Atatürk’ün 1922 yılında TBMM’nde eğitim ile ilgili bir konuşmasındaki bu cümle dikkat çekici.
“Manevi kuvvet ise özellikle BİLİM ve İMAN ile yüce bir biçimde gelişir.” M.K. Atatürk
Bu cümlenin içindeki bilim ile iman kelimelerinin yan yana gelmesi, dincilerin ve aydın geçinenlerin kafasını karıştırmış olabilir.
Bendeniz geçen günlerde de “iman” ile ilgili bir yazı kaleme almıştım.
Bilhassa bizim dinciler arasında bu “iman” kelimesi yanlış anlaşılıyor.
Örneğin:
Adama soruyorsun: Kur’an’a inanıyor musun?
“İnanıyorum” diyor.
İman ettin mi?
“Ettim” diyor.
Peki, iman ettiysen Kur’an’dan bir kaç ayet okur musun? Hem dinimiz hakkında biraz konuşmuş oluruz diyorum.
“Ben Kur’an okumadım ki” diyor.
Peki be arkadaş, okumadığın bir kitaba nasıl iman ettin? İnanmak ile iman etmek ayrı şeylerdir arkadaşlar.
Ben size “bu su çok sıcak” dediğim zaman inanırsınız. Bu bana olan güveninizden dolayı, benim yalan söylemeyeceğime inandığınız için suyun sıcak olduğuna, daha doğrusu bana inanırsınız.
Suyun gerçekten sıcak olduğuna iman etmeniz için ise elinizi suya sokup deneyimlemeniz gerekir. O zaman suyun sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu anlarsınız ve sonucu tasdik edersiniz, onaylarsınız. Bu imandır.
Yani kulaktan duyma bir şeye inanabilirsiniz ama iman etmek için deneyimlemek ve tasdik etmeniz gerekir.
Evet, iman noter gibidir.
Evet, ben Kur’an-ı Kerim’i okudum. Akla, mantığa ve vicdana uygun buldum. Bunun için bu kitabın içindeki bilgilere iman (tasdik) ettim. Onaylıyorum.
Şimdi Atatürk’ün cümlesini bu bilgiler ışığında tekrar okuyalım.
“Manevi kuvvet ise özellikle BİLİM ve İMAN ile yüce bir biçimde gelişir.” M.K. Atatürk

