DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 9.06.2022 14:59:00 525 0
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Adana Demirspor 0 0 0 0 0 0
2.Alanyaspor 0 0 0 0 0 0
3.Antalyaspor 0 0 0 0 0 0
4.Başakşehir FK 0 0 0 0 0 0
5.Beşiktaş 0 0 0 0 0 0
6.Fatih Karagümrük 0 0 0 0 0 0
7.Fenerbahçe 0 0 0 0 0 0
8.Galatasaray 0 0 0 0 0 0
9.Gaziantep FK 0 0 0 0 0 0
10.Giresunspor 0 0 0 0 0 0
11.Hatayspor 0 0 0 0 0 0
12.İstanbulspor 0 0 0 0 0 0
13.Kasımpaşa 0 0 0 0 0 0
14.Kayserispor 0 0 0 0 0 0
15.Konyaspor 0 0 0 0 0 0
16.MKE Ankaragücü 0 0 0 0 0 0
17.Sivasspor 0 0 0 0 0 0
18.Trabzonspor 0 0 0 0 0 0
19.Ümraniyespor 0 0 0 0 0 0
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

​​​​​​​ACI ÇIĞLIK

Biri düştü bi bi bi  biri biri  düştü   altıncı kattan çığlık attı kanatlarını açmıştı kuş  olmuştu  uçtu gözümün önünden koştum pencereye koştum aşağı aşağıya baktım betona çakılmıştı  dağılmıştı kafası çığlığı   kulağımda kafamın içinde beynimi oyuyor uyutmuyor uyuyamıyorum  gece gündüz  biri düşüyor arka arkaya  düşüyorlar birileri düşüyor penceremin önünden uyuyamıyorum acı  acı acı çığlık kaynıyor kafamda  kalbim sıkışıyor çığlık oluyor  sonra biri çekiliyor  camın önünden  birinin gölgesi…

HELVA ZAMANI

Of be nihayet çekildi gitti hayatımdan son nefesini verir vermez çenesini bağladım elimi çabuk tuttum bu defa hortlamasın yine düğüm üstüne düğüm attım sonra mutfağa girdim tavayı ocağa koydum un yağ şeker çoktan hazırdı zaten…

KİMDİ O

Maviden başka rengi sevmezdi baştan aşağı maviydi saçı ruju ojesi kıyafeti ev eşyası arabası beyazı hiç sevmediğini bilmeyen yoktu mavi zarfın içinde açık mavi kağıda koyu mavi mürekkeple yazılmış iki satırdan ibaret vasiyet mektubuna mavi kefenle gömün beni yazacak kadar maviyle bozmuştu kafayı  gassala sordum mavi kefen olmaz ki tövbe estağfurullah dedi cüzdanımdan çıkarıp eline tutuşturduğumu kabul etmedi cebine koydum itiraz etmedi yana çekildi hortumu sabunu keseyi çekip aldım elinden yıkadım sabunladım kese bile yaptım tertemiz ettim mavi kefene sardım vebali de günahı  da bana   dedim mavi açan çiçek tohumu aldım bugün mezarına gittim masmavi çiçekler içindeydi karımın mezarı  ilan vermedim sala okutmadım  hani kimi kimsesi yoktu bunun benden önce çiçek eken kim kim kim nasıl…

YOK

Sokağın başındaki evde oturan kadın, her sabah simit alıyordu sokak simitçisinden. Gece mavisiydi kadının gözleri. Sesi cilveli,  memeleri iri,  parmakları ojeli,  saçı o biçim.  Çiçekli perdeyi çeker, camı açar, simitçiiiiii, bir simit lütfen, çıtır olsun ama tamam mı canım, der sepeti aşağı sallandırırdı. Simitçi, başını yukarı kaldırır, penceredeki mavi gözlere bakamaz, gülümseyemez, hızlanır, deli akardı kanı. Yüzü kızarır, başını indirirdi.  En çıtırı seçen parmaklarıyla beyaz kağıda sardığı simidi sepete koyar,  sonra kağıt paranın üstünü sayardı, tam sepete koyacakken,   kadın sepeti çekerdi.  Camı kapatmadan önce, üstü kalsın canım, derdi cıvıltılı,  fingirdek sesiyle.

Simitçi, başını kaldırır, çiçekli perdesi çekili, camı kapalı pencereye bakar, sonra tablasını başına koyar ve yürürdü. Işıltılı gözleri, kırmızı yanakları,  damarları alev almış titreyen ince bacakları, sokağın bir başından öbür başına götürürdü onu. Simitciii, çıtır simiiit, simiiit…   

Her mevsim, her gün,  her sabah, aynı saatte gelir, mavi gözlü, cilveli kadının camı önünde durur, bağırırdı simitçi.  Sii- mit- çiii  taze simiiiit çıtır simiiit.  Aynı cilveli, cıvıltılı sesiyle perdeyi çeken, camı açan kadın, her mevsim her gün, aynı saatte: Simitçiii, bir simit lütfen, derdi. Tamam mı canım, demeyi hiç ihmal etmedi, paranın üstünü almadı.

Karlı, soğuk bir kış sabahıydı.   Otomobil geçmedi sokaktan, sütçü gelmedi, kargalar, serçeler konup kalkmadı çatıya, pervaza,  dalı kolu kar yüklü ıhlamur ağacına.  Simitçi geldi. Si-mit -çiii, taze simiiit, dedi. Cam açılmadı,  cilveli sesi duyulmadı kadının. Simitçi başını kaldırdı cama baktı, simitçiii, taze simiiiit, çıtır simiiit. Titriyordu. Cam açılmadı, bekledi. Simitçiiiiiii, taze simiiiiit,  çıtır  simiiiiit, dedi.  Kadın perdeyi çekmedi, camı açmadı, cilveli sesi duyulmadı.  Simitçi bi daha bağırdı. Sİ-MİT- Çİİİİİİİ, TAZE - Sİ - MİİİİİT.    Kadının penceresinden aldığı gözünü karlı, buzlu yola verdi, yavaşça yürüdü.  Birkaç adım sonra durdu,  döndü, arkaya baktı,  bütün camlar kapalıydı.   Sesi gitgide düştü, inceldi, titredi. Her adımından sonra kendinden başka duyan olmadı sesini. Simit, simit, si, sii, sim…

AĞIT

Eniştem öldü, pat diye değil ha, çeke çeke öldü, ablam her şeyini hazır etmişti. Kefen bezi, pamuk, gülsuyu, sabun, çenesini bağlamak için büyük beyaz mendil. Puff, diye nefesini verince hemencecik sıkıca bağladı çenesini.  Sonra da başucuna oturdu ağıt yaktı.   Ağlama abla, kurtuldu işte, çok acı çekiyordu, dedim. Öldüğüne ağladığımı kim söyledi,  bir bardak çay versene, dilim damağım kurudu, dedi. Rakı vereyim, dedim. O daha iyi olur, dedi.

ACI KARPUZ

Aylardır iş yoktu, bugün iş buldum, gündeliğimi aldım. Komşuya emanet ettiğim kızımın elini tuttum. Eve gidiyoruz. Simit fırını önünden geçerken,  sıcak simit kokusuna gitti adımlarım, bir simit aldım eline verdim.  Bölüp, yarısını bana geri verdi kızım. Sen ye, ben tokum, dedim. Ben de tokum,  arkadaşımın annesi bize kek yaptı,  dedi. Rahat ettin mi orada, sevdin mi Handegilin evini, dedim.

 Öyle zenginler, öyle zenginler ki anne, çook zenginler, karpuz bile var evlerinde, hem de kocaman, diyen kızıma baktım, kömür gözlerine kilitlendi gözlerim. Cebimdeki gündeliği düşündüm. Karpuz alamazdım.  Yüksekten düşen karpuz gibi çatladı kalbim. 

GÖK MAVİ SU MAVİ

Akıp giden su mudur, derenin suyu mu? Yoksa ben miyim, mavi suya kapılıp giden. Dere kenarındayım, ayaktayım,  suya bakıyorum. Şırıl şırıl akıyor, mavi gök, beyaz bulut düşüyor suya, parlıyor. Yüzüm suda, elim ayaklarım, tüm gövdem suda, mavi, her şey mavi, ellerim, saçlarım, yüzüm, eteğimin çiçekleri mavi, kıpır kıpır, kıpır kıpırız. Akıyorum, akıyoruz, su ve ben, bulut ve ben, mavi gök ve ben, elbisem, hepimiz gidiyoruz. Çakılı, taşı, otu, kökü sürüklüyor,  koşuyor, coşuyoruz. Güneş ışığı da bize katıldı, parlıyoruz. Su ve ben, dere ve ben, gün ışığı ve ben yoldaş olduk, nereye gidiyoruz? Denize geldik, deniz olduk,  dalgalandık, hepimiz deniziz, biz deniz olduk.

- Arzum, Arzum, Arzum kızım, kalk hadi uyan,   oyuna geç kalıyorsun.

- Anne bırak beni, deniz olmalıyım, mavi göğün altında mavi deniz.

 

PINAR GÜNTEKİN İÇİN...

 

Beş gün oldu, ben öldüm, siz duymadınız. Yakıldım, betona gömüldüm...  Sesim, bedenim, kokum yok yeryüzünde, yer altındayım.  Solucanlar, böcekler her yerimde, yılanlar…  Katilim, ölesiye sevdiğim. O da beni seviyormuş, ölesiye. Öyle diyordu. Yaralarım acımıyor,  kalbim çok acıyor. Bilmek acı, çok acı, öldüresiye seviyormuş beni.

 

MAVİ SAPLI HANÇER

Güz günüydü. Nemli sabah soğuğu üşütüyordu, çiçeği, yaprağı, insanın içini. Kapılar, camlar kapalı, perdeler çekili. Bacalarda duman, havada tezek kokusu. Yüzünde güz sabahının nemli soğuğu. Eĺleri koynunda yürüdü. Akşamüzeri kasabadan gelecek yamalıklı minibüsten iner miydi beklediği?

Çift kanatlı kapı aralandı, başını uzatan kadın seslendi:   Bibi,   sen misin,  geldin mi, gel, içeri gel, dedi.  Gelen olmadı, kapı kapandı. Kadın işine koyuldu. Bibi gelirdi, az sonra.  Bibi komşu.  İpsiz, sapsız, hayırsız kocayı kapı dışarı ettiği geceden beri hem komşu, hem bekçi, kadının can yoldaşı.  Öte beri almaya gitti, kasabada, gelir şimdi.

Boyası solmuş,  kanatlı tahta kapının yarıklarından sızan gün ışığında uçuşan toz içindeki karasineklerin üçü beşi, beşikte ağlayan bebenin ağzındaki şekerli beze, biri ikisi dumanı tüten süt kazanına kondu, kalktı.

Dam üstündeki bacadan süzülen ışık huzmesinde oynaşan tozun içinden geçen karasinekler kokuyu takip etti. Kadının, ocaktan yeni indirdiği süt kazanının dumanına seğirtti.

Çift kanatlı kapı aralandı. Tahta sedir üstünde, sırtını hali yastığa dayamış kucağında bebeğini emziren kadın, kapıdan gireni görünce irkildi. Bebesini bağrına bastı, elini, kolunu, başını bebeğe siper etti. Mavi saplı hançer, damdaki bacadan vuran ışık huzmesinde parladı. Sultan’ın çığlığı, karşı evin pencere önündeki radyodan duyulan ağıda karıştı.

 

RUHSUZ

Alo, Asiye gııı, bir gelsene bana,  bir sey danışacağım sana.

-Ne ki?

-Telefonda olmaz, gelmen lazım.

 -Gelemem, şehir dışındayım.

- Ne zaman gelcen?

- Havalar iyi şimdi, hem daha yeni geldim.  Ekim gibi dönerim galiba, sen buraya gelsene.

-Gelemem, işim çok, ev taşıyorum.

- Daha yeni boya- badana yaptırmıştın, o nereden çıktı?

- Onu konuşacaktım senle.

- İlahi Zübeyde,  karar vermişsin, taşınıyorsun, neyi soracaksın?

- Sürpriz.

- Yine ne yaptın?

 -Sıkı dur, dinle, evleniyorum gııı...

- Deme!

- Dedim bile.

- Ciddi olamazsın.

- Niye ki?

- Erhan çok üzülür.

- Ay nereden duyacak?

- Ruhu hisseder.

- Ay Asiye sen de bi âlemsin, Erhan toprak oldu, ruhu mu kaldı? Hem ruha, muha  inanmazdı o.

 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay