DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 2.12.2021 14:32:00 908 1
  • BIST 100

    2.042%0,00
  • DOLAR

    13,4541% 0,22
  • EURO

    15,2967% 0,35
  • GRAM ALTIN

    795,63% 0,78
  • Ç. ALTIN

    1312,7895% 0,78

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 21 15 1 5 23 50
2.Konyaspor 21 12 3 6 17 42
3.Beşiktaş 22 10 7 5 4 35
4.Hatayspor 21 11 8 2 4 35
5.Başakşehir FK 20 10 6 4 10 34
6.Adana Demirspor 22 9 6 7 5 34
7.Fenerbahçe 21 9 6 6 7 33
8.Alanyaspor 21 9 7 5 0 32
9.Gaziantep FK 21 9 8 4 -1 31
10.Sivasspor 21 7 5 9 7 30
11.Fatih Karagümrük 22 8 8 6 -2 30
12.Kayserispor 21 7 7 7 0 28
13.Galatasaray 21 7 8 6 -2 27
14.Giresunspor 21 7 10 4 -1 25
15.Antalyaspor 21 6 10 5 -10 23
16.Göztepe 21 5 10 6 -5 21
17.Kasımpaşa 21 5 10 6 -5 21
18.Altay 21 5 13 3 -12 18
19.Çaykur Rizespor 21 5 13 3 -19 18
20.Yeni Malatyaspor 21 4 14 3 -20 15
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Perşembe 7.1 ° / 0.4 ° Bulutlar
  • Cuma 9.3 ° / 5.5 ° Dağınık bulutlar
  • Cumartesi 6.8 ° / 4.5 ° Hafif yağmur

Söyleşi: Mehmet ŞEN

“Anlamsız yükümlülüklerin ağırlığıyla kambur dolaşıyoruz.”

Veysel Kobya, 1989 Kocaeli doğumlu genç bir yazar. Öykü, şiir ve denemeleri birçok gazete, dergi ve fanzinde yer alan yazarla Temmuz 2021’de raflarda yerini alan ilk kitabı Zamansız hakkında konuştuk.

“Veysel Kobya kimdir?” diye başlanır ya böyle söyleşilere, ben soruyu tersten sormak istiyorum. Veysel Kobya kim değildir? Kimlerden kaçınır, nelerden hoşlanmaz, nerede olmak istemez?

Sakin, sessiz, ağırbaşlı, sabırlı bir insan değilim ama öyle olmak isterdim. Çoğu zaman isterdim. Kimlerden kaçınırım, diye düşündüğümde aklıma ilk olarak edindiği sıfatları neredeyse alnına yapıştırmış, bu sıfatların getirdiği kibirle başı yukarıda, sürekli laf arasında ya da -daha beteri- lafa girerken kendi önemini vurgulayan insanlar aklıma geliyor. Kendinden başka hiçbir şeyi göremeyen, kendi derdi, mağduriyeti içinde kaybolmuş, körleşmiş, bu yüzden başkalarını zor duruma düşürdüğünün farkında olmayan ya da bunu görmezden gelen insanlardan da uzak durmaya çalışırım. Her düşündüğünü doğru sayan, hep haklı olduğu kabulünde, inancı ya da ideolojisi ile başkalarını yargılayıp duran ve haklılığını(?)  karşısındakine empoze etmeye çalışanlara da yaklaşmak istemem. Bu gibi davranışlardan hoşlanmam, böyle insanların olduğu yerlerde de durmak istemem. Tabii bu ne derece mümkün, sorgulanır. Bu saydığım davranışlara sahip kişiler maalesef çok kalabalıklar hatta çoğunluğu oluşturuyorlar da denebilir.  Öte yandan, bu sevmediğim davranışları kendimde de gördüğüm zamanlar olmuyor değil. Belki böyle anlarda kendi davranışının, duygu düşüncesinin farkına vararak etrafa zarar vermenin önüne geçmek mümkündür.

Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız? Yazarlık serüveniniz nasıl gelişti? İlk kitabınız yayımlanıncaya kadar geçen süreçte neler yaptınız?

Yanılmıyorsam ilkokul üçüncü sınıfta ilk şiirimi yazmıştım. Yazmak ve okumak hep hayatımın içinde yer aldı. Üniversiteyi kazandığım dönemde bu konuda derinleşme çabasına girdim. Önemi vurgulanan eserlere yöneldim, yazmakla ilgili kuramsal kitaplar okudum. İzmit’te mühendis olarak çalıştığım dönemde Aydili Sanat Derneği’nin yazı, şiir, felsefe derslerine katıldım. Bana çok şey kattığına inanıyorum. Yazdığın şeylerin başkaları tarafından yorumlanması, senin gibi yolun belki de başında olan insanların yazdıklarını okumak, yorumlamak güzel deneyimler. Bu dönemde ve sonrasında, yazdıklarımı dergi, fanzin, gazete gibi mecralara yolladım. Yayımlananlar, kabul edilmeyenler oldu. Bir şeyin olması süreci, içinde çok fazla olmamayı barındırıyor bence. Benim yolculuğumda da olmama durakları az değildi. Özellikle ilk öykü dosyamı oluşturduktan sonra çok fazla reddiye ile karşılaştım. Yazmak bana bu kadar iyi gelmese, devam etmezdim herhalde. Çünkü bu konuda gösterdiğim sabrı gösterdiğim başka bir konu aklıma gelmiyor açıkçası. Uzun süren bir dönemin ardından Klaros Yayınları dosyamı kabul etti ve “Zamansız” yayımlandı.

Genç yazarlara ilk kitapları için neler önerirsiniz?

Açıkçası kendimi başkalarına önerilerde bulunabilecek bir noktada göremiyorum. Yalnızca kendi sürecimden şunu öğrendiğimi söyleyebilirim. Yazmak, başka hayatlara karışmak, başkası olmak, kendinden başkasına uzanan o yol, içinden dışarıya doğru filizlenen, büyüyen o ağaç, o orman, beni çok mutlu ediyor, heyecanlandırıyor. Beni bu denli coşkulandıran çok az şey var hayatta ve çoğunun etkisi de epey kısa sürüyor. Bu yüzden en önce kendimde bulduğum bu karşılık için yazmaya devam edeceğimi öğrendim. Yalnızca bunun için bile devam etmeye değerdi.

Her yazarın bir çalışma biçimi vardır. Kimi yazar öyküleri kafasında yazar bitirir sonra kâğıda döker. Kimi yazar hayatın içindedir, öykülerini yaşadıklarından devşirir. Kimi kendini gizleyerek başkalrının hikâyelerini toplar. Siz nasıl bir yazarsınız? Günde kaç saat çalışır, nasıl yazarsınız?

Çalışma tempomdan, biraz da düzensiz, disiplinsiz oluşumdan mütevellit günde şu kadar zaman ayırıyorum ya da şu saatleri yazmaya ayırıyorum, diyemiyorum maalesef. Ben hikâyeyi genelde dışarıdan alıyorum sanırım. Yeni insanlar tanımayı, onların hikâyelerini dinlemeyi seviyorum. Beni etkileyen şeyler, düşünceye, sahneye, diyaloğa dönüşüyor, sonra peşinden gidiyorum. Çoğunlukla başını sonunu kafamda kurgulamış oluyorum, onu nasıl anlatacağım, izlek ve dil sonradan geliyor. Neyin ortaya çıkacağını hiç bilmeden yazdığım zamanlar da oluyor. Beni çağıran bir şey oluyor sanki. Ama bu öyle romantik ya da fantastik bir şeyden (mesela çok zikredilen adıyla ilhamdan) ziyade, yazmakla kurduğum bağ ile ilgili. Aklınız nede ise gözünüz, eliniz, adımlarınız da ona gidiyor bunun doğal bir sonucu olarak.

Okur “Zamansız”ı nasıl karşıladı, nasıl geri dönüşler aldınız?

Beni çok mutlu eden, heyecanlandıran dönüşler aldım. Eksik olmasınlar. Umarım sayıları artar.

Zamansız’da öyküler iki bölümde toplanıyor. Siz bu bölümlemeyi neye göre yaptınız bilmiyorum ama birinci bölümde bireyin ergenlik, ikinci bölümde ise yetişkinlik döneminde yaşadığı daralmayı ve çıkışsızlığı anlatıyor öyküler. Bugün yaşadığımız dünyada çıkışı nerede görüyorsunuz? Yoksa “Dünyanın İpi”nde anlattığınız gibi bir kıyamet mi bekliyor bizi?

Bölümlemeyi yaparken bu şekilde düşünmemiştim. Sizin böyle yorumlamanız da beni mutlu etti. Okurun metni yeniden inşa etmesini, ondan bambaşka anlamlar çıkarmasını çok seviyorum. Buna mümkün mertebe müdahale etmemeye çalışıyorum. Tabii öyküler hakkında sorular geldikçe ister istemez okurun özgür anlamlandırma alanına müdahale etmiş oluyorum.

Yaşadığımız dünyada çözümü şurada görüyorum demek iddialı olur. Sadece artık yavaşlamamız ve kendimizden başkalarını da görebilmemiz gerekiyor. İnsan kendi derinine inebilmek için yavaşlamak hatta biraz durmak zorunda kanımca. İçinde olduğumuz dönemde ise hiçbir şey için vakit yok. Anlamsız yükümlülüklerin ağırlığıyla kambur dolaşıyoruz. Kimsenin kimseyi gördüğü yok bu yüzden. Bana öyle geliyor en azından. Bundan kurtulmamız lazım. Buna sebep olan büyük şeylerden biri de mülkiyet arzusu ama o konu burada bir cümle ile geçiştirebileceğimiz bir şey değil gibi.

İlk öykünüz bir erginleme törenini anlatıyor. Bir erkek açısından ataerkil toplumda yaşamanın zorlukları nelerdir sizce?

Erkek olma sorunsalını, kadın sorunundan ayırmak mümkün değil diye düşünüyorum. Erkeklik bizde sürekli güç üzerinden kışkırtılarak, bununla yargılanarak ya da taçlandırılmak biçimleniyor.  Bu çok ağır bir yük. Ülkemizde, erkek her konuda sürekli performans sergilemek zorundaymış gibi bir atmosfer hâkim. Bundan nasıl kurtulunur bilemiyorum. Belki en başta anne babaya yüklenen büyük anlam, o tabu üzerinden bir şeyler yapılabilir.

“Antidepresan İlaçlarının Doğumu” benim en sevdiğim öykülerinizden. Bu öykünün yazılma sürecini merak ediyorum. Sanırım kısa film olarak da çekmiştiniz.

Teşekkür ederim. Acı kesen böcekleri üzerinden bir fikir gelmişti ilkin aklıma. Sonra sonra anladım ki acı kesen böcekleri ile hüzün kovan kuşlarının (Düş Sokağı Sakinleri’nin bir şarkısında geçer hüzün kovan kuşları) bir akrabalığı var. Müzik, özellikle dinlediğim Türkçe sözlü şarkılar, bazen bana bir hikâye ya da ona dair etkileyici bir fikir veriyor. Sanat türlerinin birbirine dönüşmesi olarak adlandırıyorum bunu, enerjinin dönüşümü gibi. Öykünün hikayesine devam edecek olursam, acı kesen böceklerini ne yapacağımı, öyküyü nasıl sona erdireceğimi biliyordum ama nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Zamanla bunun da çözümünü buldum ve öyküyü tamamladım. Elbette bu tamamlama aşaması en az dört beş kez düzeltmeyi, tekrar yazmayı içeren bir süreç. Öykü, Öykü Gazetesi’nde yayımlandıktan sonra güzel dönüşler aldım. Yakın arkadaşım Handan Zilal Öçbe, bunu kısa film yapalım, dedi ve fitili ateşledi. İkimizin de çalışmadığı, zamanımızın olduğu ama paramızın olmadığı bir dönemdi. Bir sürü tuhaf ve komik tesadüf sonrası, oyuncu arkadaşların da (her birine tekrar teşekkür ederim) bize inanması ile bir şekilde filmi çektik. İçimize de sindi fakat gönderdiğimiz yarışmalarda muvaffak olamadık. Yine de benim için hayal ettiğimin ötesine geçmek gibi bir deneyimdi. Çünkü filmde hem kurgu değişti hem insanlar hikâyeye bir sürü şey kattı. Sonuçtan çok memnunum, iyi ki çekmişiz.

Öykülerinizdeki ana izleklerden biri unutma. Unutma gerçekten şifa mıdır insana? Yoksa bir kaçış mı?

Unutmanın şifa olduğu durumlar da vardır illa ki. Mabel Matiz’in de şarkısında dediği gibi “Hatırlayarak yaşamak, boynumuzun borcu ama ölürdük unutmasak.” Fakat bizde genellikle bu unutmak bir savunma mekanizması. Başa çıkamamanın bir sonucu gibime geliyor.

“Dünyanın İpi”, “Pencere Açıklığı” ve “Dalış” psikolojik katmanları olan sağlam öyküler. Bu teknoloji bağımlılığı, toplumun dayatmaları sonucu zayi olan hayatlar… Sahi kendi hikâyemizi nerede kaybettik biz?

Bize kendi hikâyemizi yazabilmek için imkân verilmiş miydi? Ya o kâğıda yazmak istemiyorsak? Ya o kalemle yazmak istemiyorsak? Ya bu sözcükleri kullanmak istemiyorsak?  O zaman ne olacak? O zaman ne ile karşılaşacağız / karşılaşıyoruz?

“İsim Avcısı ve Seyyah” öykünüzü okuyunca “Yazar ne yazarsa yazsın okur kendi hikâyesini arıyor yazılanlarda,” diye düşündüm.  Son olarak siz okura ne sormak isterdiniz?

Keşke kitabımı okuyan herkese, kitapla kurduğu bağı, öykülerin zihninde nasıl şekillendiğini, neler düşündürdüğünü, neler hissettirdiğini sorabilsem.

Sorularıma içtenlikle yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim.

Güzel sorularınız için ben teşekkür ederim.

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


Suleyman Rheology
3.12.2021 08:40:18
Veysel beyin kitabını çok beğendim. Ilginç öyküler var. Herkese tavsiye ederim.

SÖYLEŞİ: Dilek ÜSTÜNDAĞ

Şiir: Efnan Ezenel

Furkan ÇİRKİN

Şiir: GÜLŞAH  KABAL

Haiku: Feride SERİN

İNCELEME: Sadık ÇİL

SÖYLEŞİ: Hatice Sönmez Kaya

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

SON İNSAN DİRENİR!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Füsun ÇETİNEL...

Öykü: Eylül Okay

AYŞE YAZAR

Öykü:Aynur Türk

Öykü: Nimet Şengül

Öykü: MURAT CEM MİMAN

Öykü: KUMRU EĞRİLMEZ

Nalan Yılmaz

Hülya SOYŞEKERCİ

Minimal Öyküler: Remzi KARABULUT

Şiir: Emel İRTEM

Dizeler: ÜMİT YILDIRIM