İyi partili bir milletvekili şöyle bir söz sarf etmişti!
"Biz Müslüman olmayan Türk’e, Türk demiyoruz. Müslüman olmayan Kürde niçin Kürt diyelim?" Niçin insan diyelim?"
Soralım bu arkadaşa: İnsan olmak için belirli bir dine veya belirli bir ırka mensup olmak mı gerekir?
Aslında bu arkadaş kendi insanlığını bir gözden geçirse bence iyi olur...
Bizim memlekette böyle saçmalıklar hep oluyor, hatta sloganlaşıp siyaset alanına yayılıyor.
Bir zamanlar “Türk İslam sentezi” demişlerdi ve siyaseti buna göre dizayn etmişlerdi; Nihal Atsız buna itiraz edince partisinden dışlanmıştı. Ve bu kafa yapısı tabana da yayılarak günümüze kadar geldi. Bu kafa yapısına günlük hayatta ve sosyal medyada sürekli rastlıyorum.
Örneğin: “Müslüman olmayan Türk milliyetçisi olamaz” diyenler var.
Nasıl yani?
Bir Hristiyan Türküm diyemez mi?
Ya Yahudi?
Ateist veya Deist olanlar Türk ve Türk milliyetçisi olamaz mı?
Ne yani, “Türk olmak, Türk milletini sevmek” belirli bir dinin egemenliği altına girmekle mi oluyor? Siz mi karar veriyorsunuz buna?
Atatürk “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” demişti.
Burada ortak yaşanmışlıklar, acılar, sevinçler, tasalar, birlikte yaşadığımız topraklarda oluşan kültürden söz ediliyor. Bu ortak kültürü oluşturan halkın adına Türk deniliyor.
Bir Kürt, Laz, Arnavut, Çerkez “Ne Mutlu Türküm diyene” diyebilir. Türklük bilinci kimsenin tekelinde değildir. Herkesin, herkesten fazla Türküm demeye hakkı vardır.
Dinsiz olan biri de “Türküm” diyebilir.
Yani bizler, Milli kimliğimizi ve inançlarımızı siyasetçilerden mi öğreneceğiz?
Nasıl oluyor da siz bizim kimliğimizi ve inançlarımızı sorguluyorsunuz?
Ne hakla? Ve bunu kahve köşelerinde, sosyal medyada, tv ekranlarında sergiliyorsunuz. Belki de sizin, ağzınızdan çıkan sözün anlamını algılayacak kapasiteniz bile yok.
Aslında etnik kimlikleri ve dinleri bir kenara bırakıp önce insanlığımızı konuşmalıyız/sorgulamalıyız.
Bugün iyiler ile kötülerin savasını izliyoruz/yaşıyoruz.
Geçmişte de bu böyleydi, gelecekte de böyle olacak. İyilerle kötülerin savaşı hep devam edecek.
Ne zamana kadar?
İnsan olduğumuzu idrak edene kadar.
Bizi sömürerek semiren kötüleri sırtımızdan atana kadar.
Bizi çeşitli sebeplerle ve çeşitli isimler altında ayrıştırıp çıkar sağlayanları tanıyana kadar.
Evet, iyilerle kötülerin arasındaki savaşta yerimizi belirlemeliyiz. Kazanan taraftayım diyebilmek için renksiz olamayız. Ya iyiyiz, ya da kötü. Ya iyiden yanayız, ya da kötüden...
Ya bu savaşı kazanacağız ya da kimliğimize ve inançlarımıza karışacak kadar cüretkâr olanların elinde şamar oğlanına döneceğiz.
Ah şunu da söylemeliyim: Ben dört ırk bilirim. Beyaz, sarı, kızıl, kara. Bunların bile birbirinden farklı olmadığı, iklim ve coğrafi şartlara göre zamanla renk aldıklarını söylüyor bu işin uzmanları. Fakat bu birlik, yönetme hırsıyla hararetlenmiş kişilerin işine gelmediği için tarihten beri böl parçala metoduyla bu günlere geldik. Daha da küçültmek istiyorlar. Şehir devletlerine, cemaat devletlerine dönüştürülmüş ufak, yenilir yutulur devletçiklere...
Neden mi?
Tek dünya devleti, tek bayrak, tek din denilerek mülkiyetsiz ve köleleştirilmiş insanlardan oluşan yeni bir orta çağ düzeni...
Efendiler ve köleler.
Oysa Tanrı demişti: Benden başka Efendi edinmeyin...
Gönlünüze Tanrı’dan başkasını sokmayın!

