DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 28.09.2021 10:42:00 936 0
  • BIST 100

    2.011%-0,15
  • DOLAR

    13,4667% 0,67
  • EURO

    15,2928% 0,98
  • GRAM ALTIN

    790,67% 0,09
  • Ç. ALTIN

    1304,6055% 0,09

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 22 15 1 6 23 51
2.Konyaspor 21 12 3 6 17 42
3.Fenerbahçe 22 10 6 6 8 36
4.Alanyaspor 22 10 7 5 6 35
5.Beşiktaş 22 10 7 5 4 35
6.Hatayspor 22 11 9 2 -2 35
7.Başakşehir FK 21 10 7 4 9 34
8.Adana Demirspor 22 9 6 7 5 34
9.Kayserispor 22 8 7 7 1 31
10.Gaziantep FK 21 9 8 4 -1 31
11.Sivasspor 22 7 6 9 6 30
12.Fatih Karagümrük 22 8 8 6 -2 30
13.Galatasaray 22 7 9 6 -4 27
14.Giresunspor 22 7 10 5 -1 26
15.Kasımpaşa 22 6 10 6 -3 24
16.Göztepe 22 6 10 6 -4 24
17.Antalyaspor 22 6 11 5 -11 23
18.Çaykur Rizespor 22 6 13 3 -18 21
19.Altay 22 5 14 3 -13 18
20.Yeni Malatyaspor 21 4 14 3 -20 15
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 6.8 ° / 4.5 ° Hafif yağmur
  • Pazar 8.4 ° / 5.3 ° Hafif yağmur
  • Pazartesi 5.6 ° / -1.5 ° Hafif yağmur

İlknur Güneylioğlu

HEVES KATİLLERİ

Bir devlet, bir toplum, bir aile düşünün. Heves öldürmeye ve dolayısıyla da tek tipleştirmeye programlanmış, siz de el pençe divan duruyorsunuz onların karşısında. “Buyurun,” diyorsunuz, “Yeter ki beni tok, sıcak, canlı tut!”

Toksunuz, sıcacık ve de canlı. “Ben de az yük değilim ki, buna da şükür.”

Açsınız, buz gibi ve ruhunuzu kaybetmiş. “Beni bitirdiniz.”

Suçluluk hissettiğinizde birincisine inanıyor, öfkelendiğinizde ikincisine sarılıyorsunuz. Suçlu hissetme ve karşıdakine öfkelenme arasındaymış gibi görünen, ikisi özdeş bir benlik savaşı. Kimsiniz? Ne diyorlar?

“Onu yapma, dur!”

“Onu düşünme, unut!”

“Onu yeme, bunu yut!”

“Gülme, sızlanma, şükret!”

“Bunları giyin, ört, ört, ört!”

Örtün kendinizi, kimliğinizi, geçmişinizi, şimdinizi, geleceğinizi. Örtünün. Hiçe sayın, sayılın.

“İçeride biri var!” diyorsunuz. “Biri var, dışarı çıkmak için parçalıyor organlarımı, yırtıyor derimi, yıkıyor, deviriyor bedenimi!”

Bunun üzerine, size veriliyor silahlar. “Öldür onu!” İhtiyaçlarınızı sağlayamayan devletiniz, toplumunuz, aileniz size silahları tek tek temin ediyor, en kısa sürede.

Heves katilleri, sizi kendinizi öldürmeye azmettiriyor. Siz de suça iştirak ediyorsunuz. “Kendi”niz ölüyor. Failler müşterek mi, dolaylı mı? Suç kasten mi, taksirli mi?

Ceza.

Sosyal medyada, her gün paylaştığınız birbirinden güzel fotoğraflarınıza rağmen, aslında, sonsuza kadar dışlandığınızı düşünüyorsunuz. Oysa bir kusurunuz da yok. Yetersiz değilsiniz. “Kendi”nizi öldürenlere, öldürtenlere ihtiyacınız yok. Sizin güvenliğinizi sağlamıyorlar, canlanmanıza müsaade etmiyorlar. Yaşamaktan yoksun bırakılıyorsunuz. Finansal olarak desteklenseniz dahi. Kaçıyorsunuz uzağa kaygılarınızla. Hep, bir reddedilme korkusu belası başınızda. Aşırı eleştiriliyorsunuz. “Kendi”nizi sevilmeye layık görmüyorsunuz. Başarısız gösteriliyorsunuz. Koşulsuz itaat etmeniz isteniyor. Feda ediyorsunuz tüm gelişiminizi, vaktinizi, hazlarınızı, ömrünüzü. Başkalarını memnun etmek için. Bazen de özgüvenle karıştırıp yargılayıcı oluyorsunuz. “Kendi”niz ortada yok ki kendinize güvenesiniz. Bazense şımartılmış bir çocuğa dönüşüyorsunuz.

Tüm bunlar kulağa nasıl geliyor?

“Tokum, sıcağım, canlıyım, şükür, ben de az yük değilim ha!..” yerine. Kadere bir şükredip, bir lanet etmek yerine.

Hani, hep “Kurban psikolojisinden çıkın.” diye bahsedilip durulur ya. Sorulur mu hiç, “Kurban psikolojisindeki kişi, içinde bulunduğu durumun farkında mıdır?” diye. Özellikle, aç, buz gibi ve ruhunu kaybediyorken devreye girer. Her şey bitmiştir. Yeni bir şans yoktur. Tüm yollar tıkanmıştır. Felaket senaryoları hazırdır. Her gün daha dibe, daha dibe… Üstelik tüm bunlar, ilk başta, bulunduğumuz ortama uyum sağlamak için henüz çocukken geliştirdiğimiz çözümlerden olabilir. Yıkıcılıkla baş etmeye çalışırken başımıza gelen birçok şey gibi. Güvende hissetmedik, başkalarıyla sağlıklı ve derinden bir bağlılığımız yoktu (Başkalarının da “kendi”leri ortada yoktu.) , kendimizi ifade etmemize izin verilmedi. Hep arzuladık, ama ulaşamadık. Yalnızdık. Korktuk. Beceremedik. Aşırı eleştirildik. Cesaretlendirilmedik. Değersiz olduğumuza ikna edildik. Kendimizi suçladık. Özgüvenimiz yaralandı. Utandık. Eğlenemedik. Kısıtlandık. Hevesli olduğumuzda cezalandırıldık. İstekli göründükçe, daha çok kontrol edildik. Alıştık ve burası en iyi bildiğimiz çevre oldu. Buradan çıkmak, çok daha büyük zarar getirdi, iyice bocaladık. En iyisi, aynı hapishanede bir ömür yaşamaktı.

Sefil hapishanelerde dahi bir gün güneş açabilir, bir çiçek yetişebilir, bir kedi gelip geçebilir. Güneş ışığında, çiçeğin renklerinde, kedinin dengeli adımlarında, bir filmde, bir kitapta, Sait Faik’in “Hişt, Hişt!”inde, Sabahattin Ali’nin “Sırça Köşk”ünde fark etmeseydik durumumuzu, yeniden yeniden dirilmeseydik onlarla, belki çoktan geri döndürülemeyecek biçimde ölmüştü bizim de “kendi”miz. Heveslenmeye, haz duymaya, seçmeye, yeteneklerimizi geliştirmeye hakkımız var. Biz suçlu değiliz. Zihninize işlenmiş düşünceleri, ancak, parçalara ayırarak, teker teker yok edebiliriz. Bir kerede ortadan kaldırıp, “yeni” bir insan inşa etmek mümkün değil ve bu “yeni”nin “kendi”miz olduğuna emin olabilmek.  Korkular, sürekli, önünüzü, arkanızı saracaktır. Rüyalarınıza giren o ürkütücü devler de, bir köşede ağlıyor olabilir. “Bütün insan” olma yolunda, düşüncelerinizi ayrıştırın. Bu yazı için anahtar sözcük “Heves”ti. Anahtarlarınızı bir bir elinize alın, adlandırın. O sözcüklerle şiirler yazın. Bir gün, “Kendi”nize giden yola, biriktirdiğiniz imgelerinizle, çoktan çıktığınızı ayırt edeceksiniz.

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


Öykü: Sevgi ECEVİT

Öykü: GÜRCAN BANGER

GÜLSER KUT ARAT

SÖYLEŞİ: Dilek ÜSTÜNDAĞ

Şiir: Efnan Ezenel

Furkan ÇİRKİN

Şiir: GÜLŞAH  KABAL

Haiku: Feride SERİN

İNCELEME: Sadık ÇİL

SÖYLEŞİ: Hatice Sönmez Kaya

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

SON İNSAN DİRENİR!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Füsun ÇETİNEL...

Öykü: Eylül Okay

AYŞE YAZAR

Öykü:Aynur Türk

Öykü: Nimet Şengül

Öykü: MURAT CEM MİMAN

Öykü: KUMRU EĞRİLMEZ

Nalan Yılmaz

Hülya SOYŞEKERCİ