Yeni Adana Gazetesi ve Çukurova Belediyesi İşbirliği ile…

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Sibel K. TÜRKER...

ÖYKÜ: DİLEK ÜSTÜNDAĞ

ÖYKÜ: Adalet TEMÜRTÜRKAN

YALINLIĞIN ARDINDA BİR SİMURG

SÖYLEŞİ: Seyhan Aslan Hanotte - Hasibe Özdemir

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Ayla KUTLU…

ÖYKÜ: NİHAT ZİYALAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İnci ARAL...

ÖYKÜ: RECEP NAS

Hatice Kumbaracı Gürsöz Nihat Ziyalan'ın “Sevdakeş”i üzerine yazdı...

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Türkan BÜYÜKKÖSE

Öykü: Özgün Erdem

Öykü: Tuba Özkur Aksu

Öykü: Kafiye Müftüoğlu

Resim Sanatı Üzerine Denemeler/ D. H. Lawrence/ Derleyen ve Çeviren: Recep Nas

polis çevirmesi / Levent Karataş

Söyleşi: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Alper AKÇAM...

Nihat Ziyalan'dan Yaşama Dokunan Şiirler Sevdakeş...

Öykü: Gülser KUT ARAT

TEMİZLİĞE DAYANAMADI

Yorgunluktan bitap bir şekilde, üst kata doğru merdivenleri çıkmaya başladı. Banyoya yöneldi. Soyundu aceleyle. Eylül ayının son günleri olmasına karşın, hava çok sıcaktı. Leş gibi ter kokuyordu. Küvete girdi, duş başlığını açtı. Ilık suyun altında yavaş, yavaş gevşediğini hissetti. Saçları terden, tozdan keçe gibi olmuştu. Ellerine baktı, kızarmıştı. Temizlik için eldiven kullanmasına rağmen, çamaşır suyu zarar vermişti. İnşallah bitlenmemişimdir diye düşündü. Keçeleşen saçlarını kirden arındırmak için, büyük bir gayretle sabunlamaya başladı. Burnunda sidik kokusu! Sanki ömür boyu, onunla kalacakmış gibi duyumsadı. Hayır, gitmiyordu. Bütün vücudu ezilmiş gibiydi. Kollarında ve bacaklarında sızılar. Duştan çıktı, aceleyle kurulandı, giyindi. Islak saçları omuzlarında serin bir dokunuş hissettirdi. Uzaklardan köpek havlaması duyuldu. Akbaş olmalıydı. Merdivenlerden aşağı kata indi.

Eşi kanepede sızmış görünüyordu. Salondaki diğer kanepeye yöneldi, uzandı. Televizyon kumandasını eline aldı, rastgele bir kanala bastı. Eşi uyanmasın diye, sesini iyice kıstı. Burnunda gitmeyen sidik kokusu, başka koku alamıyordu. Bugün gördükleri, kocaman gözlerine sığmadı. Şefik Amca abraş suratı, akbasma gözleriyle karşısında gibiydi. Evini temizletmemek için aslanlar gibi mücadele verdi. Son yıllarda akçıl şortunun ön kısmı, sürekli ıslak oluyordu. Çişini tutamıyordu. Yaşlanmıştı iyice. Bahçeye de eskisi gibi bakamıyordu. Dalgındı. Hortumu aynı ağacın dibine dakikalarca tuttuğu oluyordu. Fazla su vermek yüzünden ortancalar çürümüştü. Aynı sona ağıağacı ve acemlaleleri de uğramıştı. Evin kapısı önünde kendince savunmalar yaptı. İçeri girilmesin diye. Girişte keskin idrar kokusu sersemletircesine yüzüne çarptı. Bir gün işe yarar olur gerekçesiyle, sokaklardan topladığı, çöplerinin atılacağını hissetmişti. Evin içi karışık bir görünümdeydi. Zamanla solmuş perdelerle halılar. Eşyaların hepsi soluk renkliydi. İnce bacaklı tek ayaklı yan yatmış iskemle, üç ayaklı sehpa devrilecek gibiydi. Sokaktan topladığı boş su bidonları, tahta parçaları, karton kutular, iki litrelik Coco cola pet şişeleri, solmuş yırtık yastıklar, kir içinde eski bir battaniye, tül perde parçaları, bol bol tarihi geçmiş, sararmış gazeteler, plastik boş yoğurt kapları, sapı kırılmış zamanında bir keser görevi yapan demir başlık, tişört parçaları, üzerine basılmış farklı boyut ve renklerde ayakkabılar, ucu yırtık terlikler… Nasıl temizlenirdi?

Bu sıcak havada sidik kokusu her şeyin önüne geçmişti. Bütün komşular, bu kokudan rahatsızdı. Bulgar göçmeni olan karşı komşu abraş Osman Bey, bu adamı acazeye yatıralım diye çok ısrar etmişti. Şefik Amca şiddetle karşı çıkmıştı. Ona orada çok sayıda arkadaşı ve abat olacağını anlatmıştı. Kesinlikle hayır cevabı vermişti. Pislik içinde, muhtaç olsa da özgür yaşamak istiyordu. Komşular abullabut tiplerdi ve ona baskı yapıyordu. Gitsin istiyorlardı acezeye. Şefik Amcaya sürekli kızından, ahfatlarından fayda olmadığını, aralarında ortak ağızlaşmakla, ahitleşmekle dile getiriyorlardı. Bir tek o karşı koymuştu. Şefik Amcanın yanında akman duruşuyla ona destek olmuştu.

Temizliğe girişmeden, onu adeta bayıltan sidik kokusunu duymamak için maske taktı, eldivenleri eline geçirdi. Akyel de kokunun etkinleşmesinde rol oynadı. Şefik Amca, çevresinde dolanıp durmuştu, neleri atacak diye. Durumdan rahatsızdı. Onu iyi hissettirmek için, afaki konuşmaya başladı. Sonra da uzaklaştırmak gereği duydu. Eşine seslendi.

-Amcayla Ayvalık’a aksata gidin. Çamaşır suyu yetmeyecek gibi. Battal boy çöp torbası da almayı unutmayın. Şu siyah olanlarından.

Bir ara uykuya dalar gibi olmuştu. Bahçenin demir kapısının tokmağının şık diye açılan sesiyle irkildi. Kanepede hafifçe doğruldu. Gözleri, karşı kanepede, hafif homurtular çıkartarak uykuya yenik düşen eşine kaydı. Salonun açık kapısından hafifçe sesini yükselterek,

-Kim o, dedi.

-Benim yenge.

-Hayrola Şefik Amca dedi. Sürgülü cam kapının dışına çıktı.

-Yenge bugün çok yoruldun sen. Hakkını helal et, dedi.

İçi burkularak adamı izledi. Verandanın merdivenlerini çıktı. Bahçesinden topladığı alasulu şeftali, iki üç tane solgun, ölmeye yüz tutmuş pembe renkte gül uzattı. Plastik tepsi üzerinde.

-Helal olsun, dedi. Boğazında bir düğümlenme hissetti. Hemen toparladı kendini.

-Teşekkür ederim, dedi, fısıltıyla.

-Yenge her şey için sağ ol. Yalnız benim tişörtlerimi atmışsın.

-Yırtık olanlarını, dedi, gülümsedi.

Hesap soran, ısrarlı ses tonuyla,

-Yatağımı, yorganımı da. Daha iyiydi onlar.

-Yenilerini koydum, diye cevapladı. Sidikli diyemedi.

-Kokuyorlardı, dedi kısaca.

-Tamam yenge. Sağ ol, ağabey içeride mi?

-Evet, uyudu.

-İkiniz de çok yoruldunuz.

-Olsun önemli değil. Bu gece temiz, temiz yat. Duş almayı da unutma.

Her zaman kullandığı bozuk şekliyle,

-Duj alırım yenge, dedi.

-İyi geceler.

-Sana da.

Annenin çocuğunu uyarması gibi, birden şimşek hızıyla aklına gelen cümle ağzından dökülüverdi.

-Şefik Amca, bir daha sakın sokaktan eve çöp getirme. Oldu mu? Anlaştık mı?

 -Tamam yenge.

Salona döndü. Seksen yaşındaki ahfat sahibi bu adamın yalnızlığı. Ona her akşam yemek verdiğinde “Ölmüşlerin canına değsin “ demesi. Ankara’ya onları yolcularken, arkalarından su dökmesi. Yenge sana bir şey alamadım, deyip Falım sakızını uzatıp, yolda çiğnersin, demesi. Angı yaratmak içindi. Görmüş, geçirmiş kadın kuaförlüğünden, yanlış seçimler sonucu bir yaşamın çöküşü. Katlanılması en zor olan şimdiki hayatı yaşıyordu. Yorgun, ancak huzurlu bir şekilde eşine seslendi.

-Ben yatıyorum. Sen de yerine yat, kapıyı kilitledim dedi. Yatak odasına yöneldi.