DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 14.07.2021 13:01:00 1210 0
  • BIST 100

    1.509%1,09
  • DOLAR

    9,5281% -0,59
  • EURO

    11,0645% -0,65
  • GRAM ALTIN

    549,16% -1,40
  • Ç. ALTIN

    906,114% -1,40

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 10 7 0 3 11 24
2.Hatayspor 10 6 2 2 11 20
3.Beşiktaş 10 6 2 2 8 20
4.Alanyaspor 10 6 2 2 1 20
5.Fenerbahçe 10 6 3 1 3 19
6.Fatih Karagümrük 10 5 2 3 4 18
7.Konyaspor 10 4 1 5 5 17
8.Galatasaray 10 5 3 2 1 17
9.Altay 10 5 5 0 0 15
10.Adana Demirspor 10 3 3 4 0 13
11.Başakşehir FK 10 4 6 0 0 12
12.Gaziantep FK 10 3 4 3 -2 12
13.Yeni Malatyaspor 10 4 6 0 -6 12
14.Sivasspor 10 2 3 5 2 11
15.Kayserispor 10 3 5 2 -4 11
16.Giresunspor 10 2 5 3 -4 9
17.Antalyaspor 10 2 5 3 -5 9
18.Göztepe 10 2 6 2 -5 8
19.Kasımpaşa 10 1 6 3 -6 6
20.Çaykur Rizespor 10 1 8 1 -14 4
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Salı 25.8 ° / 12.8 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar

SÖYLEŞİ: GÜLSER KUT ARAT - BUKET ARBATLI

Söyleşi...

“Taşrada farklıysanız, deli kategorisindesinizdir”

Sevgili Buket Arbatlı’nın kitabıyla Feminist Edebiyat Eleştiri Atölyesi aracılığı ile tanıştım.Kitabın adı “ Erkeklere Her Şey Anlatılmaz”. İlginç geldi. Okuyunca inanılmaz çarpıcı öykülerle karşılaştım. Bugüne kadar kimsenin cesaret edemediği noktalara değinmişti. Toplumsal normlar dahilinde, kadının cinsel özgürlük alanları sınırlı. Kalemini bu doğrultuda özgürce kullanmıştı. Öykülerde kadınlık durumları, yaşlılar, bakıcılar, azınlıklarda yer alıyor. İnsanın karanlık yönlerini de gösteriyor. Buket Arbatlı’yı tanımak kaçınılmazdı.

Burdurda doğdunuz. Taşrada yaşamanın bir sıkıntısı oldu mu sizin açınızdan? Ya da tam tersi, size neler kattı?

Hem evet hem hayır. Seksenli yıllarda taşrada büyümek mikroskop lamında bir ileri bir geri gitmek gibi bir şeydi. Sonu görünen caddeler, aynı mekanlar, hep aynı yüzler. Kız çocuğuysanız bir büyük gözün devamlı sizi izlemesini de ekleyin. Yüzüklerin Efendisi’nin Sauron’unu çok önceden tanıdım diyebilirim. Bunun yarattığı daralma hissini üstümden atmak epey sürdü. Katkısı nasıl oldu derseniz, bu dünyadan kitaplarla kaçılabiliyordu. Ben de devamlı okudum. Mösyö Poriotkapuçinosunun bıyıklarına bulaşan köpüklerini mendiliyle silerken sadece adını bildiğim kahvenin tadını hayal etmeye çalışmak hoştu. Hayal gücünü çalıştırıyordu. Bir de taşrada hayat nispeten kolaydı, her şeyi başarabileceğinizi sanıyordunuz.

Kitaba adınıveren öykünüz “ Erkeklere Her Şey Anlatılmaz” çok çarpıcı. Öyküde Yaya torununa şöyle diyor. ”En yakının bile senin hasmın sayılır” Bu yaklaşımı açar mısınız bize?

Ben kadınların güçlü olduğu, öğretilerini hikayelerle kızlarına nesilden nesile aktardığı bir ailede büyüdüm. Bu büyükanneler, neneler, halalar koruma içgüdüsüyle hareket etmeyi annelerinden öğrenmişler, bağımsız olmak ruhlarında var. Burdur Türkmen kökenli, yörüklerin diyarı, kadın güçlüdür, kolay kolay ezilmez. Sanırım bunu da aktarmak istiyorlar. Kadının erkekten medet umması ayıp olarak görülür. En yakınındaki erkekten bile gelecek olası tehlikelere karşı kızları tetikte tutma çabası diye düşünüyorum. Öyle de olmuyor mu zaten?

Çok cesur bulduğum Kumrular” öykünüzde Biyoloji öğretmeni, mastürbasyonda bir kuşu kullanıyor. Sonunda kadın utanıp, kuşu öldürüyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Bu öykünüzle ilgili olumlu ya da olumsuz tepkiler aldınız mı?

Kumrular çok sevdiğim öykülerimden. Serpil yalnızlığını, tatminsizliğini, derin mutsuzluğunu minicik hayvanlarla doldurmaya çalışıyor. Ama tabii genel öğretilere, kutsal kitaplara, ananelere aykırı bir tercih, fena halde utanıyor, katlediyor kuşları. Acıklı bir kısır döngü. Onun emirlerine uymayan serçe, Yaşar’ı da anmadan geçmek istemem. Açıkçası öyküyle ilgili tek olumlu tepki yayınevim Sel’den geldi. Daha önce gönderdiğim dergilerden mantığa aykırı olduğu, biraz açık hatta pornografik bulunduğu yönünde geri dönüşler olmuştu. Kitap yayınlandıktan sonra okurlardan gelen tepkilerden bazıları da bu yönde oldu ama genelde beğenildi.

”Elimi Tut” öykünüzde, pek açık edilmese de İsmail karakterinin eşcinsel olduğunu düşünüyoruz. Seniha Hanım bir aristokrat. İki farklı uç karakter bir araya geliyor öykünüzde. Yaşlılığın getirdiği, yalnız olma durumunu anlatırken çıkış noktanız neydi?

Yaşlılar, engelliler benim en ilgi duyduğum kişilerin başında geliyor. BeautifulTango’da da yaşlılıkla ölmeyen cinsel arzuyu işlemeye çalıştım mesela. Elimi Tut’da en olmayacak kesimlerin, kişiliklerin hayatın hangi noktasında bir araya gelebileceğini anlamaya çalıştım. Seniha hanım bu kadar yalnız olmasaydı, ölümle burun buruna gelmeseydi yine de İsmail’e yakınlık duyacak mıydı? Duymasını canı gönülden diliyorum ama herhalde gerçekleşmeyecek bir hayal. Buna karşın kötülük beklemediğimiz taraftan, daha mütevazı, halktan biri olan İsmail’in babasından geliyor, oğlunun sırtından para kazanmaya çalışıyor. İsmail, garibim, olmayacak hayallerin peşinde ama ölmek üzere olan bu kadının elinden tutmaya çalışıyor. Elbette kendi üslubunca.

Ağaçların Dili”  öykünüzü de çok sevdim. Buradan yola çıkarak sosyal medya hakkındaki düşünceniz nedir?

Sosyal medya bir illüzyon, herkes kendisine ait olmayan hikayelerin yazarı, yönetmeni, yapımcısı. Poz vermeden çekilmiş fotoğrafımız, sıradan, sıkıcı olmayan cümlemiz, üzerinde oynanmamış hayalimiz yok. Sumru yatağa bağlı, kendi başına sağdan sola dönemeyen bir hasta, o da kendi avatarını yaratıyor bu dünyada. Marcel’e ne kadarının doğru olduğunu bilemediğimiz yaşamlar anlatıyor. Öykünün sonunda Marcel’in gerçekliği hakkında bile şüpheye düşüyoruz.

Aileden bir üyeyi anlattığınız novella diyebileceğim uzun öykünüz Abdullah Aşçı’yı Aramak“ da çok etkileyici. Bu aile büyüğünün sizde ne gibi etkileri oldu?

Bir kere en olunmayacak yerde, taşrada, farklı olabilme cesaretini öğrettiği için Abdullah Amcaya teşekkür etmek isterim. Taşrada farklıysanız, deli kategorisindesinizdir. Bir de kabuğunu yırtma gerekliliğinin canlı örneğiydi, yeteneği küçük bir şehirde solup gitti, iki kitapla kaldı. Elbette şimdi şartlar çok farklı, küçük bir kasabadan da dünya yazarı olabilirsiniz ancak onun bana öğretisi buradan kurtul, uzaklara uç şeklinde oldu.

Bu öyküdeki paragrafı paylaşmak isterim. Notlarının iyi olması yetmez. Kitap okumalısın, gerçek edebiyat. O hocayla olacak iş değil bu.” Eliyle duvarları kaplayan kütüphaneyi gösterdi.”Sana verdiğim kitapları oku. Okudukça beynin büyüyecek, gözlerin görmediklerini görecek, vücudun bu ülkede kalsa da ruhun, aklın kıtaları aşacak. Bu yolculuktan dönüp geldiğinde kimse tanıyamaz seni. Bambaşka biri olursun.” Bu öyküdeki kişi siz misiniz?

Yer yer evet. Daha adını bilmeden ufuk çizgisi kavramını kitaplarla öğrendim denebilir. Geri döndüğünde eğer dönersen tabii, insanlara yabancı kalma riski var elbette. Bunu göze almak gerek.

Covid, insanları çok etkiledi. Depresyonla daha çok boğuşur olduk. Siz bir tıp insanı olarak bu süreçten nasıl etkilendiniz?

İlk kapanma döneminde hastane yöneticisi olarak çalışıyordum. Görünmez düşmanla savaşılan bilim kurgu filmlerinde olmaya benziyordu. Dünya bu mikrobu tanımıyordu, nasıl bulaştığı, ne gibi bulgularla ilerlediği, nasıl ölüme yol açtığı muammaydı. Her gün değişen bilgiler ışığında hastalarınızı kurtarmak, hastane personelini korumak, finansal açıdan ayakta tutmak, maske, eldiven ve ilaç temin etmek ve daha da önemlisi sağlık personelinin moralini ayakta tutmakla boğuştuğum o ilk altı ayı sanırım ömrüm boyunca unutmayacağım. Savaşta generaller ne hisseder, yakınen şahit oldum. En büyük şansım hastalığa yakalanmamak oldu. Keşke ben de karantinada olsam diye düşündüğüm anlar olmadı değil. Onkolog olduğumdan amansız hastalıklarla uğraşmaya alışığım ama Covid hiçbir şeye benzemiyordu. Şimdi artan bilgiler, aşıların varlığı, antikor tedavileri sayesinde yol almak daha kolay.

Adalet Ağaoğlu rahatsızlandığında sizin görev yaptığınız sağlık kuruluşuna yatırılıyor. Orada da yaşamını yitiriyor. Adalet Ağaoğlu ile ilgili ne hissettiniz o günlerde?

Gerçekten unutulmaz bir üç gündü. En hayran olduğunuz, hep tanışmak istediğiniz insanlardan biri yaşamını size emanet etmiş, şuuru kapalı yoğun bakımda yatıyor. İlk geldiği anlarda ziyaret edemedim, gözyaşlarına boğulan bir hastane yöneticisi pek hoş karşılanmıyor ne yazık ki. El ayak çekildikten sonra görmeye gittim, tabii uzaktan bir görüş oldu bu. Sağlığında tanışmadığım için çok pişmanım.

İkinci dosya çalışmanız var mı? Bu dosyada yine kadınlar mı yer alacak?

Epeyce öykü yazdım ama daha çok erkekler hatta unutulmuş bazı tarihi kimlikler var dosyada. Son Osmanlı cücesi gibi. Benim öykü başlangıcım hep farklı karakterler uç kimlikler oluyor. Onları anlatmak bu yolla onlara yakınlaşmak istiyorum. Ama kadınlarsız olmaz tabii. Dağdan şehire inmiş bir yörük kadını konu alan öykümü çok seviyorum.

Son sorum bu güzel kitap üzerine olacak yine. Her şeyi anlatabileceğimiz erkekler var mı, ne dersiniz?

Olmaz mı? Ben şanslıyım bu erkekler etrafımda çok. Sizlerin de olduğundan eminim.

Sizi tanımak çok keyifliydi. Bu söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Kadınların her konuda sınırlar olmaksızın, özgürce kendini bulacağı güzel günlere...



Şiir: Uygur ORHAN

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Bayram SARI

Öykü: Ali GÜNAY

ÖYKÜ: SEMA CANBAKAN

Öykü: Gülşen ÖNCÜL

M. ŞEHMUS GÜZEL

Şiir: Salih Mercanoğlu

Şiir: Onur Sakarya

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: BİLSEN BAŞARAN…

Öykü: Recep NAS

Şiir: Nevin KOÇOĞLU

İlknur Güneylioğlu

Şiir: Gürcan BANGER

ekitap.ayorum.com’dan YENİ bir ekitap!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: LÜTFİYE AYDIN

ŞİİR: ONUR SAKARYA

Reyhan Yıldırım

Öykü: Hatice Günday Şahman

SÖYLEŞİ: MELTEM KOFOĞLU

ŞİİR: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU