DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 16.06.2022 14:50:00 361 0
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Adana Demirspor 0 0 0 0 0 0
2.Alanyaspor 0 0 0 0 0 0
3.Antalyaspor 0 0 0 0 0 0
4.Başakşehir FK 0 0 0 0 0 0
5.Beşiktaş 0 0 0 0 0 0
6.Fatih Karagümrük 0 0 0 0 0 0
7.Fenerbahçe 0 0 0 0 0 0
8.Galatasaray 0 0 0 0 0 0
9.Gaziantep FK 0 0 0 0 0 0
10.Giresunspor 0 0 0 0 0 0
11.Hatayspor 0 0 0 0 0 0
12.İstanbulspor 0 0 0 0 0 0
13.Kasımpaşa 0 0 0 0 0 0
14.Kayserispor 0 0 0 0 0 0
15.Konyaspor 0 0 0 0 0 0
16.MKE Ankaragücü 0 0 0 0 0 0
17.Sivasspor 0 0 0 0 0 0
18.Trabzonspor 0 0 0 0 0 0
19.Ümraniyespor 0 0 0 0 0 0
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

SICAK
Mevsim normallerinin katlarca üstünde, insanın eriyip buharlaşabileceği bir yaz günüydü. Defalarca banyoya girip serinleme çabaları, banyodan çıkar çıkmaz hüsranla sonuçlanıyor, yapışkan, buharlaşamayan bir sıvı kaplıyordu vücudunu yine. Hava sıcaktı, çok sıcaktı. Birden derisine kaydı gözü. Kolları bacakları eriyor gibi geldi. Yok, yok yanılıyor olmalıydı.
Damla damla eriyip kaybolan parmağı yanılmadığını gösterdi. Ardından diğer parmakları ve eli, sonra kolları bacakları… Odanın ortasındaki birikintiye doğru ufaldı ufaldı. En son, her şeyi gören gözleri birikintide yüzmeye başladı. Etrafı hala görüyor, algılıyor ancak vücudundan geriye sadece su birikintisi kaldığına inanamıyordu. Çok geçmeden kapının açıldığını duydu. Gelen kızı olmalıydı. “Bu ne sıcak,” diye kendi kendine söylenerek geldi yanına. Odanın ortasındaki su birikintisine şaşkınlıkla baktı. Elinde olmadan tavana kaydı gözleri. Yukarı kattan bir sızıntı mı var, diye taradı etrafı. Kırılan dökülen eşya parçaları aradı, yanında yöresinde. Hiçbir sebep bulamayınca “Allah Allah bu da neyin nesi?” dedi. Dikkatle, incelemek için eğildi, elini daldırıp, kokusuna baktı. Berrak, temiz görünüyordu. Biraz daha dikkat edince, birikintinin ortasında bir çift gözün kendisine baktığını görerek ürperdi. Bu gözler babasınınkilere ne kadar da benziyordu. Birden başı döndü, dengesini kaybedip suyun ortasına oturuverdi. O esnada sudan “Yavrum!”a benzer bir fısıltı yükseldi. Korkuyla fırlayıp çıktı sudan. “Neler oluyor, sıcak beynimi mi kaynattı?” diye düşündü. Korkuyla geçen birkaç dakika, havanın sıcaklığından uzaklaştırmıştı. Yeniden tüm ağırlığı ile hisseti etrafın sıcaklığını. Sanki vücudu kaynıyor, kaynadıkça suya dönüşüyordu. Çok geçmeden kız da, ne olup bittiğine inanamayan kocaman gözlerle, babasının suyuna karışmış, ikisinden de suda yüzen bir çift göz kalmıştı geriye; kocaman açılmış, korkuyla bakan. Çok geçmeden buhar olup havaya karışacakları anı bekliyorlardı, çaresiz. Tekrar kapı açıldı. Gelen evin hanımıydı. O da soyunup dökünerek girdi odaya “Hemen soğuk bir duş almalıyım,” diye geçiriyordu kafasından. Telaşla ilerlerken ayakları suya battı birden. “Bu da neyin nesi? Kim dökmüş şimdi buraya, bu suyu?” diye söylendi. “Bari temizleyip gireyim banyoya,” dedi. Hızla, yerdeki iki çift gözü fark etmeden, sildi süpürdü evini.


KİBİR İLE RİBİK
Kibir ve Ribik çok yakın iki arkadaştı. Kibir kendini kasım kasım kasar, burnundan kıl aldırmazken, Ribik’se insan canlısı, cıvıl cıvıl, hayat doluydu. Bu iki zıt karakterin arkadaşlığı Ribik’in sonsuz insan sevgisi, anlayışı sayesinde sürebiliyordu. Ribik’e göre her insanın içinde bir iyi vardı. Bunu ortaya çıkarmasını, göstermesini bilemiyordu. Arkadaşlıkları süresince Kibir gibi bir karakter nasıl olunur diye kafa yormuş, yine de ona hep sevecen, verici davranmıştı. Belki kendisinde olmayan bazı huyları Kibir’de görüp anlamaya çabalamıştı. Bu sayede çok güzel sohbetleri, muhabbetleri olmuştu. Onun gıcıklaşacağı konulara girmeden pek de güzel arkadaşlık ediyorlardı işte. Kibir’in doğru dürüst arkadaşı yoktu. Yalnızlıktan yakındığını hiç görmemişti Ribik. Kurduğu arkadaşlıklar huysuzluğu yüzünden bitmiş, hiçbir sıkıntı üzüntü yaşamamıştı. Kendisinin başına gelse nasıl üzüleceğini düşünmüştü.
İki arkadaş ilk kez birlikte tatil yapmaya karar vermişlerdi. Kibir’in pek kimseyi davet etmediği yazlıklarında on gün birlikte olacaklardı. İlk günler her şey eskisi gibi gitti. Ancak hep en iyisini bilen, herkesten güzel olan, varlıklı oluşuyla böbürlendiğini sık sık kendisine hissettiren Kibir’e karşı giderek daha az tahammül gösterebileceğini sezmeye başlamıştı. O sabah güne yine her zamanki gibi başlamışlardı. Önce kumsalda boş kalan şezlongları beğenmedi Kibir. Arkası kalkan, sırtını dayanabileceği türden olmalıydı. Sahil boyunca arayıp durdular. Sonunda kan ter içinde buldular istediklerinden. Sadece havlusunu bırakıp denizin tadını çıkarmak düşüncesinde olan Ribik için gereksiz bir uğraştı bunca zaman kaybetmek. Tam yerlerine yerleşmişlerdi ki bu kez etraftaki insanlar Kibir’e kıro geldi. Bu kez onlardan uzakta bir yerde oturabilmek için sürüklemeye başladılar şezlonglarını. Nihayet denize dalacaklardı ki ayağına bir yosun takılan Kibir “Ben buradan denize giremem,” diyerek geri döndü. “Sen bilirsin,” diye burnundan soluyarak yanıtladı Ribik ve kendini serin sulara bıraktı. Yüzdü yüzdü. Bu esnada daha ne kadar dayanacağım bu kızın kaprislerine diye düşünüp duruyordu durmadan. İnsanların kaçıp uzaklaşması sebepsiz değilmiş hakikaten, diyordu kendi kendine. Uzun uzun yüzmek iyi gelmişti. Biraz sakinleşmiş olarak döndü arkadaşının yanına. O esnada üçüncü kat güneş kremini süren arkadaşı. “Sırtıma sürer misin?” diyerek uzattı 50 faktör koruyuculu güneş kremini. “Bir de şezlongu şu yukarı bölüme taşımama yardım et!” Ribik önce kreme, sonra şezlonga ve en sonunda arkadaşına bakıp, ”Hayatta başarılar diliyorum sana Kibir. Benden bu kadar!” diyerek uzaklaştı.


KORKU
Ben Ayça Yağız. Bu notları 5118 yılında, ben ve ekibimin yaptığı bir araştırmanın sonucu olarak bir sinyal sistemine aktarıyorum. Şimdiye kadar tüm insanlardan saklanan bir gerçeği açığa çıkardığımızı düşünüyoruz. Ancak açıklamalarımızı kabul edecek bir merci bulamadık. Hayatımızı riske atmadan bu bilgileri evrene göndermek, ne zaman ulaşılırsa, elde edenlere yol göstermek istiyoruz. Bizim şu an yaşadığımız, her şeyiyle insan yapımı gezegene, araştırdığımız dünya isimli gezegenden gönderildiğimize inanıyoruz. Burası sönüp yok olmadan orada yaşayan son birkaç canlının burada yeni bir hayat oluşturduğu anlaşılmakta. Gelen ilk insanların bildiği ve belki de dünyanın yok olmasına sebep oldukları için asla açıklamadıkları gerçekler elimize çok tesadüfen ulaştı. Çok ilkel bir şekilde evrende depolanmış garip sinyaller çalışmakta olduğumuz vericiye zaman zaman geliyordu. Binlerce yıl ötesinden gelen bu garip sinyalleri algılayacak bir alet yapmamız hayli vaktimizi aldı. Neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için bu aygıtın yapım aşamasında sadece çok güvendiğim ekibim yer aldı. Bu sayede analiz edebildiğimiz sinyaller mavi gezegen de denen dünyadan gelmekteydi. Böylece burayı tanıma, orada yaşayan atalarımızı görme şansını yakaladık. Gerçekten bulduklarımız yüzyıllarca bize anlatılanlardan çok farklıydı. Şu an yaşadığımız ve temas halinde bulunduğumuz hiçbir gezegene benzemiyordu. Havası suları masmavi, ağaçları bitki örtüsü yemyeşil, çiçekleri, kuşları alabildiğine rengârenk bir dünya. Bize ulaşabilen ilk sinyallerden sonunculara kadar her şeyi incelememiz yıllarımızı aldı. Her karşılaştığımız gerçek, bu güzelim gezegene nasıl göz göre göre yok olma sonu hazırlandığını önümüze serdi. Bizlerin neden makineler gibi yaşamak durumunda kaldığımıza, eskiden yitirdiklerimizin bir daha asla yerine gelemediğine üzülerek tanıklık ettik. Belki bir kozmik patlama uzayın herhangi bir yerinde yine böylesi bir güzelliğe neden olursa; yaşayanlar, bu kez yapılan aynı hatalara bir daha düşmesin diye, bulgularımızı, evrende sinyal olarak depolamaya karar verdik. Biz 5000 yılında yaşayanlar pek çok bilimsel ilerlemeyi dünyadan getirmişiz. Bunun üzerine büyük ilerlemeler gerçekleştirmişiz ama her şeyimiz yapay, her duygumuz sanal kalmış. Rüzgârı, güneşi, denizi dilediğimiz an yanı başımızda kurgulamışız ama o mavi gezegendeki yalın ayak çimenlerde koşan, kendini serin sulara bırakan atalarımızın mutluluk nidalarını taklit edememişiz. Türlü yiyecekleri yapay olarak üretmişiz ancak onların ekilip biçilmesini, olgunlaşıp mis kokular yayarak toplanmasını hiç yaşayamamışız. Bu gezegenden gelen ilk sinyaller her detayın harika tasarlandığı eşsiz bir doğa ve canlı uyumunu göstermekte. Daha az sayıda insan, daha az makineleşme, tertemiz hava ve su. Doğal felaketler, mikrobik hastalıklar, kazalar genç yaşlarda öldürüyor atalarımızı.

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay