Avrupa Birliği peşine düştüğümüzden buyana şımarmakta ve sabrımız karşısında şımarıklığı arttığı gibi büyümemiz bakımından da şaşkınlığını açığa vurmaktadır. Devlet adamlarımızın bazı sözlerini bahene edinerek bakanlarımıza karşı tavırları çirkin ve kabul edilmez bulunup kendi acziyetlerinin gereği görülmektedir. Acaba bundan sonra savaşlar köpekler ve polislerle mi yapılacaktır? Bu da onların acziyetlerinin tecellisidir. Diplomatik yol varken güç gösterisinde bulunmaları şaşkınlıklarının ve şımarıklıklarının bir icabı olmalıdır.
Devletler arası hayatta ulu önder ATATÜRK´ün yüzyılları kapsayan ünlü sözü “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü dünyaya ders olacak şekilde cumhuriyetin başında söylenmiş veciz bir söz, yerinde bir öğüttür.
Diplomaside ve dünya hayatının her safhasında sulh sözü sevgi ifadesidir. Sevgi, akıl ve mantık işidir. Sevgi olan yerde kavga olmaz. Ancak aklını kaybetmiş, şımarmış insanlar devlet zırhına bürünerek avrupada olduğu gibi saldırırlar. Bizim Türkiye olarak bunlara karşı gücümüze, büyüklüğümüze yakışacak şekilde usulünce karşılık vermek fakat halklara zarar verecek şekilde muameleden kaçınmak devlet olgunluğu içinde hareket etmek şiarımız olmalıdır. Siyasi liderlerin bu konuda olgun davranmaları ATATÜRK ilkelerini ve gelecek çıkarlarımızı dikkate almaları ve dünya siyasetine uygun akıl yolunda tedbirlerle aşırı gitmemek kaydıyla, makul ölçüde davranmamız , öfkeye ve asabiyete kapılmamız yolu takip edilmelidir.