YAYFEN YAYINLARI ve ERDAL ÇAKICIOĞLU BULUŞMA

Söyleşi: Duygu TERİM

Eşyaların Ruhuna Dokunan Ressam: İmam Afsarian

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Asuman Kafaoğlu-Büke...

Yaşadığını Yazmak

çetele

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

Söyleşi: Gül Parlak

ÖYKÜ: Recep NAS

Söyleşi: Adalet Temürtürkan

Ayşe Nilay Özkan : “SANA YALAN SÖYLEMİŞLER” DEN KALANLAR

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

Esra Sağlık: petrol ve papatya

Murat Cem Miman: TEKMİL FAVA

Buket DÜZGÜN-TAHTA ATLARI SÜRÜYOR ÇOCUKLUK

Levent Karataş-aşk tarifi

Gül Parlak, İclâl Nur ile “Kırlangıç Sabahı”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Zehra İPŞİROĞLU...

Öykü: Özcan Öztürk

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ÇİĞDEM SEZER...

Öykü: Özcan Öztürk

Son Bir Bilet

Yıllardır kapı komşumuz olan Şerif amca Devlet Demir Yolları’ndan emekli olunca, milli piyango bileti satmaya başladı. Babam devamlı olmasa da, özel çekilişlerde mutlaka bir çeyrek bilet alır. Bugüne kadar da amorti dışında, bir ikramiye kazandığını görmedim. Şerif amcanın iki kızı var. Küçük olan Nazan ile yaşıtım. Aynı okulda, aynı sınıfta beraber okuyoruz. Platonik aşkım Nazan.

Şerif amca ile her sabah birlikte yola koyuluyoruz. Okulum aynı yolun üzerinde. Her gün on dakikaya varmaz okulda oluruz. Ben kendimi tanıtmayı unuttum. Adım Veli. Arkadaşlar deli derler ya, siz onlara bakmayın. Çok zeki olduğum için deli derler. Sekizinci sınıfa gidiyorum. Hafta sonları parklarda çekirdek, simit satarım. Akşama doğru parkta keşif yaparım. Şarapçıların ve biracıların meskenidir. Ben daha ağzıma sürmedim. Sataşırlarsa çatarım. Neden keşif yaptığına gelince; şarapçılarla biracıların ortalığa attığı boş şişelere bakarım. Çalılıklara sakladığım emanetleri, sabah erken saatte topladığım gibi büfe sahibine satarım. O nedenledir ki arkadaşlar deli der. Akıllı adamın o saate ne işi olur ki parkta? Hafta sonları simit, su, balon satarım. Yazın çok para kazandığım doğru. Ailemin eline hiç bakmadım. Birkaç yıl önce parkta işler azaldı. Kuş gribi, ekmeğimizden etti. Zabıta parkta ne kadar güvercin varsa yakalamaya çalıştı. İnsanlar korkudan parka çıkamaz olmuştu. İşte o günlerde çok zarar ettim. Ama şimdi işler açıldı. Hesabımın kuvvetli olmasını parka borçluyum. Matematiğim hep iyi olmuştur.  O yüzden ince hesapları iyi bilirim.

Şerif amca birkaç gündür rahatsız. Tansiyonu varmış. Sıcakta dolaşınca iyice rahatsızlanmış. Akşam babamla geçmiş olsuna gittik. Doktor iki hafta istirahat vermiş ama ‘‘Dayanamam’’ diyor, ‘‘evi nasıl geçindireceğim, aldığım biletleri satamazsam batarım.’’ Babam, ‘‘Ben satarım, işyerine götürür orada durumu arkadaşlara anlatınca yardımcı olurlar,’’ dedi. Şerif amca itiraz etse de babam dinlemedi. Tam, yarım, çeyrek biletlerden seri aldı. Ertesi gün babam eve döndüğünde, yüzünden düşen bin parça ‘‘Yok satamadık; iki çeyrek aldılar gerisi boş. Kimse maaş almadı. Bileti alanlar da aybaşında veririz diye aldılar yoksa onu da satamayacaktık.’’ Canımız çok sıkılmıştı. Akşam Şerif amcanın yanına gittik. Babam biletlerin yarısını sattığını söyledi. ‘‘Yarın sana kalan parasını da getiririm. Biletler peynir ekmek gibi gitti sen içini rahat tut,’’ dedi. Ben hiçbir şey söyleyemedim. Eve döndük. Babam olan biteni anneme anlattı. ‘‘Kredi kartıyla biletlerin parasını ödeyeceğim ne yapalım, insanlık öldü mü?’’ Annem takısını çıkardı. ‘‘Kredi kartıyla değil de takıları satıp destek olsak olur mu?’’ demesine rağmen babam kabul etmedi. ‘‘Yıllardır sakladığın takıyı satarsak bir daha yerine koyamayız,’’ dedi. 

Öğretmenimiz yaz tatilinde kitap okuma ödevi vermişti. Kitabımı bitirmiştim. Televizyon kanallarını dolaşırken, yaban kuşlarını anlatan belgeseli seyretmeye başladım. Kuş gribinden, kuşların bakımından bahsediyordu. Sinirlendim geçtiğimiz yaz beni kazancımdan etti. Yoksa şimdi kırmızı bisikletim olacaktı. Arkadaşlara hava atıp, Nazan’a bisiklete binmeyi öğretecektim. Bir ara sunan kişi yabancı bir kelime söyledi; Hexamitiasis Protozon denen bir rahatsızlığın kuşlar üzerindeki etkisini anlatıyordu. ‘‘At sinekleri tarafından güvercinlere taşınan bir hastalıktır. Ağırlık kaybı, kusma ve sulu köpüklü ishal gözlenir. Hastalığın ileri aşamalarında ishal bazen kanlı olabilir. Kuşlarda yeme karşı isteksizlik ve su tüketiminde artış vardır. Hastalık mikrobu, hasta kuşların dışkıları yolu ile yayılır. Dışkıda bol miktarda bulunan mikrop, bir şekilde kuşlarımızın yediği yemlere veya içtiği sulara bulaşabilir. Mikrop bulaşmış yiyeceği yiyen ya da içen kuş mikrobu alır. Mikrop vücuda girdikten sonra kuluçka süresi 4–5 gün kadardır. Yani mikrobun alınmasını takiben 5 gün kadar sonra hastalık belirtileri kendini göstermeye başlar.’’  Öylesine heyecanlandım ki bir anda, ‘‘Baba biletleri satacağız, biletleri satacağız,’’ diye bağırdım. Evin içinde deli gibi koşmaya başladım. Annem koluma yapıştı, ‘‘Veli yavrum, sen delirdin mi? Şimdi ortalıkta eşya kalmayacak kırıp dökeceksin!’’ dedi. Nefes nefese kanepeye oturdum. Babamın yüzüne baktım. Bir şeyler söylemesini bekledim. Olmadı. ‘‘Baba çok güzel bir fikrim var eğer kabul edersen bütün biletleri satarız!’’ dedim. ‘‘Anlamadım?’’ dedi babam. ‘‘Çok basit babacığım. Senin çalıştığın yer, jokey kulübüne yakın değil mi?’’dedim.  ‘‘Evet, çok yakın,’’ dedi. ‘‘At sinekleri var değil mi? At sineği yakalayıp parka götüreceğim. Parktaki güvercinlere hastalık bulaşacak. Ben de buğday satacağım. Güvercinler hafta içinde buğday yiyecek, su içip ishal olunca da ortalık karışacak,’’ dedim. ‘‘Nasıl yani?’’ dedi babam. ‘‘Nasılı var mı baba, parkta herkes beni tanır. Buğdayı kuşyemi olarak satacağım ama güvercinler hastalanacağı için yemi az tüketecekler. Sen biletleri satarken insanların dikkatini çeker. Kuşlar insanların kafasına pislediği için kendilerini şanslı hissedecekler. Bilet alacaklar.’’ Annem karşı çıktı. ‘‘Haksızlık bu insanları kandıramayız,’’ dediyse de babam bıyık altından gülümsedi. ‘‘Bu iş olur. Yarın öğle üzeri bir kavanoz dolusu sinek getiririm. Sinekler şekeri seviyor, toplarım hiç sorun yok. Buğdayları şekerli suya yatırıp kavanozun içine doldurur, hastalığın geçmesini sağlarım. Hafta içinde kuşlar bu yemi yedikten sonra hafta sonu hastalanacak, işte o zaman biletleri satmaya gelirim. Bu iş tamadır. Aklınla bin yaşa Veli,’’ dedi babam.  Bu işi platonik aşkım için yapıyorum. Ben kim para kazanmak kim?

Ertesi gün ve daha ertesi gün kavanozda birikmiş sineklerle babam eve gelmişti. Sinekler havasızlıktan ölmüş, buğdaylar da şişmişti. Kavanozu alıp parka gittik. Babamın elinde milli piyango biletleri deste halinde duruyor. Ben de küçük teneke içindeki buğdayları küçük plastik bardaklara koymuştum. Bardağın tanesini elli kuruştan satıyordum. Dört gün boyunca meydanda toplanan güvercinlere hastalıklı buğdayı satmaya başladım. Güvercinleri çekmek için dört bardak buğdayı çevreme döktüm. Güvercinler akın etti. Hafta sonu beklediğim gibi geçti. Parkın çimlerinde öbeklenmiş su birikintisinden su içen güvercinler, ortalığı batırmaya başlamıştı. Babam ise ‘‘Son biletler, son biletler! Belki sıra sizde!’’ diye avazı çıktı kadar bağırıyordu. ‘‘Otuz Ağustos özel çekilişi, büyük ikramiye size çıkabilir.’’ İçindeki sese kulak verdi: ‘‘Gökten para yağıyor, para…’’

*Yazarın Bahçıvan isimli öykü dosyasından…