Tavır bu. Hem de binlerce insanın karşısında. Bütün vücut hatları ayağa kalkmış, ses tonunun en kızgın haliyle bağırıyor.
“Siz kim oluyorsunuz?
Bu güne kadar bu memlekete bir dikili ağacınız oldu mu?
Bunlara beş koyun versen güdemezler. Bir de kalkmış, bize meydan okuyor. İstanbul Kanalını yaptırmam diyor.
Bay Kemal, siz Boğaz köprüsüne de karşı çıkmıştınız. Hızlı trene de karşı çıkmıştınız.
CHP’nin cibilliyeti bu! İki ayyaşın yaptığı demokrasiye evet diyorsunuz, bizim yaptığımıza hayır diyorsunuz.
Bunun gibi yüzlerce klişeleşmiş sözler bulabilirsiniz. Bunu sadece bu hükümet söylemiyor, bundan önceki sağ hükümetler de söylemişti. Hepsi de tek başlarına iktidar oldular. Oyları arttıkça ya orduya yüklendiler ya da CHP’sine! Bunu söyleyen partileri de liderlerini de halkımız iyi bilir.
Demokrat parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve şimdi de Ak Parti. Söylem aşağı yukarı hep böyle geldi, böyle gitti. Bunların ikisi Atatürk’e saygılıydı. Son ikisinin ise araları açık! Günden güne de mesafeyi genişletmeye çalışıyorlar. Şimdi bu partilerin adı bile yok. Bazılarının levhaları kalmış. Başına da eskiden çobanlık yapan bir garibanı oturtmuşlar. “Sen Başkansın.” demişler. Ama CHP hala yaşıyor ve karşılarındaki en büyük rakip!
Amacım bu partileri rencide etmek değil. Fakat birilerinin düşmanlığı üzerine kurulmuş partiler ancak bu kadar yaşayabilir. Başlarındaki lider gittiği gün arkada bir şey kalmaz. Biz bunu yaşayarak öğrendik.
Şimdi, bu sloganları AKP kullanıyor. Hem de en acımasız şekilde. Şansından diğer partiler gibi basın yoksunu değiller. Diğer partiler konuşmalarını bir anda her yere, her insana duyuramazlardı. Karşılarında ciddi bir basın vardı. O basın ki, her şeyi sorguluyordu. Bunların elinde ise, aynı anda yayın yapan binlerce militan televizyonları var.
Ne yazık ki gazeteleri bitirdiler. Hiç birisi satılmıyor. Sadece sabahları haber sunucularına görünüyorlar. Oradan da basın ilan reklâmı alarak yaşıyorlar. Hepsi o kadar.
Eskiden yalan haber yapılamazdı. Bakmayın siz Hasan Cemal’in,”Biz yapıyorduk.” dediğine. O sadece fikir değiştirip karşı tarafa geçmek için bahanesiydi. Kimse o vakitler yalan haber yapamazdı. Ama şimdi hem yalan haber yapıyorlar hem de yaptıkları haberi doğruymuş gibi televizyonlarda bangır bangır yorumlamaya çalışıyorlar.
Hele büyük dediğimiz o ulusal haber kanallarında (NTV, CNN, HABERTÜRK, AHABER, TRTHABER VS.) akşamları gün aşar aşmaz başlıyorlar tartışmaya. Karşılarında da birkaç cılız muhalefet! Bayağı uzman gibi atıp tutuyorlar. Bir kaç sene önce kendinden olmayanları tehdit de ediyorlardı. Fakat şimdi edemiyorlar. Sanırım muhalefetin basını da bayağı kuvvetlendi.Ama gazeteci dövmeye çalışan militan grupları var.
Bu kükreyişleri, AKP’de çok yaşadık. Meclisi saf dışı ettiler. Çoğunlukları nedeniyle istedikleri her maddeyi meclisten geçirdiler. Ama söylemleri hiç bitmedi. Ne demişti seçimde biri hatırlayın.
“Hiç bir şey olmasa da kesinlikle bir şey oldu.” Sonuç; seçimin iptali!
İlk geldiği yıllarda da çok bağırdılar. Hele 2008 den sonra; Bu memlekette General ve Amiral bırakmadılar. Koskoca Komutanların boynuna vura vura içeri tıktılar. Partinin başı o günler de;
“Ben bu davanın savcısıyım. Gittiği yere kadar gideceksiniz.” demişti. Ve Ordunun kozmik odasına kadar girmişlerdi. Genel Kurmay Başkanını terörle suçlamış içeri tıkmışlardı. Sonucu gördünüz. Hepsi dışarı çıktılar ve Paşanın dediği gibi oldular. Ne demişti Orgeneral Çetin Doğan Paşa;
“Bu dava, bize iftira atanlar içeri girmeden bitmez.”
Ve dediği gibi de oldu. Paşalara sahte belge bulup içeri atanlar ve o günlerin efsane savcıları hepsi tutuklandı veya dışarı kaçırıldı.
Daha sonra neler oldu neler. Hepsi bu tip davranışlar sergilenerek yapıldı. Mahkemelere güçleri yetmiyordu. Bazı hâkimler istediklerine karşı direniyordu. Mesela Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi büyük mahkemelere sayılarının iki katı hâkim atamak için referanduma gittiler. Milleti öyle kandırdılar ki, memleketin bütün sorunlarını bir çırpıda bitirmeye söz verdiler.
Oy kullanacak hâkim, savcı ve avukatlara gözdağı vererek, bu referandumu kazandılar.(Bana kalırsa her tarafta hile yaptılar.) Ama sonuç, bütün kurumları Fetocu denen zındıklara teslim ettiler. Onlarda her tarafı ele geçirince istediği gibi at oynatmaya başladılar. Hatta kendilerine suç atmaya başladılar.(17–25 Aralık olayları) Bunu gören hükümet, onlardan kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Bunların ekmek kapısı dershaneleri kapattı. Ve iç savaş başladı.
Gele gele on beş temmuz darbesine kadar geldik. Bir anda darbe oldu ve çok geçmeden başkanlık başımızda patladı. Meclisin yetkileri dâhil her şeyi bir kişiye bağladılar. O kişi ise bağırmaya devam ediyor.
“Ben İstanbul Kanalını yapacağım. Siz kim oluyorsunuz?” diyor. Başka kimseyi dinlemiyor. Bu üslup iyi bir üslup olamaz. Bir yatırım yapmanın ve ona karar vermenin yüzlerce aşaması vardır. Tek yetkiliyim diye Araplara ülke arazisini sattırıp, arkadan da rant sağlamak için, ben yaparım demek devlet yönetimine ve geleneklerimize uymaz.
Allah, bu millete sabır versin. Millet çok perişan! Ve kızgın.
Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola.
