DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 26.05.2022 14:49:00 617 0
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Adana Demirspor 0 0 0 0 0 0
2.Alanyaspor 0 0 0 0 0 0
3.Antalyaspor 0 0 0 0 0 0
4.Başakşehir FK 0 0 0 0 0 0
5.Beşiktaş 0 0 0 0 0 0
6.Fatih Karagümrük 0 0 0 0 0 0
7.Fenerbahçe 0 0 0 0 0 0
8.Galatasaray 0 0 0 0 0 0
9.Gaziantep FK 0 0 0 0 0 0
10.Giresunspor 0 0 0 0 0 0
11.Hatayspor 0 0 0 0 0 0
12.İstanbulspor 0 0 0 0 0 0
13.Kasımpaşa 0 0 0 0 0 0
14.Kayserispor 0 0 0 0 0 0
15.Konyaspor 0 0 0 0 0 0
16.MKE Ankaragücü 0 0 0 0 0 0
17.Sivasspor 0 0 0 0 0 0
18.Trabzonspor 0 0 0 0 0 0
19.Ümraniyespor 0 0 0 0 0 0
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

KÜÇÜK PARÇAM(IZ)

KÜÇÜK PARÇAM(IZ)

 

 

Oluş Hikâyelerinden Herhangi Biri

 

 

 

 

          Zehirlediler bizi, ey Küçük Parçamız! Fizyolojimiz bozuk. Sen nasıl bizden ayrı, sağlıklı kaldın? Deşeceğiz seni, biz şüphecilerdeniz. Bakalım seni bize benzetebilecek miyiz?

 

 

            Ne zaman kendimle karşılaştım? Belki hiç karşılaşmadım, ama kendimden bir parçayı buldum. Kaybettim. Yeniden buldum ve tanımaya çalıştım. Özlediğim her şeyden korktuğumu söyledi bana. Elbette, çaba harcamayacaktım o zaman, özlemlerimi gidermek için. Niçin bu kadar tembelleştiğimi de açıklıyordu bu. Daha çok hayal, daha çok uyku.

            Uyku aralarında -uyanıklık mı bilemem- o kadar okudum ki. Çok değil, o kadar. Kültürel rütbemi aldım sayılır. Yine de, azlığından mıdır, bütünleşmiyor bilgilerim. Neresinden kopuk?

 

 

 

            Sen küçücüksün, buna rağmen bizden kopmadan ayrı kalabildin. Ama biz küçükken koptuk içimizden. Tüm ömür parçamızı arayacağız. Bulacağız, kaybedeceğiz. Bile isteye. Birazcık cesaret taşıyanlar, yeniden bulunca anlamak isteyecekler sendeki kendini, ey küçük parçamız! Korkarlar mı ki özlediklerinden? Neden korktuğunu anlamak, tutarlı çözümler yaratmayı gerektirir.

 

 

 

“Çözülüş” adında bir romanda okumuştum: “Başkaldırışımda üstü örtülü bir itaat mi var? Bir üstünlük, güç kanıtlama peşinde miyim yalnızca?” diyordu başkarakter. Belki de böyle bir durumun içindeyim. Çünkü eksiğim. Benden kopmamış, ama ayrı kalmış, eksikliğim. Öfkeliyim. Özlem doluyum. Korkuyorum. Korkuyorum, çünkü romanın yazarı benim. Anlamışım her şeyi. Anladığımı anlamak, herkesten önde gelmemi gerektirir mi? Bir ben miyim koca dünyada, her şeyi anladığını anlayan? Nelerden oluşuyor bu her şey? Yalnızca benim her şeyim mi? Herkesin anladığı her şey, herkesin her şeyini kapsar mı? Kapsamsız hiçbir şey, herkesin her şeyine dâhil değildir. O hâlde önde gelenlerden de olmayabilirim.

Korkularımın özlem, özlemlerimin korku olduğunu, küçük parçam bana fark ettirdiğinde, benim de onda olanlara dair sezdiklerim olmuştu. Önemsizliği kavrayışı, küçüklüğünü kutsayarak kabullenişi. Kültürel rütbeleri değersiz kılan bütünlüğü. Onda kopukluk, parçalanmışlık yoktu. Yalnızca ayrıydı.

Uzun yürüyüşler yapardık onunla. Düşünmüyor değildi. Biliyordu o da yokluğu, hazzı, karmaşayı, aşkı ve toplumları. Yollar boyunca çeşit çeşit ağaçla karşılaşır, onların meyvelerinden tadardı. Henüz meyve vermemişleri istekle beklerdi. “Az kaldı,” derdi. Hepsinden tadacağım. Birkaç buzağı görürdü, kahverengi, beyaz. Bilirdi kesilecekler büyüyünce. “Şimdi annelerini emiyorlar,” derdi. “Peki ya senin annen nerede, yoksa öldü mü?” dedim ona, bir gün.  “Yaşıyor, benimle,” dedi. “Biliyor musun, ben annemi, babamı öldürdüm,” dedim sonra. İnanmadı. “Mümkün değil,” dedi. “Ya ne yaptım ben?” dediğimde, “Sen melek oldun, haberin yok,” dedi. “Allah’a inanmıyorum! Küçüklüğünü kutsadın, ama sakın beni de kutsama!” diye haykırdım. “Bak,” dedi, “Denize çıktı yolumuz.” Özlem, korku, öfke. Öfke, özlem, korku. Öfke.

 

 

 

Gel bakalım şöyle, ey Küçük Parçamız, bu gece, sahilde kafaları çekelim seninle! Sen ne yer, ne içersin? Neler yaparsın? Yoksa bizi beğenmez misin, züppe mi bulursun? Bizim, içten içe seni kabul edemediğimiz gibi.

 

 

 

Dinlenmek için sahilde oturmuştuk. Denizi izlerken arkama baktım. Geldiğimiz yolda hiçbir şey yoktu. Ağaçların, meyvelerin, buzağıların, annelerin ve cinayetlerin üzerine, dalgalanan simsiyah, kadife bir perde çekilmişti. “Taşlı sahilleri sevmem, gece oldu, üstelik ateş yakmayı da bilmem,” dedim. Ay ışığının altında, çıldırtıcı bir lacivertin içindeydik. “Denizin içi taş değil, kum.” dedi, “Ateşi de ben yakacağım.” Öfkem geri döndü. Çünkü korkmuştum. Sorumlusu da karşımdaki küçük parçamdı. Ateşe bakmayı, gece yüzmeyi özlemiştim. Korku, öfke, özlem. “Gece gece yüzecek değilim, ateşle de uğraşmayalım şimdi,” dedim. Sabırlıydı. Döngümü tanıyordu. Bir gezintimizde söylemişti bana: “Sana hiç yakıştıramıyorum bu hastalıklı tekrarları. Direnç göster.” Öyle sıcaklıkla söylemişti ki, sakince açıklamıştım durumumu: “Elimde değil, elimde olsa…”

 

 

 

Küçük Parçamız bizim için ateş yakıyor! Bu işten iyi anlıyor. “Çözülüş” adında bir roman var, bilir misin? Kitap okumazsın ki sen, gerçi okuyor da olsan nereden bileceksin, henüz yayımlanmadı. Biz başkarakterini tanıyoruz da biliyoruz. Ne diyordu orada: “Köpeği göremiyorum, alevler aşağıya kadar aralanmıyor. Sadece sesini duyuyorum. Ateşe havlıyor olmalı. Alevler tekrar birleşiyor.” Tıpkı o başkarakterin yaktığın ateşin alevleri gibi senin de ateşinin alevleri. Aralanıp aralanıp birleşiyor, ama tümüyle ayrılmıyor, birbirinden kopmuyor.

 

 

 

Ateşe bakmak, denizi izlemekle aynı hazzı mı veriyor bilemiyorum, kıyaslayamıyorum. Ancak yakmak da, suya atlamak da aynı gayretin ürünü ve birbirini tamamlıyor. Yanış, suya atlamayı şart koşuyor. Sordum, o gece, alevlerin arasından bana bakan küçük parçama, “Çözülüş’ü okumuş muydun? Benim romanımı?” “Gerek var mı ki?” dedi, “Ben zaten yazarını tanıyorum.” Haklıydı. Yazar ve başkarakter, artık, neredeyse iç içe geçiyordu. Geldiğimiz yola yeniden dönüp baktım. Simsiyah, kadife perdenin altından bir köpek burnunu çıkarmış etrafı kokluyordu. Önümüzdeki deniz ne kadar ışıltılı ve duruysa, perde de aksine bulanık, karanlık, pürüzlü ve dalgalıydı. Köpek, burnunu birden içeri çekti. “O, romandaki köpek, hatırladın mı?” dedim. “Hayır, olamaz,” dedi, “Aynı roman tekrar tekrar yazılamaz. Diyelim ki inatla yazdın, ama o roman bir kez daha asla okunamaz, anlıyor musun?” “Ben tekrarların kölesiyim sanırım. Yanışla, suya atlayış arasında sıkıştım.” Bana dokunacağını hissettim. Eğer bu gerçekleşirse, ilk kez olacaktı. Olmadı. Suya ittirmedi beni. Anladım ki, küçük parçam, benden çok daha olgun, güvenilir ve özgürlüklere müdahale etmez bir yapıya sahipti. 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay