Yeni Adana Gazetesi ve Çukurova Belediyesi İşbirliği ile…

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Sibel K. TÜRKER...

ÖYKÜ: DİLEK ÜSTÜNDAĞ

ÖYKÜ: Adalet TEMÜRTÜRKAN

YALINLIĞIN ARDINDA BİR SİMURG

SÖYLEŞİ: Seyhan Aslan Hanotte - Hasibe Özdemir

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Ayla KUTLU…

ÖYKÜ: NİHAT ZİYALAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İnci ARAL...

ÖYKÜ: RECEP NAS

Hatice Kumbaracı Gürsöz Nihat Ziyalan'ın “Sevdakeş”i üzerine yazdı...

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Türkan BÜYÜKKÖSE

Öykü: Özgün Erdem

Öykü: Tuba Özkur Aksu

Öykü: Kafiye Müftüoğlu

Resim Sanatı Üzerine Denemeler/ D. H. Lawrence/ Derleyen ve Çeviren: Recep Nas

polis çevirmesi / Levent Karataş

Söyleşi: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Alper AKÇAM...

Nihat Ziyalan'dan Yaşama Dokunan Şiirler Sevdakeş...

Öykü: Kafiye Müftüoğlu

ARİF

Koca bahçede adım atılmadık yer bırakmadı. Armut ağacının altına uzandı sonra. Ağustosböceklerinin uğultusuna, alakargaların bet sesleriyle acayip ötüşlerine aldırmadan ağzı açık uykuya daldı. Ayakucuna kıvrılan köpeği Akbaş’ın hırıltısına uyandı. At sesleri duydu; sağa bakındı,  sola bakındı. Ayağa kalktı, başını gökyüzüne kaldırdı. Gözü karardı, benzi soldu… Avluya açılan ağır kapıdan hızla geçti. Ahıra koştu, avluya döndü. Aklı karışık ortalıkta dolanmaya başladı. Ayran yayan ablası, avarelik etme, gel yardım et, dedi. Ateşin başında al al olmuş yüzünden akan teri silen anası, oğlundaki tuhaflığı fark etti. İyice angutlaşmış, acayip bakıyor, dedi içinden. Ana, atlar, atlar..! diye ağzında geveledi. Anası allak bullak oldu. Ne atıydı ..! Akşama kadar kuşları, ağaçları, otları, böcekleri aval aval seyrettiği yetmedi, şimdi de olmayan atlardan söz ediyor. Götürmediğim hoca kalmadı. Ne olacak bunun akıbeti? Aklının terazisi bozulmuş. Nerede hata yaptım acaba, diye düşünmeye başladı.

Altı kızdan sonra oğlu olsun diye adadığı adakları mı yerine getirmemişti... Altına kuştüyü yatak serip üstüne atlas yorgan mı örtmemişti… Ayağına taş değmesin diye ablaları kucaklarında mı gezdirmemişlerdi... Bu oğlanın aklı niye bu kadar karışıktı?

Babası adını Arif koymuştu, dedesi gibi anlayışlı ve sezgili olsun diye. Arif’te bunlar ne gezer, aklı bir karış havada, aylak aylak geziyor, bir işin ucundan azıcık tutmaya kalksa eli ayağına dolaşıyordu. Babası aslan oğlum diye sevdikçe, arık bir çocukluktan argın yeniyetmeliği geçmişti.

Okulda iyiydi ama arkadaşları onu ayrıksı buluyordu. Oyunlara katılmıyor, fazla konuşmuyor, hayal aleminde yaşıyor, kendini oyalıyordu. Onun dünyası farklı, zengindi. Kimsenin görmediğini görüyor, duymadığını duyuyordu. Ağaçlarla konuşuyor, kuşların sohbetine katılıyor, yeraltından gelen sesleri dinliyordu. Bunları ailesine ilk anlattığında afalladılar. Anlamakta zorlandılar, sonra hocalar, muskalar… Götürdükleri doktorun önerisiyle rahat bıraktılar. O da aklındakileri Akbaş’tan başkasına anlatmadı bir daha.

Anasının sesiyle kendine geldi Arif, yanına gitti. Ana atlar nerede, dedi. Şaşkın kadın, ne atı oğlum, bizim atımız yok, dedi. Başka yere kondular öyleyse, dedi. Anasının ağzı açık kaldı. Amanın oğlan hepten gitti, dedi ağlamaklı. Alınyazısına ah etti. Baştan ayağa buz kestiğini hissetti. Arif, heyecanla, ağlama, vallahi atları gördüm… Kocaman kanatları vardı… Uçuyorlardı...

Artık bu kadarına dayanamayan anası bayıldı. Su serptiler, kolonya döktüler. Kendine gelince eve götürdüler. Kanepeye uzatıp ayaklarının altına yastık koydular. Gözlerini açtığında televizyonda haberler vardı. Ekrandaki yazıyı okuyunca tekrar bayıldı. ATLAR NEREDE? diyordu, aynı anda spiker.