı ve saplantılı fikirleridir. Hâkimin kadın düşmanı olmasının temelinde yatan sebepler çocukluğuna kadar gider. Romanda bu sebepler ayrıntılı olarak işlenmiştir. Çocukluğunda bir gecekonduda yaşayan hâkimin annesi hizmetçi, ablaları fabrika işçisidir. Çocukluğu yokluk içinde geçen hâkimin tek arkadaşı ise zengin bir ailenin çocuğudur. Arkadaşının evi çok güzeldir, hâkim sürekli o eve gitmek ister. Ancak bir süre sonra, arkadaşının annesi tarafından “koktuğu” gerekçesiyle eve girmesine izin verilmeyecektir. Sorunlu geçen bir çocukluktan sonra büyüyüp hâkim olan ve evlenen adam, karısı tarafından aldatılır. Karısını aşığıyla yakalayan hâkim, adamı hapse attırır. Adam, kısa bir süre sonra hapiste öldürülünce hâkimin karısı, onu öldürtenin kocası olduğunu düşünür ve bunun intikamını almak için başka erkeklerle yatar. Bu nedenle kadınlara karşı çarpık bir bakış açısı geliştiren hâkim bütün kadınlara aynı gözle bakmaya başlar; hatta annesi ve ablalarının bile başka erkeklerle birlikte olup kocalarını aldattıklarını düşünür.  Melek için hüküm bu yüzden en başta bellidir: Asılmalıdır!

Melek’i yargıladığı davada da objektif olamaz ve onu suçlu bulur. Karara muhalefet şerhi koydurarak temyiz yolunu açan Kadın Hâkim Mefaret Hanım ise duruşmanın başından beri hiç konuşmayan Melek’i anlamaya çalışmaktadır. Son duruşmadan önce Melek’i yanına çağırır ve ondan olanları anlatmasını ister. Yalçın’ın kendisini kurtarmak istediğini söyleyen Melek, “Tüysüz oğlan nasıl kurtaracakmış ki beni?” diyerek genç adamın çabasını küçümser. Hâkime Hanım, Melek’in başına gelen her şeye boyun eğen bir kadın olduğuna hükmeder ve ona acır. Melek’in davasına bakan erkek Hâkim ise Mefaret’in bu duygusal yaklaşımını zaaf olarak nitelendirir ve “kadından yargıç olmayacağını” düşünür: “Hâlbuki asılacağı şüpheli. Korkarım asmayacaklar. Oybirliği ile alınmamış bir karar. Temyizden dönmesi çok muhtemel. Muhalefet şerhini koymakta diretti Allah’ın cezası kadın. Zaten o Mefaret’i ceza diye, bela diye sardılar başıma. Benim başkanı olduğum heyette kadın hâkim olur mu? Olmaz!” İş hayatının “pratikte erilliği kurumlaştıran ve erkek egemenliğinin sergilendiği bir alan” olduğunu düşünen hâkim, hâkimlik mesleğini sadece hemcinslerine özgü olarak tanımlamaktadır.

Dış dünyadan koparılarak, Hüsrev’in hastalıklı ve korkunç dünyasına hapsedilen Melek, çektiği eziyetler sonucunda kendini savunmak için ağzını bile açamayacak bir obje haline gelmiştir. Savunmasız ve çaresiz kadın, davanın sonunda mahkemece çarptırıldığı idam cezasına da hayatı boyunca hiçbir şeye etmediği gibi itiraz etmez. Bu noktada sosyalist feminist, psikanalist Juliet Mitchell’in özgürlük ve insanın kendi hayatına sahip olması gerektiği hususundaki sözleri akla gelir: “Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse nasıl oluyor da bütün kadınlar köle doğuyor? Çünkü kadınlar, erkeklerin tutarsız, belirsiz, bilinmeyen, keyfi iradelerine tabi olduklarına göre, bu, kölelik durumu değil de nedir?”

*Asılacak Kadın, Pınar Kür, Can Yayınları, 2019


Haber Kaynak : ÖZEL HABER