Yeni Adana Gazetesi ve Çukurova Belediyesi İşbirliği ile…

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Sibel K. TÜRKER...

ÖYKÜ: DİLEK ÜSTÜNDAĞ

ÖYKÜ: Adalet TEMÜRTÜRKAN

YALINLIĞIN ARDINDA BİR SİMURG

SÖYLEŞİ: Seyhan Aslan Hanotte - Hasibe Özdemir

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Ayla KUTLU…

ÖYKÜ: NİHAT ZİYALAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İnci ARAL...

ÖYKÜ: RECEP NAS

Hatice Kumbaracı Gürsöz Nihat Ziyalan'ın “Sevdakeş”i üzerine yazdı...

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Türkan BÜYÜKKÖSE

Öykü: Özgün Erdem

Öykü: Tuba Özkur Aksu

Öykü: Kafiye Müftüoğlu

Resim Sanatı Üzerine Denemeler/ D. H. Lawrence/ Derleyen ve Çeviren: Recep Nas

polis çevirmesi / Levent Karataş

Söyleşi: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Alper AKÇAM...

Nihat Ziyalan'dan Yaşama Dokunan Şiirler Sevdakeş...

Öykü: Özgün Erdem

HAYATIN GETİRDİĞİ

Israrla çalan telefonun sesiyle kendine geldi. Sokakta neşeyle oynayan çocukları izlerken uyuyakalmıştı. Gözlerini açtı. Rahmetli annesinin yadigârı antika sehpanın üstündeki telefonuna uzandı. Yetişememişti. “Neyse,” dedi. “ Her kimse, yeniden arar.” O sırada kedisi Pamuk kocaman iri, yeşil, uykulu gözleriyle ona bakıyordu. O da sanki uykusundan yeni uyanmış gibiydi. Önce esnedi sonra kaldığı yerden uyumaya devam etti. “Pamuk olmasa ne yapardım?” diye geçirdi içinden.

Pencereye yöneldi. Güneş batmak üzereydi. Gözleri çocukları aramıştı. Gitmişlerdi. Sokağı sessizlik kaplamıştı. Derin bir sessizlik. Sevmiyordu bu sessizliği. Alışamamıştı. İçi sıkılıyordu. Çocukları, torunları gelebilse, onları görebilse sıkıntısı geçerdi. Aylar olmuştu görüşmeyeli.  Aynı şehirde olduklarını bilmek içindeki özlemi iyice derinleştiriyordu. Ara ara telefonla görüşüyorlardı görüşmesine de can cana olmak gibi değildi tabii. Kızından duyduğuna göre torunları iyice büyümüşlerdi, en küçüğü Aydın emeklemeye başlamıştı bile. Yakında adım da atardı.

Pamuk bir iki kez miyavladı. Bacaklarına sürtünmeye başladı. Acıkmış görünüyordu. Ona sevgiyle baktı. Onun sevimli bakışı içini ısıttı. İyi ki vardı. Birbirlerine can yoldaşı oluyorlardı. Kalktı. “ Sabırsızlanma Pamuk,” dedi. Mamasını, suyunu koyarken korona salgının ne zaman biteceğini düşündü. Hayat neler getirmişti? Neler yaşıyordu şu yaşında? “Biter mi bu salgın? Kavuşabilir miyim yavrularıma?” diye içlendi. Pamuk umursamadı. Ne koronadan haberi vardı ne de yaşanılanlardan. İştahla mamasını yiyordu. Çok keyifliydi.

“Şimdi Münevver olsaydı. Ne güzel sohbet ederdik,” dedi. Evlenip bu apartmana gelin geldiğinde, Münevver elinde bir tabak meyveli kekle “hayırlı olsun” demeye gelmiş, sonrasında hiç kopmamışlardı. Kocası öldüğünde de desteğini hiç esirgememişti. Ahretliğiydi o. Bol köpüklü kahve içmek en büyük keyifleriydi. Bir araya geldiklerinde hemen kahvelerini yaparlar, yanına çifte kavrulmuş lokum koymayı ihmal etmezlerdi. Şekerin kendilerine yasak olduğunu bile bile. Sonra olanı biteni, memleket meselelerini, her şeyden konuşurlardı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazlardı. Hava kararmaya başlayınca, Münevver bir anda telaşa kapılır, “Çok karanlığa kalmayayım, anca yürüyebiliyorum,” derdi. Bastonunu eline alır, giderdi. Uzun zamandan beri onunla da bir araya gelememişlerdi. Evlerinden çıkamıyorlardı ki. Yasaktı. İşin ucunda ölüm vardı. Çocukları gibi onunla da ne zaman görüşebilecekleri belli değildi. Bu yaşlarında olacak iş miydi bu? 40 yıl düşünse koronanın bu yaşattıkları aklına gelmezdi. Dört duvar arasına sıkıştırmıştı onları küçücük bir virüs. İnsanları birbirlerinden uzaklaştırmıştı. İyice bunalmıştı artık.

Haber saati gelmişti. Radyosunun sesini açtı. Salondaki koltuğuna oturdu. Pamuk da vakit kaybetmeden yanına geldi. Yalanmaya başlamıştı bile Anlaşılan doymuştu. Spikerin sesi içinde yankılandı:

“Bugün 27 Ağustos 2022... Şimdi haberler. Korona virüsü nedeniyle hasta sayıları ve ölü sayıları artmaya devam ediyor…”