DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 6.01.2022 13:26:00 878 0
  • BIST 100

    2.858%-0,38
  • DOLAR

    17,9489% 0,06
  • EURO

    18,4031% -0,70
  • GRAM ALTIN

    1.034,0% 0,13
  • Ç. ALTIN

    1706,1% 0,13
  • Cumartesi 34.3 ° / 25.4 ° Bulutlar
  • Pazar 34.4 ° / 24.1 ° kırık bulutlar
  • Pazartesi 35.1 ° / 23.3 ° Bulutlar

SÖYLEŞİ: Hatice Sönmez Kaya

BETÜL ERDOĞAN’DAN YENİ BİR ROMAN: KUMRU

Değerli yazar Hatice Sönmez Kaya, siz Yeni Adana Gazetesi okurları için “Kumru”nun yazarı Betül Erdoğan ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

Sizi Ankaralı bir yazar olarak, daha önce çıkan “Halkasız Köleler” “Anılara Saygı Günü” “Şiirleri İçmek Aynı Kadehten” “Elbet Bir Gün Buluşacağız” “Arev” ve “Kumru” kitaplarınızdan tanıyoruz. Kaç yıldır Ankara’dasınız ve ne zamandır yazıyorsunuz?

 

Ankara’ya geleli 35 yıl oldu. Yazmaya ortaokul sıralarında arkadaşlarımın aşk mektuplarını yazarak başladım. Nerede bir boş kağıt görsem mutlaka ufak tefek notlar alırdım. Bu bazen bir gazete kağıdı da olurdu. Not alma alışkanlığım yıllarca devam etti ve emekli olduktan sonra biriktirdiğim notlardan faydalanarak “Halkasız Köleler” isimli öykü kitabımı yazdım.

 

Genellikle sanat dallarına erken yaşta ya eğitimle ya da ilgi alanı olduğu için başlanır. Sizi yazmaya yönlendiren nedir?

 

Benim babam çok iyi bir şairdi. Yerel gazetede köşe yazıları da yazardı. Çocukken babamın çalışma odasına çıkar, ahşap bir masa başında çalışırken, onu hayranlıkla izler, “Bir gün ben de mutlaka yazar olacağım!” derdim.

 

Babanızla da ortak bir şiir kitabınız olduğunu biliyorum. Buna genetik bir kalıt diyebilir miyiz? Şiirin sizdeki yerini biraz açar mısınız?

 

Babamın el yazısıyla 50 yıl önce yazdığı şiirleri ölümünden sonra itinayla saklamıştım.  O şiirlerle birlikte, ortaokul ve lise yıllarımda yazdığım şiirlerim yayımlandı. İddialı olmadığım için bir daha da yazmadım. Şiir konusunda babam kadar başarılı değilim.

 

Yaşanan olumsuzluklar, acılar genellikle edebiyat üstünden yansıtılır. Sizin yazar olarak dert edindiğiniz konular daha çok nelerdir?

 

Tavşanlı’da doğup büyüdüm. Annem bizleri sık sık köylere götürür, insanlarla iç içe yaşamamızı sağlardı. O zamanın şartlarında evlerde çocuklar için ayrı bir oda olmazdı.  Gittiğimiz evlerde ve bize komşularımız geldiğinde aynı odada otururduk. Bu yüzden bütün konuşulanları iyisiyle kötüsüyle hafızama depolardım. Kadınların yaşadıkları sıkıntılar, çocuk gelinler, kayınvalide eziyetleri, alkolik eşler, şiddet, yokluk!.. Sonrasında kadınların yaşadıkları, hepsi kitaplarımı yazarken bana malzeme oldu.

 

Bu söyleşimizi isterseniz henüz yeni çıkan kitabınız “Kumru” üstüne yapalım. Romanda olaylar Kütahya’nın bir köyünde geçiyor. Önceki kitabınız “Arev” bir göç romanı olmasına karşın, yine olay örgüsünün ana karakterlerinin de aynı yerden olduğunu görüyoruz. Çocukluk kentiniz Kütahya ve Tavşanlı’dan kalan izlerin size ne gibi etkisi oldu?

 

Kütahya ve Tavşanlı’nın tarihi dokusu çok zengindir. Doğal zenginliğini ve insanlarının sıcak samimi olmalarının özlemini hep çektim.  Bizim çocukluğumuzda yaşadığımız her şey çok güzeldi. Anılarımda kalan izleri hayata geçirmek için, iki romanımın kahramanlarını da Kütahya’da yaşattım. “Arev” romanım, gene tarihimizde yaşanılanları anneannemim anlattıklarından yola çıkarak yazdım. Rum komşularını anmadığı gün olmazdı. Gavurlar çıkmazı sokağında, sağlı sollu Rum komşularının evlerini bana göstererek, “İşte şu evde Eleni’ler, şu evde de Mari’ler otururdu” diye anlatırdı. Anneannemim anlattıklarını yazmadan duramazdım.

 

Kumru’nun doğumundan başlayan doğa betimlemesi, köyde/kasabada yaşayan ve lakaplarıyla tanınan ailelerin kız ve erkek çocuklarının büyüme sürecindeki arkadaşlıkları, duygusal fırtınaları birbirine çok benziyor. Yaşadıkları döneme özgü müdür bu benzerlik?

 

Bizim köylerimiz, doğasının güzelliğiyle, komşuların ve arkadaşların hep birbirine sahip çıkmasıyla bilinirdi. Köylerimizde o yıllarda düşmanlık yoktu. Kimin ne derdi var, hemen yaralar sarılırdı. Tabii aradan geçen yıllar köy hayatını da vurdu. Köyden şehre göç başladıktan sonra komşuluk ve arkadaşlık ilişkileri zayıfladı, tarım da yarı yarıya azaldı.

 

Kız çocuklarına konulan engellerin yansıması da farklılık gösteriyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz?

 

Kimisi isyan edip engelleri aşıyor ‘Kumru gibi’ kimisi de kabullenip ana babasını dediğini yapıp, çocuk gelin olup hayatını pişmanlıklar içinde yaşıyor. 50’li yıllarda kız çocuklarının şansı ne kadar olabilirdi ki? Onlar ataya saygı duyulması gerekir düşüncesiyle büyütülmüşler.

 

Köye atanan öğretmenin, Kumru’nun üstünde çok olumlu etkiler bıraktığı ancak okumanın, öğrenmenin kız kardeşlerini hiç bağlamadığı görülüyor. Kumru’nun kız kardeşlerinden farkı nedir?

 

Kumru, çok küçük yaşta ne kadar akıllı ve zeki olduğunu her haliyle ve konuşmalarıyla öğretmene kendini belli etti. Okumayı çok seviyor, büyüyünce büyük bir şehirde yaşamayı hayal ediyordu. Sevgisiz büyüdüğü için belki ana babasına sürekli isyan ediyordu. Ablaları Kumru gibi değillerdi. Onlar ev işi yapıp kardeşlerine bakıyor, on dört on beş yaşına girince evlendirileceklerini bildikleri için de isyan etmeyip, kendi rollerini kabullenmişlerdi.

Kurulu düzene başkaldıran, okumak ateşiyle kavrulan bir Kumru görüyoruz. Günümüzün kadınlarına, ana baba, ağabey, koca kıskacından kurtulup birey olmak isteyen kadınlarımıza bir selam mı göndermek istediniz?

 

Memlekete her gidişimde veya Anadolu gezilerimde aileleri tarafından baskı altında büyütülmüş, okutulmamış, çocuk gelin edilmiş kadınlarla konuşuyorum. “Ah, şimdiki aklımız olsaydı bu durumda olmazdık!” isyanını da sık sık duyuyorum.  Kızlarımızın baskıları kabul etmeyip okumalarını, hayata atılmalarını istiyorum. Halkasız Köleler”i de ezilen kadınlarımız için yazmıştım.

 

Ekonomik bağımsızlığına kavuşan özgür Kumru; yaşamını tutkuyla sevdiği adama bağımlılığıyla öderken, aslında erkeklerin bencilliğini de içsel konuşmayla vurguluyor. Bana göre okurunu sarsan bir son. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

 

Kumru, kalabalık bir aile ve yoksulluk içinde sevgisiz büyüyen bir çocuk olduğu için, sevgiye ve ilgiye açtı. Uzun yıllar bu açlığını kapatamadı. Ninesinin ölümünden sonra, manevi annesinin ilgi ve sevgisi bile bu açlığı gideremedi. Ta ki o adama platonik bir aşkla bağlanana kadar. Yıllarca, “sevdiğiyle mutlu olmak” hayaliyle yaşadı… Olmadı, olamadı… Hayal kırıklığına uğradı.  Sıkılan bir kurşunun önüne geçmesi, belki ani bir refleks, belki de ölümüyle sevdiği erkekten intikam almaktı. Okuyucuya bırakalım finalin yorumunu.

 

Her biri ayrı değerde olan yapıtlarınız için sizi içtenlikle kutlar, Yeni Adana Gazetesi adına yaptığımız bu söyleşiye zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Yeni kitaplarınızla buluşmak dileğiyle sevgiler.

 

Ben de sorularınız için size, ayrıca, bu fırsatı tanıyan Yeni Adana Gazetesi’ne teşekkür ederim.   

 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER

ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay