YAYFEN YAYINLARI ve ERDAL ÇAKICIOĞLU BULUŞMA

Söyleşi: Duygu TERİM

Eşyaların Ruhuna Dokunan Ressam: İmam Afsarian

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Asuman Kafaoğlu-Büke...

Yaşadığını Yazmak

çetele

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

Söyleşi: Gül Parlak

ÖYKÜ: Recep NAS

Söyleşi: Adalet Temürtürkan

Ayşe Nilay Özkan : “SANA YALAN SÖYLEMİŞLER” DEN KALANLAR

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

Esra Sağlık: petrol ve papatya

Murat Cem Miman: TEKMİL FAVA

Buket DÜZGÜN-TAHTA ATLARI SÜRÜYOR ÇOCUKLUK

Levent Karataş-aşk tarifi

Gül Parlak, İclâl Nur ile “Kırlangıç Sabahı”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Zehra İPŞİROĞLU...

Öykü: Özcan Öztürk

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ÇİĞDEM SEZER...

Mehmet Doğan Karakuş : MERHABA;

MERHABA;

Merhaba dostlarım. Merhaba insanlık, merhaba!

Gününüz, gönlünüz şen, kazancınız bolc'olsun!

Cümlenize merhaba!

Bu sayfalarda yazacağım anı, söyleşi, yaşanmışlık, biyografi, günce içinde kendilerince bir ortaklık kuracak olanlar bulunacaktır kuşkusuz. Karşı çıkacakları, önerecekleri ya da bir olayı, bir durumu eksik tanımladığımı görenleriniz olacaktır. İnsansı dille doğru bildiğinizi tartışmaya açmak tümünüzün hakkıdır. Kaynağım insan olmakla, anlatılara karşı çakma hakkı insanındır. Yanlışlarımı doğru bir dil, doğru bir anlatımla açıklamanız, kandırıcı olmanız kuşkusuz ortak noktamız olacaktır. Bu nedenle dediğim dedik, çaldığım düdük benzeri iyeşmenin insana ters durum olduğunu belirtip, halka inanmanın beylik söylemlerle değil, halkın içinden çıkanların deyişleriyle;

HALKI BİLMEYENLER HAKKI NE BİLSİN (Âşık Mahzunî Şerif) deyişiyle anlayışımızı pekiştirmek zorundayız.

Geleneksel toplum özelliğini taşıyan, ırasını genlerine işlemiş toplum bireyleriyiz. Alışılan öğretiler, öğretilerle oluşan yaşam biçimi yüzyıllardır sürmektedir. Gelenekçi toplum, bu öğretilerle kendini pekiştirip, yaşamımıza, düşüncemize, yönelişlerimize etkin kurallar getirmiştir.

Çoğumuz puvaralı yer ocağını, ocaktaki sacayağını, sacayağının üstüne konan kazanı, kazan içinde pişenin varlığını; ısındığımızı, ardımıza konan yastıklara söykenip evin anasının sandığının kapağını açtığında kuru üzüm, elma, armut kaklarıyla birlikte çir, belben, bastık, cevizli sucuk, kara kara görünen kurutulmuş kiraz, kızılcık kirazı vb. kokularını alınca burnumuzla; beynimizde biçim alan tat almanın kıpırdandığı zamanları anımsamamak olası mı? Sabırsızlıkla, kalaylı, küçük, bakır kapların par par parıldayan kalayına vuran ocaktaki ateşin yüzümüze vurup yalp yalp edişine bakıp da o anları beynimizden önümüze, önümüzü bırakınız; karşımıza koyup bakıp da;

“Bu neci?!” sorusunu sorduk mu?

“Sormadık!” diyeceksiniz.

“Unuttuk!” diyeceksiniz.

Doğrudur.

Şimdi puvaralı ocaklar, meşe odunu, alaz, alazın yalp yalp edip önünüze kurutulmuş meyve konulan o kapların kalaylı yüzleri yok.

“İnsanın vatanı, yurdu çocukluğudur!”

Neyi nasıl yaşarsa yaşasın; bir iz, im düşecektir çocukluğundan, kişinin önüne, elinden tutup ardısıra sürükleyecektir.

Kaçınılmazdır.

Toros köylüğü Avluk (şimdiki adı Koçlu) dağın orta yerindedir.

“Dağ adamı adımını yokarıdan, yazı adamı düzden atar!” denir, Yukarı Çukurova'da. İşte, böyle bir köyde, böyle yokarıdan adım atarlı Kekeç Ali, akşam yemeğini yemiş, yatsı namazını köy odasında beklemek için gider. Öteki köylüler de oradadır. Gelenektir, kapıdan her giren köylünün;

“Selâmün âleyküm!” demesi. Oturanların da;

“Ve âleyna âleyküm!” demesinden sonra, hâl hatır sormadan önce;

“Merhaba!”demesi.

Kekeç Ali içeri girer. Selâm verir.

Bir oturak çeker oturur.

“Merhaba!” der oturanlardan biri.

“Mmmm. Mmm. mer.. ha.. merha... ba... Merhaba!”diyene dek kan ter içinde kalır. Üstüne üstüne giderler Kekeç Ali'nin.

Kekeç Ali zor karşılık verir.

Karşılık verdikçe üstüne üstüne, üstüne üstüne...

Bakar ki umarı yok;

“Cü.. cü.. cüm.. cüm.. cümleten merhaba!” der.

Der demesine de, oturanlar daha da giderler üstüne.

“Cümleten merhaba dedik ya ulan!” diye bağırır.

Bağırtısının gerisini canlandırınız lütfen.

Anlatmayacağım gerisini.

Bunu sizlere bırakıyorum.

Selâm verdik, alacağınızdan kuşku duymam.

Gelenektir selâm almak, selâma karşılık vermek.

Ardından;

“Merhaba!” demek de gelenektir; hâl hatır sormak da.

Kekeç Ali'yi, dağ köylerini, yazı köylerini selamlıyorum. Her birinin ayrı ayrı merhabalar göndereceğini biliyorum;

Cümleten MERHABA diyorum.