DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 21.10.2021 15:08:00 623 0
  • BIST 100

    1.909%1,56
  • DOLAR

    13,7970% 0,98
  • EURO

    15,5908% 0,53
  • GRAM ALTIN

    783,43% 0,56
  • Ç. ALTIN

    1292,6595% 0,56

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 14 11 0 3 18 36
2.Konyaspor 14 7 2 5 10 26
3.Hatayspor 14 8 4 2 9 26
4.Fenerbahçe 14 7 4 3 3 24
5.Alanyaspor 14 7 4 3 -2 24
6.Başakşehir FK 14 7 6 1 4 22
7.Fatih Karagümrük 14 6 4 4 3 22
8.Galatasaray 14 6 4 4 2 22
9.Adana Demirspor 14 5 4 5 2 20
10.Beşiktaş 14 6 6 2 0 20
11.Antalyaspor 14 5 6 3 -2 18
12.Gaziantep FK 14 5 6 3 -4 18
13.Altay 14 5 7 2 -3 17
14.Sivasspor 14 3 4 7 5 16
15.Giresunspor 14 4 6 4 0 16
16.Kayserispor 14 4 6 4 -4 16
17.Yeni Malatyaspor 14 4 9 1 -11 13
18.Göztepe 14 2 7 5 -7 11
19.Kasımpaşa 14 2 8 4 -8 10
20.Çaykur Rizespor 14 3 10 1 -15 10
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cuma 16 ° / 8.8 ° kırık bulutlar
  • Cumartesi 18.1 ° / 11.1 ° kırık bulutlar
  • Pazar 19.5 ° / 10.8 ° kırık bulutlar

Öykü: Ali GÜNAY

PİYANGO

Her ikisiyle de bu şans oyunları dükkanında tanıştım; biriyle dükkân dışında diğeriyle içinde. Kader: Bir dilenci kadın, iki ayağı da dizinin hemen altından kesik, üstünkörü bakıldığında yüzü de yok sanki, elleri de. Dükkanımın sol köşesi ile pasaj girişi arasındaki yarım metrelik alan onun “dükkânı”. Nusret: Bir hamal. Herhangi bir müşteri olarak geldi, özgün serüveniyle özel biri oldu. Kader İlk gördüğümde nasıl idiyse, yıllar sonra -birden yok oluvermeden önce- son gördüğümde öyleydi: başıyla birlikte neredeyse gövdesinin tümünü örten, kenarları renkli minik boncuklar ve belirli aralıklarla yerleştirilmiş sarı metal pullarla işli beyaz bir yemeninin altında çok seyrek devinen bir çıkıntı! Bir akşam, gezici sebze satıcısının cılız atlı arabası yanaştı, arabacı aşağı atlayıp “haydi Kader” diye seslendi. Örtünün altından uzanan iki el bozuk paraları, ardından mendili çabucak toplayıp yok oldu. Adam, güneşte durmaktan kararmış güçlü kollarıyla -çift kulplu bir testi gibi- kadını iki yanından tutup kaldırdı, arabanın tahta tabanına oturttu. Adının Kader olduğunu da ayaklarının olmadığını da o gün öğrendim. “İki ayağı da diz altından kesik” dedi lokantacı. “Ona sorarsan kocasıyla birlikte kaçakçılık yaparken Suriye sınırında mayına basmışlar, kocası parçalanmış, bunun da 62ayakları kopmuş. Ama sen her söylenene inanma yeğenim, onu bir de bakkal amcana bir sor, o daha iyi bilir. Ne olsa eskisi buraların.” Sesi, gülüşü, bakışı, mimikleri alaycıydı. “Saçmalıyor” dedi bakkal, “onun bir bok bildiği yok, ona buna iftira etmekten başka.” Öyküsünü başka türlü anlattı Kader’in: “Bu Kader’i, Perşembeleri kurulan pazarda görürdük. Fingirdek bir genç kızdı; öyle ufak tefek olduğuna bakma, az can yakmamıştır. Asıl adı Kadriye imiş. Evden kaçtığı söylenirdi; dilendiği, hırsızlık yaptığı, fahişe olduğu da.” Kader konusu her açıldığında öfkelenirmiş böyle. Gizini açığa vuran yine lokantacı oldu: “Hacı ile bu bakkal efendi dükkanlarda az kırıştırmamış, az alem yapmamışlardı Kader’le.” - Tamam da dayı, bu duruma nasıl geldi bu Kader? - Ha, o mu? Onu da anlatayım. Anlattı: O zamanlar Asi kıyısındaki pavyonda çalışıyormuş Kader. Bir köylü delikanlı deliler gibi âşık olmuş ona. Pavyondan çıkmaz olmuş. Babasının tüm hayvanlarını, çift sürdüğü öküzlere, horoza, tavuklara değin satıp buna yedirmiş. Bu süre içinde âşıktaşlık etmiş ona kadın. Dostu da göz yummuş. Oğlanın parası tükenince sırt çevirmiş oğlana. Kurtulamayınca dostu girmiş devreye. Önce tehditle, sonra döverek attırmış pavyondan.Ümitsizliğe kapılan delikanlı tarım ilacı içerek canına kıyınca babası pavyonu basmış, kabadayıyı kalbinden, Kader’i iki bacağından domdom kurşunuyla vurmuş, kabadayı anında ölmüş, Kader’in ayaklarını kesmek zorunda kalmışlar. Adam özellikle öyle yapmışmış görgü tanıklarına göre; “ölüp kurtulmanı değil, sürünmeni, benim gibi acı çekmeni istiyorum” diyormuş ateş ederken. “Doğru da eksik” dedi lokantacı. “Pazar yerinde dilenirken görüp kandırarak inşaat temelinde kızı ilk beceren Hacı, yani o zamanki yapsatçı, bir kere. Bir akşam karanlığında iş üstünde basıp ona ortak olanlar da bakkalla baharatçı. Kız sonra pavyona düştü. Yapsatçı sırf ıslah olup Kader’den kurtulmak için genç yaşta Hacca gitti.” - Peki ya arabacı? - Garibanın teki. Kader’in köylüsü olduğu söylenir. Taşıma karşılığında kadın, arabacının ailesine yiyecek, giyecek yardımı yapar, kendisine verilenlerden. Nusret Elinde bir spor toto kağıdıyla çıkıp gelmişti dükkâna. Kâğıdı bana uzattığında saçlarının karalığı ile bıyık ve kaşlarının aklığının oluşturduğu karşıtlık çarpmıştı gözüme. En son un indirdiği anlaşılıyordu, karşı sıradaki fırına veya ilerisindeki zahireciye. Uzattığı toto kağıdında iki sıra oynanmıştı. Kurallara aykırı doldurulmuştu. Geçerli rakamların dışına çıkmasa yanlış oynadığının da kâğıtta yazılı adının Nusret olduğunun da ayırdına varamazdım. Kuralları anlatarak yeni bir kâğıda taşıdım tahminlerini, imzalayıp ücretini ödedi, boş bir toto kağıdını cebine yerleştirdi, gülümseyen yüzüyle çıktı gitti. Yeniden gelmesi uzun sürmedi. Aldığı kâğıda bu kez yanlışsız bir sıra doldurmuştu, onu yatırdı ve yeni bir kağıtla ayrıldı. Günler geçtikçe Nusret’in günde birkaç kez gelip birer ikişer sıra doldurduğu toto kuponlarını yatırmasına alıştım. Piyango çekilişlerinden önceki akşam bir çeyrek bilet aldıktan sonra artan parasıyla toto oynuyordu. Çekilişlerin ertesi günü sonuçlara bakmaya geldiğinde cebinden 20-30 kağıtlık bir tomar çıkarıyordu. Bir gün, bu şekilde oynamakla kupon karşılığı epeyce ödeme yaptığını, tek kuponda 20 kolon oynayabileceğini anımsattım, acı bir gülümsemeyle boş ver gibilerden bir el hareketi yaptı. Sırrını öğrenmem için uzun zaman beklemem gerekmedi. Göğün delindiği bir gündü. Ceketini başına çekmiş yine de suya batmış olarak belirdi kapıda, utangaç gülümsemesiyle. Buyur ettim. İkircimli girdi. Dükkânı ıslatma tedirginliğiyle bir iskemleye çöktü. Soba üzerinde demlenen çayımızı içip ısındıkça, kendi de dili de gevşedi. Maraşlıymış, Kürt’müş. On iki kardeşmişler iki anadan, “analık bir-iki tane daha doğurmadıysa”. Okula gitmemiş okuma yazmayı askerlikte sökmüş. Uzun yıllar Amik Ovası’nda pamuk çapası ve toplamasında çalışmış. Askerlik dönüşü dayısının kızıyla nişanlanınca para biriktirmek için çıkmış gurbete bu kez. Pamuk sulama işleri yapmış, çapa dönemleri arasında. Pamuk mevsimi dışında zeytin, portakal toplama derken yükünü indirmek üzere bir kamyonla geldiği Antakya’ya yerleşmiş, hamallık, yükleme indirme işleri yapmaya başlamış. Düğününü köyünde yapmış ama hemen ardından eşini alıp gelmiş. Karısı beşinciye hamileymiş. Parmaklarıyla bir şeyler hesapladı: doğuma bir ay kalmış, dedi. Utandı, gözlerini yere indirip sustu. Toto konusunu sordum, amacım sessizliği bozmaktı. “Ah be abi, ah” diye içini çekti. “Ne geldiyse bundan geldi ya başıma. Hamallıktan başka bir şey gelmez elimden. Hamallık dediğin de nasip kısmet. Gün olur bütün gün çalışırsın, çok yorulursun ama cebin para görür. Gün olur aç gezersin. Ben de ne yapıyorum, iş aldıysam, öğlenin ekmek parasını ayırıyorum, ikinci bir iş alınca kalanıyla toto oynuyorum, başka iş çıkmazsa o gün, oynamayıp eve yiyecek götürüyorum. Her para kazandığımda başka hesap: evin akşamki masrafı tamam, kalanı totoya; kızın entarilik kumaşı, oğlanın kitabı defteri, ötekinin lastik çizmesi, ufaklığın kazağı için yün parası, elektrik parası, su parası, ilaç parası. Gerisi totoya. Gerisi dediğim -bildiğin gibi- hep birer, ikişer sıra.” Kendi kendine konuşur gibi sürdürdü: “Bunun yüzünden karı da terk etti bizi ya, karnında çocukla baba evine döndü. Neymiş, çoluk çocuğun nafakasını kumarda yiyormuşum. Tamam piyangoya, totoya birkaç kuruş gidiyor gitmesine ama benim başka kurtuluş umudum var mı? Hadi beni geçtik, bu çocukların geleceği… ?” Elleriyle yüzünü sıvazlayarak göz yaşlarını süpürdü. Göz çukurlarında biriken yaşları geri çekmek ister gibi üst üste yutkundu. Birden parlayan gözlerini dikti gözlerime “ya bu lanet toto tutacak ya da piyangodan büyük ikramiye vuracak. Bu abini sen o zaman gör!” deyip sustu. Keyifli gülümsemesi ağzına, umutlu bakışları da karşı duvara asılı kaldı. Nusret ile Kader Kış boyunca içtiği yağmurla karnı şişen toprak, baharla birlikte, Akdeniz güneşinin ılık, parlak ışınlarıyla gözü kamaşarak uyandı; onunla birlikte kuşlar, ağaçlar ve diğer bitkiler de. O şiş karnı yarıldı, bereket fışkırdı, bereket insanları da kışın uyuşukluğundan sıyırıp canlandırdı. Mevsimin ilk sebze ve meyveleri manav sandıklarına, Pazar tezgahlarına, el arabalarına doluşunca çarşıda kalabalık, devinim, alışveriş ve gürültü arttı, çarşı da kış uykusundan uyandı. O gürültüye yeni bir ses eklendiğini, tepeleme marul, yeşil soğan, turp ve maydanoz yığılı bir el arabası kapının önünde belirip yeşillik kümesinin ardından Nusret’in yüzü görününce anladım. Yine ağzında utangaç bir gülümsemeyle selam verdi, “sebzeler taze!” diye bağırarak uzaklaştı. Şaşırtmacasını akşama saklamıştı meğer. Hava kararmaya yakın boş arabasıyla geldi. Doğru Kader’e yöneldi, kollarının altından tutup kaldırarak arabaya koydu. Kapı ağzında durdu: “Arabacı öldü. Kaderi hayrına ben getirip götürüyorum artık” dedi. O yaz sonuna değin sürdü bu. Nusret gün boyu sebze -yaz aylarında meyve- satıyor, her akşam Kader’i arabaya yükleyip gidiyordu. Artık toto oynamıyor, bilet almıyordu. Eylül ayının son günleriydi. Öğlene yakın bakkal kapıdan kafasını uzattı. Eliyle köşeyi işaret ederek “komşun bugün yok?” dedi. Çıkıp baktım, Kader’in “dükkânı” boştu. “Gelir” dedim, aklım Nusret’te kaldı. Akşam da gelmedi, ertesi günü de sonraki günler de. Güneşli bir bahar günü kafamı önümdeki gazeteye gömmüş bulmacasını çözmeye çalışıyordum. Çok sesli bir “selamünaleyküm”le irkilip kapıya baktım. Kapkara kafaları ve gözleri, beyaza kesmiş kaş, kirpik ve bıyıklarıyla tam dört Nusret karşımda. “Nusret Bey’in selamını getirdik size” dedi en öndeki. Nusret tamam da “Nusret Bey!?” “Biz hemşerileriyiz” diye sürdürdü. Size çok duacı, çok. Sayenizde ailesine kavuştu hem kendi hayatını hem de çoluk çocuğunun geleceğini kurtardı. Her önünüze gelene söyleyecek değilsiniz elbet, ama sizden aldığı bilete büyük ikramiye vurduğunu biliyorsunuz. Kimi milyarlar çıktı diyor, kimi trilyon. Bileti ‘uğurlu elleriyle’ çeken ‘Kader Ana’yı da getirdi beraberinde. Bizim oranın medyumu oldu Kader Ana. Neyse beyim, o erdi muradına, biz bakalım işimize. Şimdi bize birer çeyrek bilet ver de gidelim, umutsuz yaşanmaz, Allah’tan da umut kesilmez”. Bilet demetini uzatırken “bilet çok, Allah’tan umut da kesilmez ama başka Kader yok ki” diye düşündüm. “Kader!” dedim, biri “kısmet” dedi, biri “talih” diğeri “şans” diye onaylayarak çeyreklerini alıp gittiler. Gelirken “Nusret” gibi ezik gelmişlerdi, giderken “Nusret Bey” gibi dik ve güvenli yürüyorlarmış gibi geldi bana.

Ankara, 23.12.2003

 

Ali Günay

1953’te Antakya’nın Dursunlu Köyü’nde doğdu. Gazi Üniversitesi, İletişim Fakültesi mezunu. Emekli. Ankara’da yaşıyor. Arapça ve İngilizce biliyor. Deliler Teknesi, Öykü Teknesi ve eki Filika, Dünyanın Öyküsü, Notos, Lacivert, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü ve Ekin Sanat dergilerinde yazı ve öyküleri yayımlandı. Deliler Teknesi’nde yazıları yayımlanıyor.

Kanguru Yayınları’ndan çıkan kitapları: * Arka Bahçe, Mayıs 2019 · Söz Uçar… Nisan 2019                       ·Cinlerevi’nden (G)AZAP MASALLARI, Nisan 2015 · Çatlak Nar, Kısa öykü, Kasım 2012 · Hiçbiri Hikâye Değil, Öykü, Ekim 2008 · Dilini Yitiren Kuş, Çocuk, Mart 2008 · Dünya Adlı Gemide, Çocuk, Aralık 2007

İletişim: agunay49@hotmail.com

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


Söyleşi: Mehmet ŞEN

Şiirler: Şennur ÖZ

Öykü: Ayşegül Bayar Kaya

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ETHEM BARAN

Öykü: Nefise Abalı

Şiir: Onur Sakarya

Öykü: Gülçin Göktay

Öykü: Püren Çetin

Öykü: Aslı Zorba

Haiku: Mutlu Derin Doğan

Öykü: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Aytül AKAL...

M. ŞEHMUS GÜZEL

Öykü: Nazire K. Gürsel

Şiir: İlknur Güneylioğlu Şengüler

Şiir: Nevin Koçoğlu

Şiir: Uygur ORHAN

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Bayram SARI

Öykü: Ali GÜNAY

ÖYKÜ: SEMA CANBAKAN