DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 6.01.2022 13:23:00 372 0
  • BIST 100

    2.011%-0,15
  • DOLAR

    13,4667% 0,67
  • EURO

    15,2928% 0,98
  • GRAM ALTIN

    790,67% 0,09
  • Ç. ALTIN

    1304,6055% 0,09

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 22 15 1 6 23 51
2.Konyaspor 21 12 3 6 17 42
3.Fenerbahçe 22 10 6 6 8 36
4.Alanyaspor 22 10 7 5 6 35
5.Beşiktaş 22 10 7 5 4 35
6.Hatayspor 22 11 9 2 -2 35
7.Başakşehir FK 21 10 7 4 9 34
8.Adana Demirspor 22 9 6 7 5 34
9.Kayserispor 22 8 7 7 1 31
10.Gaziantep FK 21 9 8 4 -1 31
11.Sivasspor 22 7 6 9 6 30
12.Fatih Karagümrük 22 8 8 6 -2 30
13.Galatasaray 22 7 9 6 -4 27
14.Giresunspor 22 7 10 5 -1 26
15.Kasımpaşa 22 6 10 6 -3 24
16.Göztepe 22 6 10 6 -4 24
17.Antalyaspor 22 6 11 5 -11 23
18.Çaykur Rizespor 22 6 13 3 -18 21
19.Altay 22 5 14 3 -13 18
20.Yeni Malatyaspor 21 4 14 3 -20 15
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Pazar 8.4 ° / 5.3 ° Hafif yağmur
  • Pazartesi 5.6 ° / -1.5 ° Hafif yağmur
  • Salı 4.8 ° / 1 ° bulutlu bulutlar

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

“Bozguna Uğramış Bahçe” bir ilk kitap. Kanguru Yayınları’ndan çıktı. İçinde otuz yedi öykü var. Özden Değirmenci, özellikle küçüreklerini bir araya getirmiş.

Okurun duygularını hızla harekete geçiren, keyifle okunan öyküler, bunlar. Etkileyici girişleri ve beklenmedik sonlarıyla okuma hazzı sunuyorlar.

Yazarın ironik dili etkileyici. Kitaptaki öyküler, zaman zaman hüzünle gülümsetiyor insanı. Her biri geriye tanıdık yaşanmışlıklar bırakan yalın kurgulara sahipler.

Yazarın insan duyarlılığı çok yüksek. Yoklukları, yoksunlukları, hırsları, çarpık düzenin açtığı yaralarıyla, umutları ve onurlu başkaldırışlarıyla görünürleşen karakterleri bunu kanıtlıyor.

Öykü kişileri, uğradıkları bozgunlarla yüzleşiyor, umutlarını hiç yitirmiyor, çoğu geleceklerine sahip çıkıyorlar. Unutmaya başladığımız değerlerin ve direngenliğin yeniden can bulduğu metinler okuyoruz.

Değirmenci’nin tertemiz bir Türkçeyle, içtenlikle yazılmış öyküleri, emekle, saygıyla, özenle eklemleniyor edebiyatımıza.

Kendisine Yeni Adana Gazetesi okurları için sordum:

Yazma düşüncesi nasıl oluştu ve bu serüven nasıl gelişti?

Yazma düşüncesi sanırım kitaplara ve yazarlarına olan hayranlığımla oluştu. “Sanırım” diyorum, çünkü daha dokuz yaşlarımdayken ileride yazmak istediğimi anneannemle paylaşmıştım. İlk desteğimi de ondan almış oldum. Okumayı ve yazmayı asla bırakmadım. Ancak yazdıklarımı düzenlemek ve bir araya getirmek işini hep erteledim. Bir türlü bu serüvene atılamadım. 

Nihayet 2017 Eylül ayında siz, yazar Reyhan Yıldırım’ın yazma atölyesinde çalışmalarımı toparlamaya başladım. İlk öykü kitabım da 2017 - 2020 yılları arasında devam ettiğim İleri Yazma Atölyesi’nde oluştu. Sizin dostluğunuz ve beni cesaretlendirmeniz ilk öykü kitabım olan “Bozguna Uğramış Bahçe”nin otaya çıkışını sağladı. 

Bu serüven zorlu ama zevkli bir dönem oldu benim için.

Öykü diline ve de öğelerine dair tercihlerin neler?

Öykü dilinin yalın olması gerektiğini düşünüyorum. Dil; okuru içine çekebilmeli, okur üzerinde etkili olabilmelidir. Öykü dili, yoğun bir anlatımı az sözle yaratmalıdır. Öykülerde hatta tüm sanat eserlerinde didaktik unsurdan çok estetik unsur ağır basmalı. Ancak bunu yaparken aşırı süslü ve sanatlı söyleyişlerden de uzak durulmalıdır. Anlatımda gereksiz sözcüklerden kaçınmak ve her sözcüğü yerli yerinde kullanmak gerekir.  

Olay örgüsünün de ön planda olmasını tercih ediyorum. Gereksiz uzatmalar yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum. Öykünün merkezinde kişiler ve olay olmalı bana göre.  Zaman ve mekâna ilişkin öğeler, öyküdeki olayların akışını veya kişilerin özelliklerini doğrudan etkilemektedir tabi ki.  Ancak öyküler genellikle insanı merkeze alan edebî metinler oldukları için olayı ve kişileri ön planda tutuyorum.  

Kitaptaki en sevdiğin öyküler hangileri ve neden?

İki çocuğum var. Hangisini daha çok seviyorsunuz, deseniz cevap veremem. En sevdiğiniz öyküler hangileri sorusunu da yanıtlayamam. Ama beni diğerlerinden daha çok etkileyen birkaç öyküm var. 

Bunlardan biri “Yatak” adlı öykümdür. Bu öyküyü yazarken bile heyecanlandım. Tamamen bir anı-öykü değil, ancak kendi yaşamımdan da izler taşıyor. Ölüme tanıklık eden küçük bir kızın, ölümle başa çıkışı, çevresinin ona karşı davranışları ve onun bu davranışlarla içsel olarak mücadelesi beni etkiliyor.

Bir diğer etkilendiğim öyküm “Zafer” adlı öykümdür. Perihan’ın çaresizliği ve kazandığı küçücük bir zaferle yaşadığı duygu yoğunluğu bana etkileyici geliyor.

“Tesadüf”, “İçim Başka Dışım Başka Bir Âlem”, “Yüzük”, “Ben Bir Gülüm”, “Asiye’nin Gaz Lambası”, “Beyaz”, “Kabus”, “Dut Ağacı”, “Kahve Kokusu”, “Hamsi”, “Bozguna Uğramış

Bahçe”, “Hayri’nin Pabuçları” gibi öykülerim de yarattığı metaforlar açısından beni etkileyen öykülerimdendir.

Sevgili Özden, bana öyle geliyor ki biriktirdiğin çok fazla insan öyküsü var. Genelde insanlar kendi hayatlarından beslenir. Ama senin öykü evrenin çok geniş ve şaşırtıyor beni. Gerçekten kaynağın ne? Hepsi tanıklıklarından mı? Örneğin Hayri’nin Pabuçları… Oradaki çocuk da öğretmen de çok etkiliyor beni.

Teşekkür ederim, öykülerimi etkileyici bulmanız beni çok sevindirdi. 

Ben de öykülerimi oluştururken kendi hayatımdan ve tanıklıklarımdan beslendim. Ama sadece bununla kısıtlı kalmadığımı düşünüyorum. Okuduklarımın da öykülerin oluşumunda büyük katkısı var. Yazabilmek için önce iyi bir okuyucu olunması gerektiğini düşünenlerdenim. Tabi bir de hayal gücü gerekli.

“Hayri’nin Pabuçları”na gelince, o öykü yaşadıklarımdan doğmuş bir öyküdür. Ben Edebiyat öğretmeniyim. Bu sene emekli oldum ama öğrencilerimin bana öğrettiklerini asla unutamam. İlk atandığım okulda tanıştım Hayri ve Hayrilerle. Sevecenliklerini, içtenliklerini, acılarını, sevinçlerini, yarenliklerini, her zaman içimde taşıdım. Daha sonra atandığım okullarda da niceleriyle tanıştım. Öğretirken öğrendim. Ben onlara müfredatı verdim, onlar bana yaşanmışlıkları verdi.   

Güncel edebiyatımızı nasıl değerlendiriyorsun?

Sanatın, edebiyatın bir toplum için karşılanması gereken bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Tarihî süreç içerisinde gelişen, yaşanılan döneme ve ihtiyaçlarına göre şekillenen bir edebiyat dünyası var. Günümüzde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bizlerden sonra da devam edecek. Günümüz edebiyatı için de en büyük değerlendirmeyi bizlerden sonraki kuşaklar yapacaktır.

Günümüz edebiyatıyla ilgili kendi değerlendirmeme gelince; edebiyatla ilgili başarılı çalışmalar yapıldığını düşünüyorum. Yeniliklerden biri yazı atölyelerinin oluşturulmasıdır. Bu atölyeler sayesinde edebiyat dünyamız birçok yazarla tanıştı. Bu da çeşitliliği ve gelişmişliği beraberinde getirdi.

Sıkıntılı durumlar da var tabi. Ama bu sıkıntıları zaman zaten ayıklayacaktır. Bu yüzden telaşım yok.  

Senin yazarların kimler? Seni en çok heyecanlandıran ya da besleyen yazarlar kimler?

Beni heyecanlandıran, besleyen o kadar güçlü kalemler var ki hangisini saysam, bilemedim. İlk olarak Haldun Taner’i anmak isterim. Öykülerindeki kıvraklık, metaforlar beni çok

etkilemiştir. Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Bilge Karasu, Tomris Uyar, Ayla Kutlu ve daha niceleri… Yazarken kalemim donduğunda Haldun Taner’den bir öykü okurum mesela. Beni çekip alır, donukluğumu giderir.  

Dostoyevski, Oscar Wilde, José Saramago, Gabriel García Márquez gibi isimler de vazgeçemediğim yazarlar arasında.  

Bundan sonraki süreç için planların ne?

İlk etapta en sevdiğim türle, yani öykülerle bir süre daha devam etmek istiyorum. Yeni öyküler yazmaya başladım bile. 

Bir roman projem var. En kısa zamanda onu da hayata geçirmek istiyorum.

Tiyatroyla uğraşmayı da çok seviyorum. Daha uzun vadede tiyatro metni yazma çalışmaları da yapmak isterim.

 


Öykü: Özlem Değirmenci

BEN BİR GÜLÜM

Ben bir gülüm. Hani bülbülün aşkına karşılık vermediği için yüzyıllarca vefasızlıkla suçladığınız gül. Evet, çok güzelim, yalan yok. Yeşilliğin ortasında envaiçeşit renklerimle süslerim gözlerinizi, ince ince akarım gönlünüze. Ama kalpsiz değilim. Benim de bir gönlüm olduğunu ve onu illa da bülbüle kaydırmak zorunda olmadığımı bilmelisiniz.

Bülbül’ün sesi güzeldir. Lakin ben onu geveze olarak görürüm. Hiçbir zaman sevmemişimdir böyle çok konuşanları. Sevmek zorunda mıyım? Kimse benim için empati yapmadı. Bülbül de yüzlerce yıl mağduru oynadı. Bu yüzden asıl haksızlığa uğrayan ben oldum.

Ben ibibik kuşuna aşığım. Ah İbibik! Yaktın, kavurdun beni. Eşi öleli yıllar oldu. Bilir de benim onu sevdiğimi. Yine de yüz vermez bana. Sadıktır karıcığına. Ben bu sadakate aşığım. Yaşlı anne – babasına yiyecek toplayan İbibik, anacığını kaybettiğinde uygun bir yer buluncaya kadar onun cenazesini başının üstünde taşıyacak kadar da duygusal, karakter sahibi bir kuş. İşte ben bu duygusallığa aşığım.

Onun aşkından yana yana kızardım. Kızardım, kızardım da âşıkların ateşinin rengini aldım.

Güya Bülbül yüreğini dayamış dikenime de, ben de acımadan almışım onun hem canını hem kanının rengini. Vallahi iftira. Sakar Bülbül, peşimde koşarken dikkatsizliğinden dikenime teslim olduysa bu benim suçum mu?

Gül’le Bülbül klişesinden sıkıldım. Adımız kafiyeli diye yollarımız birleşmek zorunda değil. Ben İbibik’le Gül’ün aşkını ansınlar istiyorum.

Divan Edebiyatının mazmunu olmaktan bıktım. Yüzyıllardır Gül’e “Kimi sevdin?” diye sormayan anlayıştan yoruldum. “Ben sevdim, ben aldım.”, “Ya benimsin ya kara toprağın!” zihniyetinin altında yatan “Gül’le Bülbül” hikâyesi bitsin artık.

“Kara gözlüm, efkârlanma GÜL gayrı

İBİBİK’ler öter ötmez ordayım.

12.10.2020

 

     

 

 

 

 

     

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


Öykü: Sevgi ECEVİT

Öykü: GÜRCAN BANGER

GÜLSER KUT ARAT

SÖYLEŞİ: Dilek ÜSTÜNDAĞ

Şiir: Efnan Ezenel

Furkan ÇİRKİN

Şiir: GÜLŞAH  KABAL

Haiku: Feride SERİN

İNCELEME: Sadık ÇİL

SÖYLEŞİ: Hatice Sönmez Kaya

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

SON İNSAN DİRENİR!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Füsun ÇETİNEL...

Öykü: Eylül Okay

AYŞE YAZAR

Öykü:Aynur Türk

Öykü: Nimet Şengül

Öykü: MURAT CEM MİMAN

Öykü: KUMRU EĞRİLMEZ

Nalan Yılmaz

Hülya SOYŞEKERCİ