Yeni Adana Gazetesi ve Çukurova Belediyesi İşbirliği ile…

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Sibel K. TÜRKER...

ÖYKÜ: DİLEK ÜSTÜNDAĞ

ÖYKÜ: Adalet TEMÜRTÜRKAN

YALINLIĞIN ARDINDA BİR SİMURG

SÖYLEŞİ: Seyhan Aslan Hanotte - Hasibe Özdemir

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Ayla KUTLU…

ÖYKÜ: NİHAT ZİYALAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İnci ARAL...

ÖYKÜ: RECEP NAS

Hatice Kumbaracı Gürsöz Nihat Ziyalan'ın “Sevdakeş”i üzerine yazdı...

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Türkan BÜYÜKKÖSE

Öykü: Özgün Erdem

Öykü: Tuba Özkur Aksu

Öykü: Kafiye Müftüoğlu

Resim Sanatı Üzerine Denemeler/ D. H. Lawrence/ Derleyen ve Çeviren: Recep Nas

polis çevirmesi / Levent Karataş

Söyleşi: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Alper AKÇAM...

Nihat Ziyalan'dan Yaşama Dokunan Şiirler Sevdakeş...

Hatice Kumbaracı Gürsöz Nihat Ziyalan'ın “Sevdakeş”i üzerine yazdı...

Aktör, Yazar, Şair Nihat Ziyalan ve “Sevdakeş”

Adana deyince;

Memleketim gelir aklıma...

Sarı sıcağı, portakal çiçeği kokuları,

Ailem, dostlarım, hatıralarım,

Sıla hasretim...

Hatice Kumbaracı Gürsöz

Bu yazımda Yeşilçam aktörlerinden, yazar ve şair Nihat Ziyalan’dan ve onun bu yıl çıkan “Sevdakeş”  isimli şiir kitabından bahsetmek istiyorum. Yazıma şairin özlem kokan “Şeker Bayramı” isimli şiirinin bazı bölümlerini aktararak başlamak istiyorum.

Şeker Bayramı

“...

Çalarsa yetişemem korkusu

İki telefon var elimde

Biler dururum yolumu ayaklarıma

Temmuz ayında

...

karım abilerine İstanbul’a gitti

daha sabah olmadı orada

‘bu yılda eriştik şeker bayramına

rüzgar karlı dağlardan esiyor

sobayı yak’

telefon çalıyor diye yekindim ara sıra

bir gelen olmadı

yekine yekine ettim akşamı

Nihat Ziyalan’ı  tanımam çok eskilere dayanır. Ben ortaokul öğrencisi iken, kendisini,  Adana’da oturduğumuz Türkocağı Mahallesi’nde, Debboy Caddesi’nden geçerken görürdüm. Hatırladığım kadarıyla Adana Şehir Tiyatrosu’nda oynadığı yıllardı. Mahallenin genç kızları ona Çapkın Prens derlerdi.  Daha sonra, onun  “Kısa Pantolonlu Sevda”  isimli öykü kitabını  okumuştum. Adana’ya hasret kokan bu kitapta babam Ferit Kumbaracı’nın  öğrencisi olduğunu öğrendim. Bir vefa örneği olarak, bu kitapta  ve aşağıda  yer alan özgeçmişinde babamdan bahsetmesi beni duygulandırdı. Yıllar sonra Ankara’da kendisiyle buluşmuş ve Adana hatıralarımızı anmıştık.

Nihat Ziyalan kendisini aşağıdaki yalın ve içten duygularla anlatıyor. Aynı yalınlığı ve içtenliği romanlarında ve şiirlerinde de görüyoruz

“Sevgili Atatürk’ümüzün öldüğü yıl Adana’da doğdum.

Çoçukluğum seferberlik yıllarına rastlar. Askerdeki babamın yolunu gözlerken, yan yana oniki evden oluşan Dingin Avlusu’ndaki hayat mektebi, kişiliğimin temelini oluşturur. Çeşitli kentlerden göç ederek Çukurova’da kendilerine gelecek arayan bu insanlardan, arkamızda Kurtuluş Savaşı’nın rüzgarlarıyla komşuculuğu, paylaşmayı, dayanışmayı ve insanlığı öğrendim.

Şalgamcı Konyalı diye anılan Çerkez babamın, bir Kürt güzeli olan anamın, yoksulluk karşısında ezilmemek için verdikleri namuslu çaba, bana ve kardeşlerime olan hayatımızın yol haritasını çizmiştir. Öğretmenim Vedat Bey’den okuyup yazmayı, İstiklal Marşı’nı her sabah kemanıyla çalan Ferit Kumabaracı’dan vatan-bayrak sevgisini öğrendiğim 2. İnönü İlkokulu’ndaki çocukluk aşkım Ayçelen’i de buldum.

Tepebağ Ortaokulu’ndaki Türkçe öğretmenim Agah Önen beni okumaya-yazmaya yönlendiren kişi oldu. Düzenlediği münazaralarla bilincimiz geliştirir, tartışmamızı sağladığı kitaplarla öğrenciliğimizi renkendirirdi. İşte o günlerde Sait Faik’in, Orhan Veli’nin Nazım Hikmet’in yapıtlarıyla tanıştım. Ortaokulu bitirdiğim sıra ilk gençlik arkadaşlığının keyfini çıkarmaya başladım. Yılmaz Pütün (sonradan Güney), Özdemir İnce, Demirtaş Ceyhun, Ülkü Tamer ve daha niceleri...

Lise Edebiyat öğretmenim Enver Mücen efsane yazarımız Yaşar Kemal’in arkadaşıydı. Alman eğitimiyle yetişmiş olan öğretmenim klasik yapıtları okumam için beni yönledirmişti. O sıralarda okuduğum Kafka’nın Değişim’ini Vedat Günyol’un Yeni Ufukları’nda, Cemal Sait Barlas’ın Pazar Postası’nda çıkan şiirlerimi kendisiyle tanıştığım günleri, sevgiyle anıyorum.

Öğretmenlerimin üstünde emeği çoktur.

Liseyi terk edip yaşımı büyüterek askere gittim. İzinde, şimdi Amerika’da yaşayan oğlumun annesiyle Zonguldak’ta evlendim. Askerlik dönüşü Adana Şehir Tiyatrosu’na girdim. Şairlikte tiyatroculuk birlikte giderken Adana Şehir Tiyatrosu kapandı. Bu sıra Ankara Şehir Tiyatrosu’nun yönetmeni Asaf Çiyiltepe telefonla arayarak beni kadrosuna aldığını söyledi. Böylece Ankara günlerim başlamış oldu.

Ankara’da tanıdığım sanatçılar bana çok şey katmıştır. Onları burada yazmaya kalksam sayfalar yetmez. Orhan Kemal’in 72. Koğuşu’nda Tavukçu’yu oynarken o sıra Yeşilçam’da Çirkin Kral diye ünlenen kan kardeşim Yılmaz Güney, tiyatroyu bırakarak sinemaya geçmemi isteyince onu kıramadım. Yılmaz’la birçok flmde birlikte oynadım. Yeşilçam ekmek paramı kazandığım on üç yıllık bir okuldur benim için. Seks filmlerinin çıkmasıyla bu okul kapandı ve Avustralya’ya göçmek zorunda kaldım. İngilizce konuşulan bu ülkede anadilim, vatan, bayrak sevgisi ve otuz yılımın Adana’sı tek dayanağım oldu.

Çeşitli sanat dergilerinde yapıtlarım çıkıyor. Göçmenlikte üretiğim iki şiir, iki öykü, iki romanımı çoğaltmak için uğraş veriyorum. Sydney’in Blacktown semtinde tam bir Adanalı gibi yaşıyor, çırak ruhuyla edebiyat çalışıyorum.”

Pandemi ve kısıtlamalar nedeniyle internetten getirtiğim “Sevdakeş”i zevkle okudum. Sydney’de yaşayan yazar, şiirlerinde  ülkesine ve Adana’ya duyduğu özlemi, çocukluk ve gençlik anılarını, oğluna duyduğu hasreti, Yeşilçam yıllarını, Yılmaz Güney’le, Yaşar Kemal’le

olan dostluğunu, Adana’nın sarı sıcağını yalın bir ifadeyle anlatıyor.

Kendisiyle haberleştiğimde, Sevdakeş için şunları söyledi: “Tematik şiir yazan bir şair olduğumu farketmişsinizdir. Bir temayı günlerce zihnimde dolaştırır, yoğurur, pişirir ve daha önce hiç söylenmemiş gibi söylemeye çalışırım. Sevdakeş’te ‘sezgisel yalınlık’ diye bir şeyin peşine düştüm. Fakat çok zor. Yalınlık hiç bir yere varılamayacak bir yoldur bence”

Nihat Ziyalan’ın yedinci şiir kitabı olan “Sevdakeş”te olgunluk devrini yaşayan şairin aktörlük ve yazarlık dönemineki hatıralarını sevda çekmenin yaşla ilintisi olmadığını, özlem ve sevgiyle harmanlanan cümlelerde geçmişine duyduğu hasreti, sevdiğine duyduğu derin aşkını gençlere meydan okurcasına ifade ediyor. Her şiirinde bir anı gizli. Yaşama sevgi ve özlem penceresinden bakan şairin şiirlerini okuduğumda, bir yandan Adana’nın sarı sıcağını hissederken, bir yandan da çok tanıdık  yüzleri gördüm. Lise sona kadar yaşadığım Türkocağı Mahallesi, Debboy Caddesi’nden geçen Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Demirtaş Ceyhun, Abidin Dino, Muzaffer İzgü, kimi babamın öğrencisi, kimi arkadaşı olan kişiler, sanki her şey tanıdık, anıların içinde siz de varmışsınız  gibi dürüst ve samimi olarak ifade edilen  şiirler... Nihat Ziyalan’ın ayrıca üç romanı, üç öykü kitabı ve bir tiyatro oyunu vardır. (Yılmaz Güney deyince, ben ortaokulda öğrenciyken, onun  henüz meşhur olmadığı bir zamanda,  Debboy Caddesi’nde oturduğumuz evin karşısında bir elektrik direğine yaslanarak gün boyunca beklediğini hatırladım. Sonra, Yılmaz Güney’in, Muzaffer Tema’nın oynayacağı bir filmde akrabam olan Hikmet Hocanım’ın eski Adana evini bazı çekimlerde plato olarak kullanabilmek için ricada bulunmak üzere onun yolunu beklediğini öğrenmiştik. Film çekilirken de akraba kontenjanından ön sıralarda izlemiştim.)

Eşimin mesleği gereği, uzun yıllar yurtdışında beş ayrı ülkede yaşamış bir kişi olarak, şairin kaleminden çıkan özlemlerini ve  sıla hasretini yansıtan  sözcükler bana o kadar tanıdık geldi ki, ben o yaşanmışlıkları ve özlemleri tuvalime aktarmıştım.  Okuduğum her şiirde hayalimde ayrı bir resim yaptım.

Nihat Ziyalan’ın kızı Dilvin’in Yeni Adana  gazetesinde çıkan babası için yazdığı yazı beni çok duygulandırdı. Dilvin, babasını tanıdığı günden başlayarak yaşlanmasına kadar geçen süreyi inanılmaz bir sevgi bağıyla yansıtıyor.

Şairin kitaptaki  “Yazamam” isimli son şiirindeki hüznü içimde hissettim. Okuyucularınız sizden   özlem, heyecan, dostluk ve sevda kokan yeni şiirlerinizi ve romanlarınız bekliyor. Zaten, yaşamının olgunluk yıllarında sevda şiirlerini hâlâ “Sevdakeş” diye adlandırıyorsa, o şairden daha çok coşkulu şiirler okuyacağız demektir. İnanın yarın bugünden daha güzel olacak. Emeklerinize sağlık.

“Sevdakeş”i okuduktan sonra, Adanalı arkadaşlarıma  bu kitabı alarak okumalarını önerdim.

Başkent’ten şimdilik bu kadar. Sevdalı, sağlıklı,sanat dolu güzel günler dilerim. Sevgiyle kalın.

Hatice Kumbaracı Gürsöz

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu

Ressam

hkgursoz@gmail.com