Tuba Dere: “Roman kahramanlarının varlığı gerçek kişiler gibi benim hayatımda.”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İRFAN YALÇIN

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

Öykü: Hatice DÖKMEN - R’leri Söyleyemeyen Çocuk

Deneme: Bayram SARI - Asılacak Kadın

FİLM ANALİZ: Şükran Çamaşırcı - TEPENİN ARDI

Öykü: Sırrı AYHAN

DİSTOPYANIN DÖNÜŞÜ

Recep NAS’ın çevirisiyle: Louise GLUCK- Bir Sadakat Efsanesi

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: MURAT YALÇIN

ÖYKÜ: Kader MENTEŞ BOLAT - SIRADAN BİR GÜN

ÖYKÜ: İlknur Güneylioğlu - CILIZ BULUŞMALAR

ŞİİR: Kara Topraklarda Patlayan Uçurumlar/ Onur Sakarya

KADINLARDAN: “UYKULARINIZ KAÇSIN!” ORTAK BİLDİRİSİ…

Söyleşi: Yaşar SEYMAN - “O KADINLAR KENDİNİ YENİDEN YARATAN KADINLAR”

Saba ÖYMEN : Bir yaz akşamında ev düşüncesİ

ÖYKÜ :Meliha Yıldırım - DUMAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Erendiz ATASÜ...

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

İlknur Güneylioğlu İLKAY TUNA İLE SÖYLEŞİ

YAZI: Hülya SOYŞEKERCİ

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

Geçmişten bugünümüze çoğunlukla edilgen bir kahramandır kadın. Dilinin, elinin, teninin gücüyle yaşamı güzelleştirmek için beklentilerini erteleyerek sevdiklerine el verendir. Suskundur.  Acısını, yaralarını içine akıtmıştır ve kendilerine belletileni doğru bilmiştir.

Hepimiz ana olduk, bacı olduk, eş olduk kutsandık ama küfürlerin baş tacı olmaktan kurtulamadık. Kadın olamadık, insan olamadık. Ne sevdamızı ne de aşkımızı yaşayabildik. En sevdiğimize bile söyleyemedik “Ayıptır, günahtır” diye…

Hep iç sesimizle konuşup, güldük. Seslendiremedik öfkemizi ve duygularımızı… Cumhuriyet döneminde kadını yücelten devrim yasalarının ne yazık ki bugün çok gerisinde kaldık. Bize belletilenlerin akılcı ve bilimsel olanları uygulamada yeterince cesur olamadık. Yönetenlerin kadın üstünden baskısı erkeği güçlendirirken, kadınları yok saydı, aşağıladı ve eve hapsetti. Ne yazık ki bu ezilmişliği içselleştirmiş kadınlarımız, içlerindeki gizil gücü –yaratıcılığı- kullanamamıştır.

Cinsel saldırı, her türlü şiddet, kötülük ve güvenilmezlik kaynağı olma, alınır satılır mal gibi görülme, dini koşullanmalar, atasözleri, deyimler, söylenceler, yazılı ve sözlü kaynaklarla kadına eziklik, bağımlılık, yeteneksizlik, yetersizlik duygusu verir. Edebiyatta da erkeğin gölgesindedir kadın. Salt edebiyat değil, sanatın her alanında kadını geri planda görürüz. Oysa kadınlara özgü duyarlılıklarıyla, incelik ve estetikle, edebiyatı kadınlar doğurmuştur.

Yaşam değişti, bize dayatılan geleneksel rollerimiz de değişmeli. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kaynağını oluşturan ataerkil düzen içinde, bir kadının özgürleşme ve bireyleşme çabaları, mutfağının dışında da üreterek gelişebilir. Bir kadın hem anne hem doktor, ressam, oyuncu, ev kadını, şair hem de neden yazar olmasın? Özellikle ev kadınlarına (Evinin emekçisi) yasak koyulursa edebiyat yoksullaşır. Evlilik, çocuk sahibi olmak, edebiyatı yıkan bir şey değildir.  Bir kadın kendini önemser ve geliştirirse çocuğunu da mutlu eder.

Sevgi Soysal’ın seslendirdiği gibi “Kadın; hayat denilen güzel oluşumun vazgeçilmez savaşçısıdır. Sözümüz hayatsa, kadın yaşam için ölümden de çekinmez. Çünkü kadın, doğumu bilir, yani hayatın ölüme, bereketin kısırlığa, ilerlemenin durgunluğa olan tartışılmaz üstünlüğünü bilir. Kısaca emekçidir o. Hayatın emekçisi. Budur en büyük gücü kadının.”

Bu gücümüzün ayırımında mıyız?

Yaralarımızı sarmanın ve düşündüklerimizi söylemenin en iyi yolu yazmaktır. Bize dayatılanı değil, sorgulayıp anlamlandıramadığımız ne varsa yazmalıyız. İç dökme de olur bu, dert dinleme de. Kalem her dönem, etkileyici bir silahtır. Bizim silahımız kalem olmalı. Dağarcığımızda ne varsa, susturulduğumuz sorun neyse, bedenimiz üstünden geçinenlere doğrultmalıyız bu silahı…

Her bilinçli ve özgür kadın diktatörler için bir tehlikedir. Ülkemizde de özgür kadınlardan korkan, yöneticiler ve adamlar vardır. Duyuları bastırılmış, çocukluktan beri karşı cinsi düşman bellemiş erkekler, kadın bedeninden korkar, iktidarını kaybettirir diye korkar.

Kocasından dayak yiyen, çocuk yaşta evlendirilen, korkudan konuşamayan, savaşlarda tecavüze uğrayanların sessizliği bunu yapanları cesaretlendirmektedir. Ne yazık ki bugün kadın bedeninin kamusal alanda görünmesinden rahatsız, kadını suskun ve dilsiz kılmak isteyenlerle doludur.

Öyleyse kadınlar susmamalı, ses olmalıdır. Kadınlar konuşmalı, koşmalı, bağırmalıdır. Bağıramıyorsa yazmalıdır… Savaşlara karşı çıkmak, özgürlük eşitlik için yazmalıdır. Çünkü yazmak kendini, duygularını anlatmaktır. Geçmişi ve bugünü aktarmaktır. Geleceği hayal etmek ve varoluş nedenimizi sorgulamaktır…

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER