DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 30.12.2021 13:19:00 920 0
  • BIST 100

    2.858%-0,38
  • DOLAR

    17,9489% 0,06
  • EURO

    18,4031% -0,70
  • GRAM ALTIN

    1.034,0% 0,13
  • Ç. ALTIN

    1706,1% 0,13
  • Cumartesi 34.3 ° / 25.4 ° Bulutlar
  • Pazar 34.4 ° / 24.1 ° kırık bulutlar
  • Pazartesi 35.1 ° / 23.3 ° Bulutlar

Öykü: Eylül Okay

DEDİĞİN

Zil çalıyor. Öğrenciler izin almadan paldır küldür sınıftan çıkıyor.

Küçük bahçeli bir okul burası. Farklı yaşlarda liseli kız öğrenciler merdivenlerden inerken iki yanımdan geçiyor. Öğretmenler odasındaki şahsi dolabıma kitaplarımı bıraktıktan sonra çıkacağım.

Son sınıf öğrencileri Müdür Yardımcısına gönderme yaparak gülüşüyorlar:

 -Yusuf Hoca kızmıyor mu Hocam sizin çoraplarınıza?

Sabah ne giydiğimi unutmuş çoraplarıma bakıyorum. Pembe mus.

Öğretmenler odasının olduğu koridorun sonunda Müdür Bey bekliyor. Trafik polisi gibi öğrenciler arasından öğretmenleri ayrıştıran birel hareketiyle bana odasını işaret ediyor.

-Buyurun Hoca’nım.

Dilinde bekleyen acıhaberi işaret eden bir ifade var yüzünde. O bilmez de annem hasta. Endişeleniyorum.

“Mehmet Hoca,” diyor, “Bahçesindeki artezyen motorunu tamir etmeye çalışırken elektriğe kapılmış.”Kötü haber. Annemden olmadığı için ferahlıyor, ferahladığım için suçluluk duyuyorum. Sonra “Öğrencileri duymasın diye gizliverilen bu haber karşısında hepimiz metanetli olmalıyız tabii.” diye düşünüp teselli oluyorum. Küçükler ne de olsa. İlkokul 3. sınıf.

Öğretmenlere tek tek uğruyor ölüm haberi. Okul dağıldığı için Mehmet Hoca hakkında yeterince konuşamadan,onu son gördüğümüz anlardan ve iyiliklerinden bahsedemeden, dün gece görülen rüyaları ölüme yormadan evlerimize gidiyoruz.

Okulun en yaşlı öğretmenlerinden Mehmet Hoca. Onunla aynı serviste gidip geliriz.

Bugün serviste yok.

Öğrencilerin branş dersleri olduğu için öğleden sonra okuldan ayrılıp bahçesine gitmiş işte. Biz, Kara pürçek'ten, Pursaklar’ın sokaklarından geçerken tek kişilik ön koltukta şoförün yanında, hep oturduğu yerde sanki. Öyle ki yüzü bana dönük, şoförle arasındaki boşluktan yine benimle konuşuyor. Dudaklarından sarkıp vıcır vıcır ağzının içine doluşmuş,sigaradan sararmış bıyıklarının hareketiyle anlatıyor. Kaçıncı kez anlattığını unutarak. Beyaz saçlarının gözlük sapları altında kıvrıldığını, avukat kızından bahsetmesinin gururu dışında konuşurken hareketsizkalan kaşlarının bu defa bakışlarına ciddiyet kattığını; hatta bedeninin elektriğe kapıldığını, öldüğünü unutarak.

-Hoca’nım neden kargalara bile kalmayan dünyaderler bilir misin?

Sözlerine kıymet verir, üzerinde düşünür, aklımda tutarım. O bilmez.

–Neden hocam?

-Çok yaşar bu kargalar. Yüz yıl. Bilgelikleriyle insanoğlu nako’mazlar dünyayı. Zekidir hem keratalar.Hakları ellerinden alınırsa düşmanlık beslerler. Akıllarında tutarlar kinlerini. Rahat vermezler sonra. Bir de sevdiler mi... Bir o kadar da vefalıdırlar, diyor.

Sonraki gün öğrencilerinin de katıldığı cenazede avukat kızı hiç ağlamıyor. Çocuklar ve kırk yaşlarındaki Down Sendromlu oğlu dışında pek ağlayan da olmuyor. Mezar satın alınmıyor. Bahçesine gömülmek istemiş. Bu yıl fidelerinin olgunlaştığını göremediği bahçesine.

Cenazeden iki hafta sonra nöbetçi öğrenci dersi bölerek imza sirküsü dolaştırıyor sınıflarda.

Değerli Öğretmen Arkadaşlarım,

Okul yönetimi olarak aşağıda belirtilen hususlara hassasiyetle uyulması gerektiğini bir kez daha hatırlatır, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

1.Kılık kıyafet yönetmeliğine uyulması,  öğretmenlerimizin jeanpantolon giymemeye özen göstermesi,

2.Renkli çorap giyilmemesi,

3.Araçların okul bahçesine park edilmemesi,

4. ...

İmzalıyorum.

Çoraplarım antik çağlardan kalma bir renk. Siyah.

Oysa sınıfa gelirken dikkat ettim, nöbetçi öğrencinin çorapları pembe mus. Eski öğrencimiz. İlkokul yıllarından beri bizimle.

İmzaladığım kağıtları alırken “Müdür yardımcısı bir de bu defteri getirmemi istedi,” diyerek Mehmet Hoca’nın ailesine iletilmek üzere, onu sevenler olarak hazırladığımız, kendisini anlatan ufak tefek notlardan oluşan defteri uzatıyor.

-Sen yazdın mı bir şeyler? diyorum.

İzinle benden geri aldığı defterde kendisine ait sayfayı, hiç kapatmamış gibi kolayca buluyor. Mürekkebi kurumadan kapattığı için karşı sayfaya mavilik bulaştırmış. Baş parmağı ile sayfasını işaretleyip sedef kaplamalı defteri avuç içinde bana uzatıyor.

İlkokul öğretmeni Mehmet Hoca’dan öğrendiğiel yazısı dalgalanarak bir satıra yayılmış.

“Çocuklar Biliyor Musunuz? Neden Kargalara Bile Kalmayan Dünya Derler?”

Konuyu anlatmak için oturduğum kürsüde, dalıp gittiği yerden gözlerimi alıp kızın gözlerine bakıyorum.

Gülümsüyor. 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER

ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay