YAYFEN YAYINLARI ve ERDAL ÇAKICIOĞLU BULUŞMA

Söyleşi: Duygu TERİM

Eşyaların Ruhuna Dokunan Ressam: İmam Afsarian

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Asuman Kafaoğlu-Büke...

Yaşadığını Yazmak

çetele

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

Söyleşi: Gül Parlak

ÖYKÜ: Recep NAS

Söyleşi: Adalet Temürtürkan

Ayşe Nilay Özkan : “SANA YALAN SÖYLEMİŞLER” DEN KALANLAR

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

Esra Sağlık: petrol ve papatya

Murat Cem Miman: TEKMİL FAVA

Buket DÜZGÜN-TAHTA ATLARI SÜRÜYOR ÇOCUKLUK

Levent Karataş-aşk tarifi

Gül Parlak, İclâl Nur ile “Kırlangıç Sabahı”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Zehra İPŞİROĞLU...

Öykü: Özcan Öztürk

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ÇİĞDEM SEZER...

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK

Türkiye'de, yazmak isteyenler nedense hep yabancı edebiyatçıları örnek alıyor, onların deneyimleri üzerinden bir fikir geliştirmeye çalışıyor. Bu anlamda “Yeni Adana’da Düşünce-Sanat ve Toplum”  olarak bir eksikliği giderme çabası içine girdik. Değerli edebiyatçılarımızın katılımıyla kapsamlı bir bellek oluşturmaya çalışacağız. Yazar adaylarına yol gösterici olacağına inanarak… Bu haftaki konuğumuz kıymetli yazarımız Nedim GÜRSEL...

Yanıtlaması güç bir soru. Yazar olma sürecinde çeşitli aşamalardan geçtiğimi söyleyebilirim. Eski deyimle uzun ve “meşakkatli” bir yoldu. Nasıl değil de neden yazar olduğumu bazı kitaplarımda anlatmaya çalışmıştım. Bu tuhaf uğraşın, yazarlığın temelinde bir nevroz ya da libido olabileceğini düşünüyorum. “Sorbonne Alanı” adlı öykümdeki şu cümleler belki bir ipucu verebilir:

“Sorbonne Alanında Ecritoire kahvesindeyim. Kahvenin adı “yazı takımı” anlamına geliyor Fransızca’da. Takımını bilmem, ama yazı, beyaz kâğıdın ve sözcüklerin dünyasında bir varoluş biçimi olarak tasarlayabileceğim bu tuhaf etkinlik, çocukluğumdan beri vazgeçemediğim, onsuz edemediğim bir uğraş oldu.”

Burada Sartre’ın otobiyografik anlatısı Sözcükler’den şu cümleyi anımsatmakta yarar görüyorum: “İnsan bir nevrozdan kurtulabilir ama kendinden asla”. Kendimden kurtulamadığım için yazıyorum kuşkusuz. Aynı zamanda yazma uğraşının ülkemizde büyük riskler taşıdığını da biliyorum. Yalnızca romanlarım nedeniyle ikisi asker dört yargıç karşısına çıktım. Burada ayrıntılarına girmeyi gereksiz bulduğum, hepinizin tahmin edebileceği yersiz ve gereksiz suçlamalarla yargıladım. Neyse ki her defasında aklandım. Ama yalnızca düşünceleri nedeniyle hapiste yatan yazarlar var demokrasiden yeterince nasibini almamış ülkemizde. Bu alanda ne yazık ki bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz.

Nasıl yazar olduğum konusunda bir anektod istiyorsanız çocukluk yıllarımı anlattığım “Sağ Salim Kavuşsak” adlı kitabıma bir göz atabilirsiniz. Orada, genç yaşta yitirdiğim Fransızca öğretmeni ve çevirmen babam Orhan Gürsel’i taklit etmek, giderek kendimi ona beğendirmek için henüz dokuz yaşındayken bir paragraftan ibaret romanlar yazmaya başladığımı anlatmıştım.

Her koşulda yazabildiğimi söyleyemem. Genellikle sabahları Paris’teki evimde ya da ağaçlı bulvarların birinin üzerindeki kahvede yazıyorum. Daha doğrusu yazıyordum. Artık, Covid 19 Çelebi sayesinde (ya da onun yüzünden) eve kapanmak zorundayım. İstanbul’da Otağtepe’deki çatı katımın da, mekân olarak, yazarlığımı biçimlendirdiğini söyleyebilirim.

Yolculuklarımda notlar alırım, izlenimlerimi sıcağı sıcağına kâğıda dökerim. Dönüşte bu notlardan yola çıkarak yazarım gezi kitaplarımı. Roman ve öykülerime gelince, onların her zaman denetimimde olduklarını söyleyemem. Özellikle öykü yoğun bir çalışma, ama kısa zamanlı bir çalışma gerektirir, romansa uzun ve “meşakkatli” bir yoldur.

(Bu başlığın oluşturulmasında F. Hüsnü Dağlarca’nın “Yapıtlarımla Konuşmalarım”ı etkili olmuştur.)

Güzel ve anlamlı bir soru. Ama yanıtlaması güç. Bu konuda şunu söyleyebilirim. Her kitabımla bir diyalog kurmuşumdur elbette, ama bazılarıyla daha yakın, daha içten olmuşumdur. Edebiyatın bütün türlerinde ürün veren bir yazarım. Elliye yakın kitabım var. Raslantı bu ya, geçenlerde bitirdiğim son romanımda bu konuyu ele aldım. Yazarlık serüvenimin dökümünü yaptım bir bakıma. Adını da “Son Yolcu” koydum. Roman okura ulaştığında bu sorunuzun ayrıntılı yanıtını da keşfetmiş olacaksınız.

Bir de şunu eklemek isterim: Adana’nın yazarlık yaşamımda önemli bir yeri var. Yaşar Kemal’in coğrafyası ve yapıtları üzerine bir kitap yazdığım için değil yalnızca, Çukurova Sanat Girişimi’nin bana verdiği ödül için de. Onur duyduğumu belirtmek isterim. Esenlikler diliyorum.