YAYFEN YAYINLARI ve ERDAL ÇAKICIOĞLU BULUŞMA

Söyleşi: Duygu TERİM

Eşyaların Ruhuna Dokunan Ressam: İmam Afsarian

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Asuman Kafaoğlu-Büke...

Yaşadığını Yazmak

çetele

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

Söyleşi: Gül Parlak

ÖYKÜ: Recep NAS

Söyleşi: Adalet Temürtürkan

Ayşe Nilay Özkan : “SANA YALAN SÖYLEMİŞLER” DEN KALANLAR

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

Esra Sağlık: petrol ve papatya

Murat Cem Miman: TEKMİL FAVA

Buket DÜZGÜN-TAHTA ATLARI SÜRÜYOR ÇOCUKLUK

Levent Karataş-aşk tarifi

Gül Parlak, İclâl Nur ile “Kırlangıç Sabahı”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Zehra İPŞİROĞLU...

Öykü: Özcan Öztürk

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ÇİĞDEM SEZER...

Yazarlar Arasında: Pandemi…

A. Dilek Şimşek ve Deniz D. Şimşek karşılıklı söyleşti…

Deniz Dengiz Şimşek bugüne kadar iki öykü, bir inceleme-kurgu bir de romana imza atmış, “Aşk Bilirkişisi” isimli kitabı ile 2014 yılında, Orhan Kemal Öykü Özendirme Ödülü’nü almıştır. Halen Kayseri’de edebiyat çalışmalarını ve fizik öğretmenliğini sürdürmektedir.

Soy isimlerden anlaşılacağı üzere Deniz ile kuzeniz. Ben Ankara’da Uzman Aile Hekimi olarak çalışmaktayım. Çocukluğumdan beri edebiyat ile ilgiliyim. Çeşitli dergiler ve online platformlarda yayınlanmış öykü ve denemelerim var.

Bu söyleşi Deniz ile yaptığımız sohbetlerde temeli atılmış, kendi edebiyat yolculuğumuza bir not düşmek amacı ile kaleme alınmıştır. Covid-19 pandemisinin hayatlarımız üzerindeki etkilerini ele aldık çoğunlukla. Ortak noktamız olan edebiyat ile pandemi ilişkisine değindik. Gelecek ile ilgili kaygılarımızı dile getirdik.

Bilindiği üzere 1 Aralık’ta Wuhan’dan başlayan Covid-19 salgını, Şubat ayında ülkemizde de kendini göstermiş olup o günden bu yana ölüm, hastalık, karantina gibi hiç aklımızda olmayan kavramlar artık yaşantımızı yönlendirmektedir. Hayatta kalmış olduğumuza şükredeceğimiz günleri yaşarken hayatı ve edebiyatı da başka bir gözle değerlendirmeye başladık. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak duygusu ile baş etmek için sığındığımız limanlardan biri olan edebiyat da bu süreçten payını aldı.

A. Dilek Şimşek: Sevgili Deniz, Covid-19 salgını sende nasıl bir etki yarattı? Neredeyse bir yıldır hayatımızı etkisi altına almış olan bu salgın uzunca bir süre de geçmeyecek gibi. İlk duyduğun günler ile bugünün arasında farklılık oluştu mu?

Deniz D. Şimşek: Önceleri haberler içinde bir başlık olarak görmüştüm, hayatımıza bu kadar etki edeceğini hiç düşünmemiştim. Önce ülkemize, sonra şehrimize, nihayetinde burnumuzun dibine kadar sokulduğunu görünce, insanlığın bir anda yok olabileceği algısına kapıldım. Bu doğru olabilirdi, bir gün sabah hangi canlı uyanmışsa, bu gezegende hiçbir insanın yaşamıyor olduğunu görebileceğini düşündüm. O canlının ben olmasından korktum, ‘yaşamak isterken delice.’ İnsanların artık yaşamıyor olması korkunç bir düşünceydi. Herkesin yaşayıp benim artık yaşamıyor olma düşüncem de öyleydi.

Hep başkaları ölüyordu ilk aylarda. Sonra yakınlarımı kaybetmeye başladım. Ne yalan söyleyeyim her an ölecekmiş, her an sevdiklerimden birisini kaybedecekmiş gibi yaşıyorum artık. Bu durum bende huzur bırakmadı. Aynı zamanda sevdiklerimi daha sık arar oldum. Seslerini daha çok duymak istedim. Belki her konuşmam onlarla son konuşmam olabilirdi. Ya ben onları ya onlar beni bir daha göremeyebilirdi. Aklıma ölmeden önce görülmesi gereken yerler başlıklı yazılar geldi. Ne kadar da komik duruyordu şimdi bu başlık şu dönemde. Ne düşündüm biliyor musun? Çin’deki bir çocuğun öksürmesinin Alaska’daki bir çocuğun sağlığı kadar önemli olduğunu artık bütün insanların anladığını düşündüm. Endişeli bir durum olsa da bu beni mutlu etti. Çünkü insanlığa dair kaygılarım her zaman olmuştur. Edebiyatta da bu kaygıların zaten var olduğunu bilmeyen yok. Belki de edebiyatın daha yaşanır bir dünya, daha huzurlu bir insanlık dileği artık bütün insanların düşüncesinde.

Bir distopyaya dönüştü dünyamız. Bir distopyada yaşıyor olmaktan hiçbir yazar şaşırmaz. Çünkü bir edebiyat yazarının bütün öngörüleri her an bir distopyayla karşılaşma potansiyeli taşıyan insanlığın kendi eliyle neler yapabileceği yönündedir. Bu ‘böyle giderse’ sorusunu sık sık sorar yazar. Bu soru onu distopyaya götürür. Üstelik bu pandemi sürecinde neredeyse her gün parantez içinde parantez gibi distopya içinde distopyalar yaşıyoruz. Maske savaşları, kolonyaya hücum, suya sabuna dokun vb. başlıklarda öyküler, beynimin içinde dönüp duruyor. Bunları bir romanda yazmış olsaydık öyle saçma bulacaklardı ki! Şimdi bunu yaşayan insanlık neyi saçma bulacağını neyi akıllıca bulacağını artık daha iyi öğrendi. Şu sözü hep tekrarlardım: “bu dünyada olan hiçbir şeye şaşırmam.”

Ya sen Dilek? Ne düşünüyorsun sence de korkunç durumun tam da içinde miyiz? Ben mi abarttım? Sen hastalığı yaşadın. Bu deneyimini de katarak nasıl yorumlarsın?

A. Dilek Şimşek: Ne yazık ki ben de Eylül ayında hastalığa yakalandım, çok ağır geçirdim. Daha karantinadan yeni çıkmıştım ki annemi kaybettim. Sahada hastalar ile birebir temasta çalışan bir doktor olarak yakalanma olasılığımın yüksek olduğunu biliyordum, hazırlıklıydım. Ancak bilmek ile yaşamak arasında çok ciddi bir fark olduğunu aklıma getirmemiştim. Tomris Uyar’ın “Anlamakla yaşamanın eşanlamlı olmadığını biliyorum, yine de bilmek başka, iliklerinde duymak başka…” cümlesi aklımda tam olarak bir yer bulmuştu kendine.

Kötü günler geçer ancak çok kolay atlatılamaz. Her zaman bir tortusu kalır geride. Bu tortuların kabuk bağlamasını sanatın kendisi ve sanatsal üretimin takibinde, içinde olarak sağlayabileceğimi biliyordum. Yine sanatın kendisi aracılığı ile sahip olduğum bu bilgi ile iyileşmeyi ummaktan başka bir seçenek bulmadım. Toparlanmaya başladıkça okumalarım arttı. Filmleri başka bir gözle izlemeye başladım. Müzik dinlerken sadece ona kulak vermeye başladım. Dünyadaki zamanımızın kısıtlı olduğunu “idrak” etmiştim. Bir iz bırakamasam bile her anının hakkını vermeye niyetliydim. Henry Miller’ın da dediği gibi bu yolculukta bir başka yere gitmemiş ancak her şeye başka bir gözle bakmaya başlamıştım.

Senin de dediğin gibi ölüm çok yakınımızdaydı ve şaşırma duygumuzu yitirmek üzereydik. Bu “distopik” dönem senin için nasıl geçiyor?

Deniz D. Şimşek: Yazmak yerine daha çok okumayı, film izlemeyi tercih ettim. Zaten yazmaya yoğunlaşamıyordum. Kurgusal metinler yerine ‘günlük’e ağırlık verdim. Sesli kitaplar dinlemeye başladım. Zamanımın azaldığını düşündüğümden daha çok kitap okumalıydım (sesli kitap imdadıma yetişti.) kitapçıları, sahafları gezmeyi, o sarı sayfaların, yeni basılmış kitapların matbaa kokularını özledim. Kitap raflarında göz gezdirirken tanışmayı yeni insanlarla. Elindeki kitaba bakarak gülümseyen, minnacık bile olsa yorum yapan insanlarla karşılaşıyordum. Henüz okunmamış bir kitabın yalnızlığı neyse benim yalnızlığım da bu şekilde tanımlanabilir. Bilmem sen ne dersin?

A. Dilek Şimşek: Bu bakış açını bir okur olarak paylaşıyorum. Bir yazarın münzeviliğini kitaplar üzerinden betimlemen etkileyici. Karantinanın sendeki yalnızlık alışkanlığını pekiştirdiğini söyleyebilir miyiz? Gözlemlerin nelerdir?

Deniz D. Şimşek: Bir yazar olarak zaten kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamaya alışkınım. Şimdi herkes aynı durumda. Herkesi sağlığına tehdit olarak görmek büyük kitlenin düşüncesi olurken, benim düşüncem yine aynı kaldı. Yalnızlığımın sebebi olarak kurduğum cümlelerimi yine Covid’den önceki şekilde taşıyorum beynimin bir yerlerinde.

Bu süreçte gözlemler yapabildim. Hem şehrimdeki insanları gözlemleyebildim hem de dünyanın başka yerlerindeki insanları gözlemleyebildim- çektikleri videoları paylaşmaları sayesinde-. Gözlem etkinliklerinin biçimleri değişti böylece. Dünyadaki herkesin aynı şeyi konuşuyor olması ve konuştukları şeye olan farklı tepkileri. İşte benim için bulunmaz fırsat.

Gelecek kelimesini artık bir saniye sonrasını bilip bilmemek şeklinde yorumlar oldum. Hayallerimde olan projelerimin hepsini zamanın akışına bıraktım ama bir köşede duruyorlar hareket zamanlarını beklemek için. Çünkü gelecek algım, az önce söylediğim gibi, çoktan değişti. Şu an ne yapıyorsam hayalim de projem de odur? O halde ne mi yapıyorum? Biraz tarih okuyorum biraz bağlama çalmayı ve türkü söylemeyi öğreniyorum biraz da yazıyorum. Pandemi sürecinde yazmakla ilgili ritüellerimde değişiklik olmasa da okuma biçimimde az önce değindiğim gibi bir değişiklik oldu. Kedimle de daha çok vakit geçiriyorum. Onun mutluluğunu görmek beni de mutlu ediyor. Öyle zamanlar oluyor ki sanki ben ona değil de o bana zaman ayırıyor diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Senin için gelecek ne anlam ifade ediyor Dilek? Hayallerini gerçekleştirmek için takviminde değişiklik oldu mu? Daha doğrusu takvim diye bir şey var mı sende? Kedilerle geçirdiğin zamanlar? Sen de ‘ne kedisiz ne kitapsız’ diyenlerden misin?

A. Dilek Şimşek: “Ne kitapsız ne kedisiz” demek için yaşadığımı düşünecek kadar kendimle baş başa kaldım ben de. (Gülerek.) Hayal ettiğim, planladığım çok şey vardı. Bunların büyük çoğunluğu iyi bir felsefe eğitimi ve kısa öykü yazma konusunda yetkin olmayı içermekteydi. Şimdi ise J. M. Reynes’in ‘uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız’ önergesindeki gibi “uzun vade”den “kısa vade”ye bir geçiş oldu tüm bunlarda. Çok fazla plan yapmadan ne yapacaksam yapmaya başlamam gerektiğini anladım. Bu bağlamda sosyal medya ve Zoom üzerinden yapılmaya başlanan edebiyat etkinlikleri ve söyleşileri de kısa vadede yaratma sürecinde yararlı oldu benim için.

Pandemi sürecinde oldukça yaygınlaşan sosyal medya ya da Zoom üzerinden yapılan edebiyat etkinlikleri hakkında ne düşünüyorsun?

Deniz D. Şimşek: Önceden başka şehirlerdeki kitapçılara gidiyordum, oradaki yazar arkadaşlarımla görüşüyordum, söyleşilere katılıyordum, yeni kitapları imzalatabiliyordum, edebiyat sohbetleri yapıyordum. Şimdi ise arkadaşlarımı Zoom programıyla ziyaret ediyorum. Sohbetlere internet ortamından katılıyorum. Yazarlar da okur buluşmalarını bu şekilde yapmaya başladı. Bunun hem iyi hem de sıkıntılı yönleri var. İyi yönünü şöyle görüyorum: en ücra bölgelerde yaşayan insanlarımızın, yazarların imza/söyleşi etkinliklerine gitme olanağı olmayanlar için, etkinliklere internet üzerinden katılımları adına inanılmaz bir fırsat oldu. Bu duruma yayınevleri de yazarlar da okurlar da memnun olmuşlardır. Düşünsene İstanbul’da ya da Ankara’da, neresi olduğu fark etmiyor, edebiyat atölyelerine dünyanın her yerinden bir bağlantıyı tıklayarak katılabiliyorsun. Bu inanılmaz bir şey. Okurun yazarla buluşmalarındaki, yazarların yeni kitap heyecanı canlı kanlı görmek keyifli değil mi? Hem okura hem yazara enerji veriyor. Kitaplara dokunmak, koklamak, özellikle fuarlarda, ayrı bir heyecandı. Özlüyorum fuarları. Sen özlemiyor musun? Sen de kitap kurdusun, yazarsın. Fuar deyince, şöyle, için kıpır kıpır olmuyor mu?

A. Dilek Şimşek: Kitap fuarlarına şehirdeki belli başlı olaylar kategorisinde bakmak gerek, o derece önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi standında sevdiğimiz ve görmek, tanımak istediğimiz yazarları konuk ederken üst katlarda devam eden sempozyumlar, söyleşiler ile de bilgimizi arttırdığımız bir ortam yaşardık. Bir kitap fuarında kalabalık yüzünden kitap imzalatamamış ve isyan etmiş biri olarak bütün bunların kıymetini şimdi daha çok anlıyorum. O günün bazı şeyler için son olduğunu önceden kestirebilmiş olsaydım, o imzayı mutlaka alırdım.

Sonuç olarak karantina günleri edebiyatla olan ilişkimiz başta olmak üzere hayatımızdaki birçok şeyi değiştirdi, bizler de değiştik. Bir gün öleceğimizi biliyorduk, bu durum artık bir olasılık değil gerçek oldu. Sen ne dersin?

Deniz D. Şimşek: Bir gün öleceğini bilmek bugün öleceğini bilmek ile eşdeğer olunca ne kadar korkunç hislere kapılıyorum. Ama şunun rahatlığı var bende, Kafka öldüyse ben de ölebilirim. Gregor Samsa gibi ölmek yerine Kafka gibi ölmeyi yeğlerim ama henüz yazmadığım ve okumadığım onlarca öykü var. Tanrı’dan birkaç bin kitap daha okumak için sağlıklı yaşam izni istiyorum bütün güzel insanlara.