Galiba yoruldum, ya da yazmaktan bıktım veya bıktırıldım. Durumum, Türkmen kızının evlenme hikâyesine döndü. Şöyle ki; Türkmen kızı bir türlü evlenemezmiş. Her yaylaya gittiğinde, büyük bir kayanın dibine oturur sessizce;
“Kaya, kaya” dermiş.”Yayladan dönüşte evlenmiş olurum.”
Yaylaya göçerlermiş, geri dönerlermiş ama yine evlenmiş olamazmış. Tekrar kayanın yanına gelir;
“Kaya, kaya” dermiş. ”Yayla mevsimi kısadır, evlenemedim ama dönüşte mutlaka evlenmiş olurum.”
Aşağı inerlermiş, aylarca kalırlarmış ama yine evlenme işi olmazmış. Bir türlü beklenen kısmet gelmezmiş. Bu böyle yıllarca devam etmiş. Artık Türkmen kızı da yaşlanmış. Saçları ağarmış, dişleri dökülmüş, beli bükülmüş. Yine taşın dibine oturmuş ama umudu da kalmamış. Bu defa, “Kaya, kaya” demiş. ”Sana da yüzüm kalmadı.”
Bu hikâyede olduğu gibi biz de hükümete muhalif olmaktan bıktık. Ülkeler siyasetinde bir iktidar vardır, bir de muhalefet. İktidar kendine göre bir şeyler yapar. Muhalefet de o yapılacak işin sakıncalarını millete anlatır. Millet de, iyi ya da kötü beğeni gösterir veya tepkisini belirterek iktidarı değiştirir. Siyasi yaşam böyle devam eder.
İktidarlar, sadece darbe hükümetlerinde veya monarşi tipi yönetimlerde daimidir. Değişmezler veya değiştirilemezler. Ne vakit lider ölür veya yataklara düşerse, halk onu değiştirmek mecburiyetinde kalır. Fakat demokrasi dediğimiz yöntemlerle idare edilen ülkelerde durum farklıdır. Seçilen iktidarların ömrü başarılı olduğu müddetçe devam eder. Bazı iktidar hataları vardır ki, toplum tarafından hoş karşılanmaz ve hükümet istifa etmek mecburiyetinde kalır. Bunun en önemli özelliği seçmenin kandırılmasıdır. Veya başka bir deyişle seçmenden bilgilerin kaçırılmasıdır. Bu davranış demokrasi toplumlarında hoş karşılanmaz.
Biz, ülke olarak kurulduğumuz 1923 yılından bu yana, demokrasi ile yönetilmeye talibiz. Bundan önceki hükümetler iyi ya da kötü bunun kurallarına uymaya çalışmışlardır. Uymadılarsa ve istifa etmemişlerse, kanunlar gereği cezaları verilmeye çalışılmıştır. Kanunlara uyulmayan davranışlar çoğunlukla tek başına kurulan iktidarlarda görülmüştür. Koalisyon iktidarlarında olması zordur.
Bu hükümete kadar olan hatalar, kanunlarımız sayesinde kısmen cezalandırılmaya çalışılmış, fakat bu hükümet zamanında, kanun uygulayıcıları bağımlılıklarından dolayı pasif kalmışlardır. Bu pasiflikleri memlekette kazanılmış hakların kaybedilmesine sebep olmuştur. En büyük zararları da, dış ülkelere karşı itibar zayıflığıdır. Ülke yöneticilerinin bazı ülkelere karşı direnci zayıflamıştır. Bu da içte ve dışta karamsar havaların esmesine sebep olmuştur. Bu yazımda bu konulara değinmek istiyorum. En başa dönelim.
2003 yılında AKP hükümeti kurulduğunda etrafta şöyle kokular yükseldi. RTE’nın Amerikalılar tarafından belirlendiği ve ülkeye başbakan yapıldığı söylendi. Bu söze kimse önem vermedi. Sadece halefet dillendirmeye çalıştı. Fakat 366 MV almış olan , AKP hükümeti duymazlıktan geldi. Bu davranış batı ülkelerinde istifaya götürürdü. Biz de ise bununla yaşamak tercih edildi.
O günün Başbakanı RTE;
“Ben, Büyük Ortadoğu Eş Başkanıyım” dedi.
Bunun yanında ABD Dış İşleri bakanı;
“Ortadoğu’da 22 Ülkenin sınırları değişecek.”açıklamasını yaptı. Ve Suriye’den itibaren birçok ülkede olaylar oldu. Terörler sayesinde hükümetler düştü. Kaddafi gibi bir lider kazıklanarak öldürüldü. Mısırda Mursi hapiste öldü. Hala olaylar durulmadı.
Daha sonra, bu hükümet hakkında söylenen dedikoduları destekleyen bir olay yaşandı. Hükümetin baş danışmanı ABD ziyaretinde, ABD yöneticilerine;
“RTE’nı kullanın, onu süpürüp atmayın.” Sözü ülkede yankılandı. Muhalefetin bu olayı dillere düşürüp aylarca konuştuğu halde, hükümetin düşürülmesini sağlayamadı. Hiç bir yargıda bunun peşine düşmedi. Bu da tek başına hükümetin düşmesini gerektiriyordu.
Daha sonra RTE’na Yahudiler tarafından bir ödül verildi. Bu ödülün özelliği, sadece Yahudilere verilmiş bir ödül olmasıydı. Ve Yahudiler kendilerine liyakat gösteren kişilere vermişlerdir. Bir ülkenin Başbakanına verilmesi, tek başına bir olaydı. Ve İstifa edilmesi zaruriydi. Görmemezlikten gelindi. İstifa edilmedi.
Daha sonra sanırım 2008’li yıllarda Ergenekon Davası diye bir dava ortaya atıldı. Ülkenin onlarca yüzlerce vatansever komutanları bir bahane ile ve uyduruk belgelerle içeri tıkıldı. Vatana hizmet etmiş onlarca kişi hapishanelerde öldü veya intihar etti. Hükümet üyeleri, bunun en büyük takipçileriydi. Ve Ordunun kozmik odasına girilmesi emrini Başbakan verdi. Bu çok önemli bir olaydı ve o belgelerin sahteliği ortaya çıktı. Komutanlar beraat etti. Hükümet ise duymazlıktan geldi. Hâlbuki ülkenin en önemli kurumu olan orduya kumpas düzenlenmişti. İstifa etmeleri ve sorguya çekilmeleri gerekirdi. Bütün suç Feto soytarılarının üzerine yıkıldı ve unutuldu.
Daha sonra, Fetocu denen zındıkların oyununa gelip devletin bütün adli sistemini felç eden referandumla Anayasa değişikliği yapıldı. Burada halk kandırıldı. Seçimde hileler yapıldı. Görmemezlikten gelindi. MV çokluğuna sığınılıp istifa edilmedi. Fakat kazdığı kuyuya kendileri düştüler. Fetocular gücü ele geçirince bakın neler yaptılar;
1- ÖSYM sınav sorularının hazırlandığı kozmik odayı ele geçirdiler.
2- Bütün imtihanları kendi adamlarına kazandırdılar.
3- Emniyet, Ordu, Valilik ve Adliyeyi ele geçirerek kendilerinden olmayan bütün, hâkim savcı, subay ve polis müdürlerini tasfiye ettiler.
4- Bu kurumları kullanarak memleketi kan gölüne çevirdiler.
5–17–25 Aralık olayları ile Hükümeti tasfiye etmek için yolsuzlukları görüntülediler.
Hükümet bunları ancak 15 Temmuz olaylarında anlayabildi. Fakat kendi kusurlarını görmezlikten geldiler. İstifa etmeleri gerekirken daha da güçlenme yoluna gittiler. Başkanlık sistemini bu memleketin başına bela sardılar.
Şu anda, bu yönetim sistemi nedeniyle, Dolar, Euro fırladı. Petrol yaşanamaz bir hal aldı. İşsizlik Cumhuriyet döneminin rekorlarını kırıyor. Her dört gençten biri işsizdir. Fabrikalar satılmış, kapanmış, iflas etmişlerdir. Esnaf siftahsız kapatıyor. Ama bunların hiç umurunda değil. Üstelik ben yaparım nutuklarıyla ülkeyi daha da bataklığın içine çekmeye çalışıyorlar.
Bu konuda yüzlerce sayfa yazabilirim. Bu nedenle, Türkmen kızına döndüm. Bir türlü söylediklerim gerçekleşmiyor. Ve artık sözün ve yazımın anlamının kalmadığını hissediyorum.
Birilerinin ortaya çıkmasını beklemekten yoruldum. Duyarsız insanlarla yaşamak bile beni sıkmaya başladı. Haksızsam, özür diliyorum. Ama bunlar gerçek. Hem de herkesin bildiği gerçekler. Yüzlerce televizyonlar, gazeteler bu halkı kandırmak için mücadele ediyor. Çok yazık. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti birilerinin oyuncağı olmamalı.
Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola.
