DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 26.05.2022 14:44:00 612 0
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Adana Demirspor 0 0 0 0 0 0
2.Alanyaspor 0 0 0 0 0 0
3.Antalyaspor 0 0 0 0 0 0
4.Başakşehir FK 0 0 0 0 0 0
5.Beşiktaş 0 0 0 0 0 0
6.Fatih Karagümrük 0 0 0 0 0 0
7.Fenerbahçe 0 0 0 0 0 0
8.Galatasaray 0 0 0 0 0 0
9.Gaziantep FK 0 0 0 0 0 0
10.Giresunspor 0 0 0 0 0 0
11.Hatayspor 0 0 0 0 0 0
12.İstanbulspor 0 0 0 0 0 0
13.Kasımpaşa 0 0 0 0 0 0
14.Kayserispor 0 0 0 0 0 0
15.Konyaspor 0 0 0 0 0 0
16.MKE Ankaragücü 0 0 0 0 0 0
17.Sivasspor 0 0 0 0 0 0
18.Trabzonspor 0 0 0 0 0 0
19.Ümraniyespor 0 0 0 0 0 0
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava

Söyleşi: Didem Gökçay 

Klinik Psikolog Dr. Dilay Eldoğan Eken: “Kaygı bizi tehditlere karşı hazırlıklı hale getiren önemli bir duygudur.”

Kuşku yok ki pandemi sebebiyle, psikolojik problemlerle ilgili farkındalığımız arttı.  Tanı, terapi ve sorunla baş etme süreçlerini bir de bilinen bir klinik psikologla konuşalım istedik.

1987 yılında Adana’da doğan Dr. Dilay Eldoğan Eken, ilkokulu Seyhan ilçesindeki Celalettin Sayhan İlköğretim Okulu’nda okumuş. ÇEAŞ Seyhan Anadolu Lisesi’ni bitirmiş. 2005 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünü kazanıncaya dek, ilk gençliğini Adana’da geçirmiş. Yüksek lisans ve doktora eğitimini Hacettepe Üniversitesi’nde klinik psikoloji alanında tamamlayan Eken, çoğunlukla “kaygı” alanında çalışıyor.

 

Çalışma hayatınız hakkında bilgi edinebilir miyiz? Baştan beri hep Ankara’da mı oldunuz?

Doktora eğitimim sırasında kısa bir süre İstanbul’da çalışmayı ve yaşamayı denedim. Ancak Adana ve Ankara’dan sonra İstanbul’un hızlı ve yoğun koşulları benim kişiliğime çok uygun gelmediği için Ankara’ya geri döndüm. Bir süre Ankara’da bir vakıf üniversitesinin psikoloji bölümünde akademisyen olarak görev yaptım. Hala Ankara’da yaşıyorum ve özel bir klinikte psikoterapist olarak çalışıyorum. Ayrıca çalışma programım imkân verdiği ölçüde Ankara’daki üniversitelerin psikoloji bölümlerinde yarı zamanlı olarak dersler veriyorum.

 

Klinik psikolog ve psikiyatrist arasında ne fark vardır?

Klinik psikologlar üniversitelerin fen edebiyat fakültelerinin 4 yıllık psikoloji bölümlerinden mezun olup, psikoloji lisans eğitimlerinin üzerine klinik psikoloji alanında en az 2 yıllık tezli bir yüksek lisans eğitimi almış uzmanlardır. Psikiyatristler ise 6 yıllık tıp fakültesi eğitimlerini tamamlamış, bu eğitimlerinin üzerine psikiyatri alanında uzmanlıklarını almış hekimlerdir. Uygulamada karıştırılan konulardan biri olan ilaç takibi, psikiyatristler tarafından yapılır. Her iki meslek grubu da eğitimlerinin sonrasında sahada psikoterapist olarak çalışırlar. Bu durum da bu iki profesyonel alanın karıştırılmasına sebep olur. Halbuki, birbirlerinden ayrı, ancak işbirliği halinde çalıştıklarında yardım arayışında olan bireyler için oldukça verimli sonuçlar ortaya çıkaran, iki profesyonel alan olduklarını söylememiz mümkündür.

 

Bu sıralarda sıklıkla başvurulan yaşam koçları ve kişisel gelişimciler hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Az önce klinik psikologlar ve psikiyatristler için bahsetmiş olduğum eğitimler, söz konusu profesyonel alanlar için minimum kriterlerdir. Hem klinik psikologlar, hem de psikiyatristler bu minimum koşulların üzerine ayrıca insan zihnini ve davranışını anlayabilmek için çok yoğun eğitim alırlar. Klinik psikologlar ve psikiyatristler için durum böyleyken, son dönemlerde birkaç aylık eğitimin sonunda kendilerini yaşam koçu ya da kişisel gelişimci ilan eden kişilere tanık oluyoruz. Yaşam koçları ve kişisel gelişimciler hangi eğitime ya da bilimsel alana dayanarak uygulama yapıyorlar, kestirmek çok güç. Çünkü bildiğiniz gibi yaşam koçluğu ya da kişisel gelişim gibi bir lisans programı mevcut değil. Eğer böyle bir lisans programı olsaydı içeriği hangi bilimsel temele dayandırılarak oluşturulurdu ondan da emin olamıyorum.

 

Ancak bu konuda en temelde söylemek istediğim şey şudur: İnsanlar klinik psikologlara ve psikiyatristlere bir takım psikolojik sorunlar ile başvururlar ve bu sorunlardan bir an evvel kurtulmak isterler. Bu alanda çalışan uzmanlar olarak bize düşen ise yaşadıkları sorunları neden yaşıyor olabileceklerine ilişkin olarak onlara farkındalık kazandırmak ve bu sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olmaktır. Tüm bu sağaltım sürecinde beklentimiz ve isteğimiz, bireylere bir süre eşlik etmek, sonrasında da biz olmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri temeller oluşturmaktır. Bunları bilimsel bir temele dayandırarak yapmanın yollarına bakarız ki, yararlı olmaya çalışırken zarar vermeyelim. Kısacası ben bireylere koçluk yapmanın, altı dolu olmayan motivasyon cümleleri ile yaklaşmanın, en öz haliyle sırtımızı bilime dayamadığımız herhangi bir yaklaşımın yarardan çok zarar getireceğini düşünüyorum. Maalesef ülkemizde bu alanda kimlerin nasıl rol oynayacağına ilişkin yasal sınırlar net olarak çizilmiş değil. Bu sebeple kendi sağlıklarını korumak adına başvuracakları uzmanı seçmek konusunda danışanlarımıza çok iş düşüyor.

 

Danışanlar çoğunlukla hangi konularda yardım etmeniz için başvuruyorlar?

Danışanlar klinik psikologlara çok farklı sorunlarla başvurabiliyorlar. Depresif belirtiler, kaygı belirtileri, aile içi sorunlar, kişilerarası ilişki sorunları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu gibi çok farklı konular başvuru sebebi olabilir. Bazı uzmanlar her psikolojik sorun ile çalıştıklarını söyleyebilirler. Ancak idealde bana bir uzmanın her psikolojik sorun hakkında bilgi sahibi olması fikri pek gerçekçi gelmiyor. Ben lisansüstü eğitimim sırasında temel olarak kaygı bozukluklarına odaklandım. Halen de temelde çalıştığım psikolojik sorun alanı kaygı bozukluklarıdır. Dolayısıyla bireyler bana çoğunlukla kaygı bozuklukları için başvururlar. Ancak bana yapılan başvuruların çoğunluğunun kaygı bozuklukları ile ilişkili olması toplumun çoğunluğunda kaygı bozukluğu olduğunu göstermez. Belirttiğim gibi benim çalıştığım alanım bu konu olduğu için bana bu konuda yapılan başvurular daha fazla oluyor.

 

Yukarıda saydığınız sorunlara nasıl tanı konuyor? Danışanların bu tanılarla başedebilmeleri için hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?

Tanı konusunda genel bir yanılgıya değinmek isterim. Psikologlara başvuran danışanlar tanılarının ne olduğunu öğrenmek isteyip psikologlarına sorabiliyorlar. Ancak ülkemizde psikologların tanı koyma yetkisi yok. Tanıyı psikiyatristler koyabiliyor. Bu konu da bize klinik psikologlar ve psikiyatristlerin dirsek temasıyla çalışmalarının önemini bir kez daha göstermiş oluyor. Ben genel olarak danışanlarımın büyük çoğunluğunun bir psikiyatrist tarafından da takibinin yapılmasını sağlamaya çalışıyorum. Bu durum bazen psikiyatriste gitmek eşittir ilaç kullanmak gibi algılanabiliyor ve korkutucu olabiliyor. Ancak aksine bazen sadece medikal bakış açısına sahip bir uzmandan görüş almak, en güvenilir tedavi planını oluşturmak için önemli oluyor. Eğer yönlendirme yaptığım psikiyatrist ilaç tedavisinin gerekli olduğunu düşünürse psikoterapi süreci ve ilaç tedavisi birbirlerini destekliyor. Eğer ilaç tedavisi gerekli görülmezse sadece psikoterapi ile devam ediyoruz.

Klinik psikologlar uygulamalarında çeşitli psikoterapi yaklaşımlarından faydalanabiliyorlar. Örneğin, bilişsel davranışçı terapi, destekleyici terapi, dinamik yönelimli terapi gibi farklı terapi yöntemleri bulunuyor. Benim özellikle uzmanlaştığım psikoterapi yaklaşımının adı ise şema terapi. Şema terapi, farkındalık odaklı bir terapi yaklaşımıdır. Bugün yaşadığımız birtakım sorunları geçmiş yaşantılarımız ve kişilik özelliklerimiz bağlamında anlamlandırılmaya çalıştığımız bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapi yaklaşımına göre mizacımız ve çevresel deneyimlerimiz aracılığıyla zihnimizde kendimize, başkalarına ve ilişkilerimize yönelik bazı şablonlar oluşur. Bu şablonlar şemalarımızdır yani dünyayı anlamlandırmamızı sağlayan zihinsel haritalardır. Şemalarımızın bir kısmının şimdiki yaşantımızda işlevsel yanları olur, bir kısmı ise psikolojik uyumumuzu bozabilir. Bu terapi yönteminde bu şablonları yani şemaları anlayıp çeşitli tekniklerle değiştirmeyi ve günlük yaşamımızın işlevselliği üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmayı hedefleriz.

 

Sorunlar veya tanılar, pandemi sırasında ve sonrasında nasıl bir değişime uğradı? Sizin kullandığınız yöntemler açısından pandeminin nasıl bir etkisi oldu?

Pandemi sürecinin hepimizin kaygı düzeyini arttıran bir deneyim olduğu görüşündeyim. Ancak bunun tamamen olumsuz olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kaygı bizi tehditlere karşı hazırlıklı hale getiren önemli bir duygudur. Pandemi sürecinde maske taktıysak, aşı olduysak, sosyal mesafeyi koruduysak bunların hepsini kaygı aracılığıyla yaptık. Kaygılanmasak bu önlemlerin hiçbirini almazdık. Ancak kaygı bozukluklarına ve depresif bozukluklara halihazırda yatkınlığı olan bireyler bu süreçten daha fazla etkilendiler. Kaygı bozukluklarına yatkınlığı olan bireylerin kaygı düzeyi işlevsel kaygı düzeyini aştı. Ya da depresif bozukluklara yatkınlığı olan bireyler yaşadığımız toplumsal izolasyon sürecinden oldukça olumsuz etkilenip sınırlı sosyal destek kaynaklarını yitirdiler. Bu durum da pandemiyi onlar için oldukça zorlaştıran bir sebep oldu.

Psikoterapi yöntemleri de pandemiden oldukça etkilendi. Örneğin, yaşamımıza online veya çevrimiçi terapi gibi kavramlar girdi. Elbette bu süreçlerden pandemi öncesinde de yararlanıyorduk; ancak pandemi süreci bu konuda oldukça gelişmemize yardımcı oldu. Online terapinin nasıl, hangi koşullar altında gerçekleştirilmesi gerektiğine ilişkin pek çok araştırma yapıldı ve bu konuda bilgimiz, deneyimimiz oldukça arttı.

 

Danışanlar ilk geldiklerinde, bunun uzun bir yolculuğun başlangıcı olduğunu tam olarak idrak ediyorlar mı? Yoksa bir kere görüşmekle ya da hazır bir davranış reçetesi uygulamakla sorunlarının çözüleceğini mi varsayıyorlar?

Psikoterapi süreçlerine ilişkin olarak, danışanlar son dönemde medyadaki çok fazla kaynağa maruz kalıyorlar. Sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçlarından psikoterapi süreçlerinin nasıl yürütüldüğüne dair bilgi ediniyorlar. Maalesef edindikleri bu bilgilerin hepsi doğru olmuyor. Yanlış bilgiler de edinebiliyorlar, ya da psikologların etik sınırlarına ilişkin yanlış bir izlenime kapılabiliyorlar. Ancak en azından sizin sorduğunuz soru bağlamında söyleyebilirim ki 5-10 yıl öncesine kıyasla, danışanlar psikoterapi süreçlerinin uzun süreçler olduğunun, tek bir seansta sihirli bir dokunuşun olmadığının farkındalar. En azından benim karşılaştığım danışan popülasyonunun psikoterapi süreçleri hakkında bilgi sahibi olduklarını ve beklentilerini belirleyerek bana ulaşan bireyler olduklarını söyleyebilirim.

 

Klinik psikolog da danışanlar gibi bir birey. Herkesin sorunlarına yardımcı olmaya çalışan klinik psikologlar kendi yaşamlarının kalitesini, fiziksel ve zihinsel sağlıklarını nasıl koruyorlar?

Bu soruya samimi bir cevap vermek isterim. Psikologların fiziksel ve zihinsel sağlıklarını korumak adına danışanlarına önerdikleri her tekniği kendi hayatlarında harfiyen uyguladıklarını düşünmek bana pek gerçekçi gelmiyor. Psikolog olarak bu tekniklerden hayatımıza uygulayabildiklerimiz de oluyor uygulayamadıklarımız da oluyor. En azından bu durumun benim için böyle olduğunu söyleyebilirim. Bazen tıpkı danışanlarım gibi çok kaygılandığım, çok depresif hissettiğim dönemler olabiliyor. Ancak mesleki becerilerim bu durumları anlamlandırmamı kolaylaştırabiliyor. Bir de çoğu insanı şaşırtan başka bir konu daha var. Psikolog olarak biz de psikoterapi sürecinden geçiyoruz. Kendi psikoterapi sürecimizden geçmek, hem mesleğimizi en verimli şekilde yapabilmek adına eğitimimizin bir parçası olarak, hem de kendimizi anlamak ve korumak için başvurduğumuz bir yol oluyor.

 

Son olarak biraz ütopik bir soru sormak istiyorum. Bugünlerde ekonomik problemler, toplumsal kutuplaşmalar ve kimlik çatışmaları yüzünden insanlar günlük yaşamlarında fazlasıyla asabi, hoşgörüsüz ve mutsuzlar. Insanların ruhsal durumlarını dengeleyebilmek için kolaylıkla danışabilecekleri, aile hekimliğine benzer bir kurum oluşturulabilir mi? Bunu gerçekleştirmenin zorlukları nelerdir?

Çok güzel bir fikir bence… Çok farklı psikoterapi yaklaşımları var. Bu psikoterapi yaklaşımlarından bazıları kısa süreli olup, davranışsal yöntemler içerebiliyor. Açıkçası bu tarz merkezler kurulabilir ve bireyler bu merkezlerden ihtiyaç duyabilecekleri kısa süreli danışmanlık hizmetleri alabilirler. Örneğin, stres yönetimi, kaygı yönetimi, krize müdahale gibi konular bu merkezlerde çalışılabilecek konular olabilir. Ancak ülkemizde psikologlar için ciddi istihdam sorunları var. Bugün devlet hastanelerinde dahi psikolog ya yok, ya da sayısı çok az. Ayrıca mesleki sınırlar da ülkemizde net değil. Bazen bir psikoloğun eğitimi kapsamında verebileceği hizmetlerin farklı meslek grupları tarafından verildiğini görebiliyoruz. Bu sınırların net olmaması, istihdam sorunu ve en önemlisi kapsamlı bir ruh sağlığı yasasının olmaması toplum sağlığı için önemli bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla bir yandan önerinizin ve fikrinizin toplum sağlığı açısından çok verimli olabileceğini düşünürken, diğer yandan da ülkemizde uygulanabilirliği konusunda sorunlar olabileceğini görüyorum. Şunu da belirtmek isterim. Bahsettiğiniz amaca hizmet eden bazı merkezler halihazırda da mevcut. Örneğin, toplum sağlığı merkezleri var. Ancak bu merkezlerin de gelişmeye açık pek çok yönü var.

 

Söyleşimize katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Size danışmak isteyenler sizinle nasıl iletişim kurabilir?

Ben teşekkür ederim. Okuyuculara klinik psikologların neler yaptığını, nasıl çalıştığını aktarabildiysem ne mutlu bana. Ben halihazırda Ankara’da özel bir danışmanlık merkezinde çalışıyorum. Adı Kavaklıdere Psikoloji. Bana danışmak isteyenler bu merkezi rahatlıkla arayabilirler.

 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay