DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 14.04.2022 11:26:00 676 2
  • BIST 100

    2.375%0,00
  • DOLAR

    16,1756% 0,62
  • EURO

    17,3424% 0,26
  • GRAM ALTIN

    964,83% -0,15
  • Ç. ALTIN

    1591,9695% -0,15

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 38 23 3 12 33 81
2.Fenerbahçe 38 21 7 10 35 73
3.Konyaspor 38 20 10 8 21 68
4.Başakşehir FK 38 19 11 8 20 65
5.Alanyaspor 38 19 12 7 9 64
6.Beşiktaş 38 15 9 14 8 59
7.Antalyaspor 38 16 11 11 7 59
8.Fatih Karagümrük 38 16 13 9 -5 57
9.Adana Demirspor 38 15 13 10 13 55
10.Sivasspor 38 14 12 12 2 54
11.Kasımpaşa 38 15 15 8 10 53
12.Hatayspor 38 15 15 8 -4 53
13.Galatasaray 38 14 14 10 -2 52
14.Kayserispor 38 12 15 11 -7 47
15.Gaziantep FK 38 12 16 10 -8 46
16.Giresunspor 38 12 17 9 -6 45
17.Çaykur Rizespor 38 10 22 6 -27 36
18.Altay 38 9 22 7 -18 34
19.Göztepe 38 7 24 7 -37 28
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Çarşamba 31.3 ° / 18.9 ° Bulutlar
  • Perşembe 34.5 ° / 21 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 22.7 ° Açık hava

Öykü: Jale Sancak

ALP’İN KRALLIĞI

Krallığın en eskil koltuğuna oturdu. Krallığa koyu bir karanlık egemendi. Odanın duvarları siyaha boyanmıştı çünkü. Perdeler de sıkıca örtülü. Küçük akvaryumda bir yılan. Duvarlarda her gün bin bir özenle bilediği bıçakları ve övünç kaynağı olan, dededen kalma yüzyıllık bir kılıç.

Gece krallığının soylu kılıcı.

Bıçaklardan birini alıp yüreğinin üzerine bastırdı. Kimse ona dokunamazdı böylece. Kendisini, içdenizinin düşlerinde yitip gitmeye bırakabilirdi artık.

İçeriden yaralı, titrek bir keman sesi sızdı odaya. Yılan şöyle bir yekindi. Kral bıçağı sıkıca kavradı, ama hüzünlü ezgi birden kesiliverdi.

Saçları ortasından ikiye ayrılıp ıslatılarak kafasına sıkıca yapıştırılmış, ileri derecede miyop, gözlüklü bir adam kemanıyla salona girdi.

Ekrem Bey bu. Solgun, ince bir delikanlı olan kralın babası. Senfoni orkestrasının saygıdeğer kemancısı. Nedensiz bir hınç ve öfkeyle krallığın kapıları yüzüne çarpılmıştı. Krallığın sınırlarına yaklaşması bile yasaktı. Oysa ihtiyar bir denizim ben. Artık yalnızca kendi küçük çalkantılarıma hükmedebiliyorum. Dev dalgalarım çoktan terk etti beni.

Evet, doğa emekliye ayırmıştı Ekrem Bey’i. Kemanını kutusuna yerleştirip, olabildiğince sessiz, krallığın kapısına yaklaştı. Bir gözünü anahtar deliğine dayadı. İşte kral oradaydı. Sonsuz bir mutlulukla yılanı seyrediyordu. Bir ân korkuyla geriledi Ekrem Bey. Kral, o soğuk, kaygan şeyi okşuyordu şimdi. Bir kadını okşar gibi üstelik.

Paşalar torunu Mualla Hanım, Ekrem Bey’in zevcesi ve kralın annesi olan Mualla Hanım, azametle salona girdi. Kristallerini temizleyecek, gümüşlerini parlatacaktı. Doğrusu bu iş için gündelikçi kıza güvenemezdi. Birden Ekrem Bey’i, içerisini gözetlerken görünce, bir öfke nöbetine tutuldu. İçindeki baba yadigârı deli atlar coşup, sağanak halinde koşmaya başladılar. Buna rağmen Mualla Hanım gayet temkinli, parmak uçlarında yaklaşıp, Ekrem Bey’i ensesinden yakaladı.

Kısık ve öfkeli bir sesle: “N’apıyorsun sen burada?” dedi. “Ne sünepe şeysin! Oğlunu gizli gizli gözetleyeceğine, bir istediği var mı sorsana!”

“Sıkıysa sen sor” diyemedi Ekrem Bey. Zangır zangır titreyerek, uysal bir köpek yavrusu gibi geri çekildi.

“Büsbütün delirteceksin” dedi Mualla Hanım. “İyi ki fark etmedi seni.” Sonra en yumuşak, en sevecen sesiyle içeriye seslendi: “Alp, yavrum!”

 

Kral yanıtlamadı. Gözleri sabit bir noktada, yerinden kalkıp yılanı akvaryuma bırakıverdi.

“Alp, yavrum!”

Bu yapmacıklı, sahtekâr ses ne cüretle kendisini rahatsız ediyordu. Bu sesten iğreniyordu kral. Bu ses, çocukluğunun ıssız bahçelerini, kurumuş çiçeklerini, küskün oyuncaklarını hatırlatıyordu ona. Bir zamanlar yapayalnız bir çocuk kraldı. Tebaasından koparılıp sürgüne gönderilmiş bir çocuk kral. Bir sürgün kral. Büyücek oyuncaklarla donatılmış odasında, bir başına kalmış bir sürgün çocuk. Onu tutsak eden sevginin sesiydi bu. Gülümsedi birden.

Şimdi sıra bende. Şimdi onlar benim tutsağım. Şimdi onlar sürgünde. Şimdi ben onları krallığımın sınırları dışına kovdum. Şimdi onlar acıdan kıvranıyorlar. Çürümüş bir kadınla sinik bir adam.

 

Kızıl ışıltılarla yalımlanan bıçağa baktı. Benden korkuyorlar. İçi sevinçten titredi.

Öcümü yavaş yavaş, tadına vara vara alıyorum.

Birden kendisini tutamadı, kahkahalarla gülmeye başladı.

 

Dışarıda cılız bir ses: “Alp” dedi. “Alp, bir şey istiyor musun?”

Daha dün gece büyükhanımın çanına ot tıkamıştı. Evet, kibirli, bilmiş, Sühendan Hala Hazretleri’nin bir güzel canına okumuştu. Çünkü kralı devirmek, krallığını yerle bir etmek istiyordu o yaşlı cadı. Ekrem Bey ile Mualla Hanım’ı karşısına alıp sigaya çekiyor, “Bu oğlanı bu hale siz getirdiniz!” diye fetvalar veriyordu. Mualla Hanım bile neredeyse, tek ayak üstünde cezaya razı olacaktı, laf işitmemek için. Kibarlığından hiç ödün vermeden, “Vallahi bilmem ki halacığım, bütün istediğimiz onun mutlu olmasıydı. Bu yüzden bir dediğini iki etmedik, sevgimizi esirgemedik” diye kendisini savunmaya çalışıyordu. “Hep Alp’in iyiliği için.”

 

Kral bu iyilikleri hiç unutmamıştı. Hiç unutmayacaktı. Bahçeye çıkmak yasak. Başka çocuklarla oynamak yasak. Pencereden bakmak yasak. Her şey yasaktı. Yasaklı bir dünyanın çocuğuydu o. Führer ona çocukluğunu yasaklamıştı. Bazen döşemelerin arasından telaşla kaçışan karıncalarla konuşurdu kral. Masallar anlatırdı onlara. Başka arkadaşı yoktu.

 

“Alp, kapıyı açabilir misin yavrum?”

Kral’ın yüzü tiksintiyle buruştu. Bu kez Ekrem Bey’in sesiydi. Karısından, karısının paşa dedelerinden, tüccar babalarından, kibirli halalarından, prenses teyzelerinden korkan bir adamdı. Aslında yaşamaktan korkuyordu galiba. Bir böcek gibiydi.

Demek gücümü hiçe sayıyorlar, dedi kral. Dün geceyi unuttular demek.

Genç kralın öfkesi korkunç bir kasırgaya benzerdi. Kasıp kavururdu her yanı. Eline ne geçerse kırıp dökerdi. İşte en çok bundan korkardı Mualla Hanım. Alp tepesi atınca, gözünün yaşına bakmadan yüzyıllık gülabdanları, gözyaşı şişelerini, Bohemya gondollarını... çeşmibülbülleri camdan aşağı fırlatır, değerli tabloları kafalarına geçirirdi.

Kapıya yaklaştı. “Ne istiyorsunuz?” dedi. “Ne var?”

Ekrem Bey, miyop gözlerini kırpıştırarak, Mualla Hanım’a baktı. Kadın buzdan bir duvar gibiydi sanki. Sanki Ekrem Bey’in kendisine çarpıp parçalanmasını istiyordu. Sanki birbirlerini çoktan tüketmişlerdi. Belki de asla bir sıcaklığı paylaşmamışlar, ama Ekrem Bey bunun tam tersine inanmak istemişti, kim bilir. Artık boşuna. Bütün bunları düşünmek, bu sırrı çözmeye çalışmak için çok geçti. Çok!

Kral, kızıl ışıtılarla yalımlanan bıçağı kaptı. Sonra krallığın kapısına yaklaştı. Bütün adları unutmuş muydu? Bütün sevgileri? Birden dışarı fırlayıp Ekrem Bey’in yakasına yapıştı. Gözlerinde vahşi bir kral gururu yanıp sönüyordu. Bıçağı Ekrem Bey’in, pörsümüş gerdanına yasladı. “Söyle bakalım ne istiyorsun?”

Ekrem Bey, bacaklarının arasından sıcak sıcak bir şeylerin aktığını hissetti birden

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


Ayşe Sevgi ORHAN
16.04.2022 03:31:40
Ebrf

Ayşe Sevgi ORHAN
16.04.2022 03:35:41
Ebeveynlerin,"doğru yaptım"zannederek,yaptıkları hatalar sonucu,kendi elleriyle yarattıkları bir canavarın öyküsü,bana göre...

SÖYLEŞİ: BETÜL ERDOĞAN

Şiir: Levent Karataş

GÜLSER KUT ARAT

Öykü: Recep Nas  

Söyleşi: Demet Duyuler

MUSTAFA GÜNAY

Turgut BAĞIR

ŞİİR: ŞAHİN TAŞ  

Söyleşi: Demet Duyuler

BİR RESSAM VE BİR TABLO: SEYHAN ASLAN HANOTTE

ÖYKÜ: ELİF DERVİŞ

KİTAP İNCELEME: MELTEM KOFOĞLU

DENEME: BEHİYE H. MALKOÇ

SÖYLEŞİ: DUYGU HARMANCI KARAGÜLLE

ADANA BİLGE KAĞAN İLKOKULU 4/D SINIFI ÖĞRENCİLERİNDEN ÖYKÜLER

Şiir: Mustafa Suphi

Mehmet BİNBOĞA

Seyhan CAN

Öykü: Leylâ SERPİL

Öykü: Kafiye MÜFTÜOĞLU

Öykü: Jale Sancak