Olumsuz ekonomik koşullar, asayişsizlik, huzursuzluk ve gelecek endişesi, insanların sosyal ve fiziki anlamda kendilerini daha güvende hissedebilecekleri ülkelere göçüne yol açmakta.
Beyin göçü, gelişmekte olan ülkelerin canını yakan durumlardan birisi iken gelişmiş ülkeler için talih kuşu sayılır.
Ekonomik, sosyal ve siyasi çalkantıların tetiklediği beyin göçü milli servet kaybıdır.
Büyük özveri ve külfetle eğitilip yetiştirilen insan gücünün kendi toplumuna hizmet vereceği çağlarında umutlarını dışarılarda aramak zorunda bırakılması ulusal aymazlıktır.
Umursamazlıkla heba edilen milli servetin bedeli ve toplumsal maliyeti ülke bekasını yakından ilgilendirir.
Beyin gücünü göçe iten sıkıntıların ortadan kaldırılması ve tersine göç ortamının sağlanması, gelişmekte olan ülkelerin makûs talihini de tersine çevirebilecek yegane çıkış yolu eşiği olabilir.

GÖÇ
Beyin göçü yetişmiş insan kaybıdır. Milli servet kaybıdır.
Meşakkatle yetiştirilmiş, eğitimli, nitelikli insan gücünün ülkesini terk ederek koşulları daha iyi gelişmiş ülkelere göçü yüzyılımızın sancılarından birisidir.
İşsizlik, kalifiye kişilerin düşük ücretlerle istihdamı ve belki daha önemlisi de nepotizm, anti demokratik uygulamalar, siyasal çalkantılar ve liyakatsizlik göçü hızlandıran nedenlerdir.
Gelişmiş ülkelerin kendisine yönelen nitelikli, yüksek eğitim almış değerleri sahiplenip, kapılarını rekabet içinde sonuna kadar açması beyin göçünü daha cazip hale getirmekte.
TÜRKİYE
Türkiye beyin göçü veren ülkeler arasındadır.
1960’lı yıllarda başlayan emek göçü, darbeler ve ekonomik buhran dönemlerinde nitelikli beyin göçüne dönüşmüştür.
Özellikle son yıllarda doktor, mühendis, bilim insanı, nitelikli teknik eleman ve bilişim yazılımcılarının yurt dışı arayışları neredeyse kitlesel göç izlenimi yaratmıştır.
Bir tespite göre yüksek mesleki eğitim görmüş her yüz kişiden 60’ı göçle kaybedilmiştir.
Son birkaç yılda 250 bin entelektüelin Türkiye’den ayrıldığı söylenmektedir. Resmi verilere göre her yıl sayıları yüz binleri aşan bir göç yaşanmakta olup, TÜİK sadece 2019 yılında 330 bin kişinin yurt dışına göçtüğünü kaydetmiştir.
Bu yıl içinde Avrupa Birliği ülkelerine iltica eden vatandaş sayısının 30 bini aştığı rapor edilmekte.
Gençler arası işsizliğin yüzde 40’ı aştığı, 18-29 yaş grubunda göç isteğinin yüzde 76 olduğu, dışarıya göç edenlerin oranının yüzde 97 arttığı bilinmekte.
Daha iyi bir gelecek, daha huzurlu bir yaşam, adalet ve eşitlik arayışı içinde yurt dışına göç etmek isteyen gençlerin yüzde 77’si, torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanmakta.
UNESCO verilerinde Türkiye’den her yıl 50 bin öğrencinin yurt dışına gittiği kaydedilirken, bunların çoğunluğunun dönmeyi düşünmediği, beyin göçünün lise düzeyine indiği iddia edilmekte.
AB çevrelerinin, Türklerin siyasi baskı, adaletsizlik ve olumsuz ekonomi koşullardan kaçmakta olduğu yorumları artık sır değil.
Almanya geçen yıl sekiz bin, bu yıl ise ilk aylarda 10 binden fazla vatandaşımızın iltica talebinde bulunduğunu, buna sayıları bilinmeyen kaçakların dâhil olmadığını açıklamıştır.
Vatandaşları Almanya’dan iltica talebinde bulunan ülkeler sırasıyla Suriye, Afganistan, Irak ve Türkiye’dir. Beyin göçüne sorgusuz sualsiz kucak açan ülkeler ise ABD, Kanada, Avustralya, Güney Afrika, Almanya ve Fransa’dır.

BEYİN GÜCÜ
Bir ulusun stratejik zenginliklerinden en önde gelenlerinden biri beyin gücüdür.
Rahat ettiremeyip dışarıya yolladığımız, geri dönüşleri için uygun zemin hazırlayamadığımız değerlerimizden uzaktan da olsa yararlanmak, yetiştikleri topraklara yeni bilişim ve teknolojik ağlar üzerinden bilgi ve deneyim aktarmalarının yolunu açmak her şeye rağmen mümkün.
Böyle bir kazanım, elbette ancak onları samimi kurumsal kucaklamayla mümkün olabilir.
Aksi halde, Türkiye’nin iç savaşlı, işgale uğramış, siyaseten baskıcı İran, Afganistan, Irak ve Suriye gibi ülkelerle aynı kefeye konulması, iyi yetişmiş bilim insanları, beyin güçleri Batı coğrafyalarına sığınmış bir ülke olarak anılması kaçınılmaz olacaktır.
Beyin gücünün göçünü önleyemeyen bir ülkenin beyin ölümüne maruz kalabileceği hesaba katılmalıdır.

