DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 24.04.2022 10:19:00 834 0
  • BIST 100

    2.375%0,00
  • DOLAR

    16,1190% 0,27
  • EURO

    17,3265% 0,17
  • GRAM ALTIN

    964,61% -0,17
  • Ç. ALTIN

    1591,6065% -0,17

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 38 23 3 12 33 81
2.Fenerbahçe 38 21 7 10 35 73
3.Konyaspor 38 20 10 8 21 68
4.Başakşehir FK 38 19 11 8 20 65
5.Alanyaspor 38 19 12 7 9 64
6.Beşiktaş 38 15 9 14 8 59
7.Antalyaspor 38 16 11 11 7 59
8.Fatih Karagümrük 38 16 13 9 -5 57
9.Adana Demirspor 38 15 13 10 13 55
10.Sivasspor 38 14 12 12 2 54
11.Kasımpaşa 38 15 15 8 10 53
12.Hatayspor 38 15 15 8 -4 53
13.Galatasaray 38 14 14 10 -2 52
14.Kayserispor 38 12 15 11 -7 47
15.Gaziantep FK 38 12 16 10 -8 46
16.Giresunspor 38 12 17 9 -6 45
17.Çaykur Rizespor 38 10 22 6 -27 36
18.Altay 38 9 22 7 -18 34
19.Göztepe 38 7 24 7 -37 28
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Çarşamba 31.3 ° / 18.9 ° Bulutlar
  • Perşembe 34.5 ° / 21 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 22.7 ° Açık hava

ADANA BİLGE KAĞAN İLKOKULU 4/D SINIFI ÖĞRENCİLERİNDEN ÖYKÜLER

 

 

YİĞİT UĞUR

ORMANDA HAYAT

Hayvanlar kendi aralarında çok güzel anlaşıyormuş. Ama içlerinde çok kurnaz bir tilki varmış. O tilkiyi hiç sevmezlermiş. Tilki kral olan aslanın yerine geçmek istiyormuş. Bir gün kral olan aslan çok rahatsızlanmış.  Topluluğa demiş ki, ben artık ölmek üzereyim, yeni bir kral seçelim, tüm oylar bir kağıda yazılıp bana getirilecek. Bunun üzerine herkes oylarını yazıp kral aslana getirmiş. Sonra kral Aslan herkesin önünde oyları açıklamış. Tilki bir oy almış, Timsah üç oy almış, Kaplumbağa üç oy almış.  Bunun üzerine kral aslan demiş ki, tekrar oylama yapacağız, aday olmak isteyenler tekrar seçilecek. Tekrardan seçim oylaması yapılmış. Kurnaz tilki herkesi korkutup kendisine oy vermelerini istemiş. Herkes oyunu kurnaz tilkiye vermiş ve ormanın kralı kurnaz tilki seçilmiş. Kurnaz tilki krallığı yönetememiş. Herkes ormanı terk etmiş, başka ormana gitmişler. Kurnaz tilki tek kalınca hatasını anlamış, bir daha yapamayacağım işe kalkışmayacağım, demiş.

 

ZEYNEP ÖZŞAHİN

TORUKU İYİLİĞİ ÖĞRENİYOR

Toruku Japonya’da yaşıyordu. Zorba ve sinirli bir çocuktu. Dedesinin yanına gitmişti. Dedesini hep sinir ederdi. Torku’nun kuzeni geldi. Kuzeninin adı Haşira’ydı. Haşira Toruku’nun tam tersi karakterdeydi. Haşira dedesini hiç üzmüyordu. Toruku Haşira’yı çok kıskanıyordu. Dedesi Haşira’yı çok seviyordu. Toruku bir gün dedesine, neden beni hiç sevmiyorsun, Haşira’yla zaman geçiriyorsun, diye bağırdı.

Dedesi, Toruku sen beni üzüyorsun, Haşira ise beni hiç üzmedi, o akıllı bir çocuk, eğer sen de Haşira gibi olursan herkes seni çok sever, dedi.

Sonra Toruku bir daha hiçbir zaman kötülük yapmadı.

 

HATİCE NAZ KÜPELİ

YALAN KONUŞMA

Ali bir gün okula gider ve en yakın arkadaşına der ki, 
-Kalemine bakabilir miyim?
Ali'nin arkadaşı,
-Olur tabii ki bakabilirsin, diye yanıt verir.
Arkadaşı yazı yazmaktadır. Ali de fırsat bulup hemen kalemi ceketinin içine atar. Ali okuldan çıkınca arkadaşı:
-Kalemimi gördün mü Ali? der.
Ali ise, 
-Hayır görmedim, diyerek hızla uzaklaşır. 
Arkadaşı biraz şüphelenmiştir.


 



KAYRA OKUTUCU

KÜÇÜK LİMON AĞACIM

Emre limon çekirdeğinin ağaca doğru yolculuğunu izlemek için annesinin kullandığı limonun çekirdeklerini ıslak bir peçetenin içine koymuş. Yaklaşık on beş gün boyunca limon çekirdeklerini nemli tutmak için poşetin içinde saklamış. On beş günün sonunda küçük limon çekirdeklerinin filizlendiğini gören Emre, onları toprakla buluşturmuş. Toprakla buluşan limon filizlerinin ağaca doğru yolculuğu başlamış. Yaklaşık yedi ay sonra Emre'nin küçük bir limon ağacı olur ve Emre artık ağacın limon vermesini büyük bir heyecanla bekler.                  

 

 

 

ECRİN MERYEM GÜR

HER ŞEY İÇİN  HER ZAMAN DOĞRUYU SÖYLEMEK GEREK

Ecrin bir gün yine okuldayken, arkadaşı Duru ile teneffüse çıktıklarında, arkadaşları Melike’nin kavga çıkardığını görür. Müdür kavgayı kimin çıkardığın öğrenmek için Ecrin’e sorar: “Kavgayı kim çıkardı?” Ecrin her zaman olduğu gibi o zaman da doğruyu söyler: “Kavgayı Melike çıkardı öğretmenim.” Melike Ecrin’e küser bunu duyunca. Ecrin der ki: “Senin için yalan söyleyemezdim.” Ecrin hiç yalan söylemez zaten, her zaman doğruyu söyler. 

 

 

DURU DÖNÜM

SORUMLULUKLARIMIZI YERİNE GETİRMEZSEK

İlkay ve babası AVM'de gezerken İlkay bir petshop gördü. Babasının kolunu sıktı ve petshopa girmek istediğini söyledi. Babası İlkay'a petshopların kötü yerler olduklarını söyledi. İlkay nedenini sordu. Babası petshoplarda parayla hayvan satıldığını ama hayvanların satılmaması gerektiğini söyledi. İlkay babasının dediklerini umursamadı. Petshopa girince İlkay turuncu bir balık gördü ve o balığı alıp eve gittiler.  İlk birkaç gün İlkay balığıyla çok ilgilendi. Sonraki günlerde İlkay, balığının yemini vermedi suyunu değiştirmedi. Babası balığın öldüğünü  fark etti ve İlkay'a söyledi. İlkay balığın sorumluluğunu üstlenmediği için öldüğünü ve sorumluluklarını yerine getirmezsek sonuçlarının ağır olduğunu anlamıştı. 

 

 

AHMET TAHA TORUN

ALİ'NİN TARLASI 
Bir gün Ali okula gidiyordu ailesi çiftçiydi babasının bir tarlası vardı. Öğretmenleri Ali'ye bir domates yetiştirmesini söyledi 2 hafta süresi vardı. Babasına bu durumu anlattı beraber yaptılar. Ama yetişmedi bu sefer başka bir bölgeye diktiler neyse ki bu sefer olmuştu. Öğretmene gösterdiler Ali'nin ödevi bitti. Ama Ali bununla yetinmedi elmalar, patatesler yetiştirdi. Ali'nin babası ve annesi yaşlanınca tüm tarla ona kaldı çok güzel mahsuller yetiştirdi.

 

 

DERİN DENİZ AYGÜL 

DÜRÜSTLÜK

Bir kış günüydü. Kaan adında bir çocuk vardı. Hep annesine yalan söylerdi. Birinci gün telefondan video izledi, annesi geldiğinde: “Kitap okuyorum anne,” dedi. İkinci gün de telefonla oynadı ama annesi yanına geldiğinde: “Ders çalışıyorum anne,” dedi. Üçüncü gün telefonla oynarken annesi yakalamış ve oğluna demiş ki: “Dürüstlük dünyadaki en iyi şeydir,” demiş ve burada bitirmiş.

 

 

 

ZEYNEP GÜNDÜZ

ELİF İLE YUMAK

Günlerden bir gün, Elif adında bir kız, kitabının sayfalarını karıştırarak ödevi yapmaya başlar. Tam o sırada, yavru bir köpek sesi duyar. Pencerenin kenarına geçer ve yolun karşısındaki yavru köpeği görür.

Köpeğin çok üşüdüğünü anlayan Elif, annesinden izin alarak, bir kaba süt koyup aşağı iner. Sağına ve soluna bakarak, dikkatli bir şekilde yolun karşısına geçer ve sütü yavaşça yavru köpeğin yanına bırakır. Köpek sütü içtikten sonra, Elif köpeği kucağına alıp dikkatlice yolun karşısına geçerek, eve geri döner.

Elif, çok üşüyen yavru köpeği, ısıttıktan sonra annesiyle beraber, tedbir amaçlı veterinere götürür.  Veterinerin köpeği muayene edip, her şeyin yolunda olduğunu söylemesi üzerine, Elif çok mutlu olur ve köpeği de alıp, annesiyle beraber eve döner. Elif köpeğin adını Yumak koyar. Elif ile Yumak uzun yıllar, çok güzel vakit geçirirler. Elif ve ailesi mutlu mesut yaşarlar.

 

 

SİMAY NUR AKTAŞ

DOSTLUK

Zehra bir gün okula gider. Arkadaşı ise hep onu okulun kapısında bekler. Fakat bir gün arkadaşı Mine onu beklemez. Zehra üzülür ama çok da merak eder. Öğretmenine sorar.

-Öğretmenim, Mine neden okula  gelmedi ?

-Zehracım, Mine hasta olduğu için okula gelemedi.

Zehra, Mine’nin hasta olduğuna çok üzülür ve Mine’nin hasta ziyaretine gider. Zehra, Mine’yi gördüğüne çok sevinir. Mine iyileşip okula döner ve o günden sonra Zehra ve Mine hep dost kalırlar.

 

 

                                                               

EMİR OKURGELİR

MAVİ VE HAYALİM

Ben Emir mavi rengi çok severim. Gökyüzünü denizin mavisini Mustafa Kemal Atatürk’ün gözlerinin rengi cesur ve kararlı.

Gökyüzüne bakınca kendimi daha çok özgür ve mutlu hissediyorum.

Çünkü orada insanı mutlu eden sonsuz bir düş yeri var. Sanki orada hiç kötülük yok, savaş yok kötü insanlar yok orada sadece mutluluk var.

Hiç bitmeyen…

O nedenle ben pilot olmak istiyorum. Hep gökyüzünde olmak sanki gittiğim yerlere gökyüzünden mutluluk, sevinç, sevgi, barış dağıtmak için elimden geleni yapmak isterdim.

O yüzden mavi renk çok özeldir benim için.

 

 

         

TUĞHAN KARADAN

YALANCININ MUMU

Bir gün Salim ve Melis parkta oynarlarken canları dondurma çeker. Birlikte dondurma almaya giderler. Salim kurnazlık yapıp Melis’e parasının olmadığını söyler. Melis bunun sorun olmadığını ona dondurmayı kendinin ısmarlayacağını söyler. Birlikte markette beğendikleri dondurmayı alırlar. Melis ikisinin ücretini ödeyip tam marketten çıkacakları sırada arkadan birisi Salim'e “Heyy! Ufaklık bu para senin cebinden düştü” diyip Salim'e uzatır. Salim büyük bir utançla parayı alır. Çünkü yere düşen para kendisinindir. Arkadaşına yalan söylemiştir. Melis bu olanları görünce çok üzülmüş ve Salim'e bir daha güvenememiştir.

 

 

                                                                                                                                             

TUSEM HAZNEDAROĞLU

CANSU VE ALİ AMCA

Cansu okula giderken Ali Amcanın ellerinin dolu olduğunu gördü ve okula geç kalacak olsa bile Ali Amcanın elindeki poşetleri alıp evine kadar getirdi ve ona yardım etti. Ali Amca ona çok teşekkür etti. Cansu okula doğru yol aldı. Sınıfın kapısını çaldı ve içeri girdi. Öğretmene neden geç kaldığını anlattı öğretmen Cansu’yu tebrik etti ve yaptıklarını sınıf arkadaşlarıyla paylaştı.

Unutmayın ki bir gün siz de yaşlanacaksınız. Yaşlılara her zaman yardımcı olmalıyız.

 

 

ARİFUL HASAN FAHİM

GÜVEN, DÜRÜSTLÜK AĞACIN MEYVESİDİR

 

Bir gün bir adam bir köye gelir. Köylüler ondan yardım ister. Kış günüdür. Köylüler, bize odun getirir misin, derler. Adam onlara, tamam, der. Odunu getirir ve orada yaşamaya başlar. Bir gün yine odun toplamak için ormana gider ve kaybolur. Ormanda günlerce aç susuz yürür ama yolunu bulamaz. Sonunda bir ağacın altına oturur.

Biraz ötesindeki ağaç ona seslenir: "Hey sen! Buraya gelip bana yardım eder misin? Günlerdir susuzum," der. Bunu duyan adam hemen karşı nehirden ağaca su getirir. Ağaç suyu içtiğinde hemen meyveleri olur. Ağaç bütün meyvelerini aç adama verir ve adama, "Güven, dürüstlük ağacın meyvesidir" der, sonra da adama köyün yolunu söyler.
 

 

İPEK EREL

ATAM

Günlerden Pazartesi, güneşli bir gündü. Herkes çok sevinçliydi. Arkadaşım Narin ‘’ATAM’’ adlı şiiri okumak için sahnede heyecanla ve coşkuyla bekliyordu. Bayraklar, süsler ve heyecan dolu gözler... O gün 23 Nisan’dı! Biz de elimize bayrakları alıp coşkuyla ve sevinçle Narin’i bekliyorduk. Hem tezahürat yaptık hem de şarkılar söyledik. Sevinçli, neşeli ve mutlu bir gündü. Mustafa Kemal Atatürk, seni kimse unutmayacak, seni unutturmayacağız, diye düşündük hepimiz. Narin şiiri çok duygulu ve hüzünlü okumuştu. Herkes duygulanmıştı, hepimizin gözleri doluyordu. En sonunda bizi çok duygulandıran o cümle geldi, ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”.

 

 

RÜZGAR PALANKÖK

RÜZGAR’IN FUTBOL HAYATI

Ben Rüzgar Palankök, futbolu çok severim. Adana’da yaşarım. Çukurova Üniversitesi’nde futbolcuyum. İki tane en iyi arkadaşım var. İsimleri;  Küçük Emre ve Ali. Onlarla çok iyi anlaşıyor ve iyi maçlar çıkarıyoruz. Beraber oynadığımız son üç maç; biri Bilge Kağan biri, Yüzüncü Yıl, öbürü de Yüzüncü yıl ama onlar farklı bir kadroya sahipti.  Bilge Kağan’da 5-1 yenildik. Yüzüncü Yıl takımına 7-0 yenildik, farklı kadroya sahip olan Yüzüncü Yıl takımını 3-1 yendik.

 

 

MUHAMMET SALİM BİLİKTÜ

BADEM AĞACI

Bir pazar sabahı bizleri uyandırmak için öten horozun sesiyle güzel bir güne uyanmıştım. Kuşlar cıvıldıyor, güneş içimizi ısıtıyordu. Pencereyi açıp dışardaki mis gibi havayı içime çektim, baharın işareti olan badem çiçekleri kuruyan ağacın dallarını süslüyordu.

Bugünü sadece kendime ayırmaya ve kendim için güzel bir şeyler yapmaya karar verdim. Düşünmeye daldım, acaba bugün ne yapsam? Her zamanki gibi telefon, tablet veya televizyonla saatlerce vaktimi harcayabilir ya da ödevler, kitaplarla uğraşabilirdim. Ama ben daha eğlenceli ve daha güzel bir aktivite arıyordum. Düşündüm, düşündüm, düşündüm... Ve en sonunda yapacağım şeye karar verdim. Bahçeye bir badem ağacı dikecektim. Hem görüntüsü ile bahçemizi süsler hem de meyvelerini yiyebilirdik. Ailemle güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra babamla bir fidancıya gidip en güzel fidanı seçtik. Sıra gelmişti fidanımıza güzel bir yer seçmeye. Bahçenin en güzel yerine dikilmeli ve güzel büyüyebilmesi için güneşi görmeliydi. Babamın yardımıyla fidanı diktik ve can suyu olan ilk suyunu verdik. Heyecanla her gün bahçeye inip fidana bakıyor, kurudukça su veriyordum ama fidan hiç büyümüyordu. Bir gün yine badem fidanının yanına gittim moralim çok bozuktu. Benim bu halimi gören babam yanıma geldi. Bana sabretmem gerektiğini söyledi. Her gün bahçeye inip sabırla fidanı suluyordum.

Yıllar sonra badem ağacı büyüdü ve meyve vermeye başladı. Sabırla yapılan her iş ancak sabırla tadılabilirmiş bunu bana babam ve bu badem ağacı öğretmişti.
 

 



MERYEM KARDAŞ

ÇİKOLATA YİYEN ÇOCUK

Üç kardeş varmış Ali, Veli ve Ayşe. Bir sabah uyandıklarında Veli masanın üzerinde bir çikolata görür ve çikolatayı yer. Anneleri uyanıp masanın üzerindeki çikolatayı göremeyince, çocuklara: “Masanın üzerindeki çikolatayı kim yedi?” diye sorar. Ayşe: “Ben yemedim,” der. Ali’ye fırsat kalmadan Veli: “Ben yedim,” der. Annesi Veli’ye yalan söylemediği için teşekkür eder ve çocuklara şöyle öğüt verir: ”Ne olursa olsun hiçbir zaman doğruyu söylemekten çekinmeyin, hiçbir zaman yalana sığınmayın; doğru söyleyen her zaman kazanır.” Bu aile hiç yalan söylemeden mutlu mesut yaşarlar.

 

 

AZRA NUR TÜRKMEN

BEŞ KARDEŞİN HAYATI

Küçük bir kasabada şirin bir evde beş kardeş yaşıyormuş. Bu kardeşlerin isimleri Ayşe, Ali, Hasan, Dilek ve Ramazan’mış. Ayşe ve Dilek iyi kalpli diğer üçü kötü kalpliymiş. Bir gün Ali, Hasan ve Ramazan okullarından bir çocuğun topunu patlatıp çocuğu ağlatmışlar. Üçü oradan ayrıldıktan sonra Ayşe ve Dilek gelmiş, çocuğa kendi toplarını vermişler. Çocuk çok sevinmiş ve koşarak evinin yolunu tutmuş. Ayşe ve Dilek çocuğunun topunu patlatan kardeşlerinin yanına gitmişler. Ayşe yaramaz kardeşlerine: “Bu yaptığınız hiç hoş değil insanları üzmek çok kötü bir davranış,” demiş.  O sıra oradan geçen bilge bir dede bunları duymuş ve çocuklara öğütler vermiş. Çocuklarda hatalarını anlamış ve bundan sonra hiç kötülük yapmayacaklarına söz vermişler. Topunu patlattıkları çocuktan da özür dilemişler ve hayatları boyunca hep iyiliksever insanlar olmuşlar.

 

 

BERAT PEKTAŞ

MİNİK BALIK

Bir gün kuzenlerimle pikniğe gitmiştik. Geri dönüşte ise kuzenim balık almıştı, bana da önermişti. Biz de balık aldık ve ona çok iyi bakıyordum. Her gün düzenli yemini veriyordum. Ama bir gün sabah kalktığımda balığımın öldüğünü gördüm ve çok üzüldüm. Babamın yanlış su değiştirmesinden dolayı öldü.

 

 

ESMA ÖZ

DÜRÜSTLÜK

Levent adındaki bir adam tarlasının yanında para buldu. Paranın sahibini aramaya çıktı. Birkaç dakika sonra tarlanın yanındaki yoldan bir adam geçiyordu. Adama sordu, merhaba paranızı kaybettiniz mi? Adam, evet paramı kaybettim, dedi. Levent parayı bu adama verdi. Adam gittikten sonra yan komşuları Bedriye Teyze geldi. Levent Bedriye Teyze’nin bir şey aradığını gördü, Bedriye Teyze ne arıyorsun, dedi. İki saat önce bakkala gitmiştim, paramın üstünü düşürmüşüm, onu arıyordum, dedi Bedriye Teyze. Levent’in aklına  yoldan geçen adama verdiği para geldi. Bedriye Teyze’ye durumu olduğu gibi anlattı. Bedriye Teyze, Levent seni bu dürüst davranışından dolayı tebrik ediyorum, dedi. Parayı alan kurnaz adam birkaç dakika sonra tarlanın yanından tekrar geçti. Ve hatasını anlayıp Bedriye Teyze’ye parasını geri verdi.

 

 

MESHİMA AKKALP

BİR GÖKYÜZÜ MASALI

Bir varmış bir yokmuş. Büşra diye bir kız varmış. Büşra’nın canı çok sıkılıyormuş. Bir gün çok mutlu bir kız görmüş. Yanına gitmiş, demiş ki, benim canım çok sıkılıyor. O da ona tohum gibi bir şey vermiş. Ama bir şartla, demiş, onu kafana göre beslemeyeceksin. O da, tamam, demiş.

Suladıkça, güneşini aldıkça canlanmış ve bir gün, merhaba, demiş küçük tohum. Büşra çok şaşırmış, demiş ki, sen nasıl konuşuyorsun? Günler geçmiş ve o tohum bir güneş olmuş. Arkadaşının yanına gitmiş, demiş ki, senin verdiğin tohum güneş oldu. Arkadaşı Dilek de demiş ki, ama bu nasıl olabilir? Büşra, oldu işte, demiş. Dilek, bu çok kötü oldu şimdi, demiş. Büşra, niye kötü oldu, demiş. Dilek, çünkü artık hiç sabah olmayacak, demiş. Büşra, neeee, demiş. Dilek, maalesef onu uzaya yollamalıyız, demiş. Büşra, tamam, tohumu uzaya gönderebiliriz, demiş ve evine gitmiş. Düşünmüş, onu roketle gönderebileceğine karar vermiş ve arkadaşını çağırmış. Demiş ki, ben Güneş’i nasıl uzaya göndereceğimizi buldum. Dilek şaşkınlıkla, tamam, demiş ve planı tam uygularken Güneş’in kuzeni İrem gelmiş. Ay oradan seslenmiş, hadi Güneş sabah oldu, saat dokuz, hala ben varım, demiş. Güneş, tamam, demiş ama bir şey dikkatini çekmiş, siz o uzay makinası ile ne yapacaksınız?
Ay demiş ki, senin kuzenini, yani güneşi göndereceğiz uzaya. Güneş, tamam geliyoruz, demiş. Güneş uzaya gelmiş ama canı çok sıkılıyormuş. Ay, sahi ben de, demiş. Güneş demiş ki, arada değişiklik iyi olur. Ama bir mutlu bir üzgünmüş. Bu arada insanlar Güneş olduğuna seviniyorlarmış. Herkes gezmiş tozmuş, akşam olmuş. İnsanlar da diyorlarmış ki, ne çabuk akşam oldu. Uyumuşlar ve sabah olmuş. Sabah olunca herkes çok sevinmiş. Yine gezmişler tozmuşlar. Günler öyle gelip geçiyormuş. Sonra yine sabah olmuş. Güneş’in her zamanki gibi canı sıkılıyormuş. kuzeni teyzesinin yanında gitmiş. Güneş içinden diyormuş ki keşke benim de arkadaşım olsa. Çok üzülüyormuş. Her gün dua ediyormuş. Hep mutsuz ve keyifsizmiş. Ve bir gün Ay ile karşılaşmış. Güneş demiş ki, senin burada ne işin var? Ay da, ben yolumu kaybettim, demiş. Güneş, şimdi sabah ama, neyse ben seni götüreyim, demiş ve kuzenini çağırmış. Kuzeni, ne oldu, demiş. Güneş, sen benim yerime güneş olur musun, demiş. Kuzeni de, tamam, demiş ve Ay’ı ailesine götürmüş. Kuzeni, sen gidebilirsin, demiş. Kuzeni de, tamam, demiş. Güneş Ay ile arkadaş olmak istiyormuş. Yine kuzenini çağırmış. Kuzeni, yine ne oldu, demiş. Ben Ay ile tanışmak istiyorum, sen benim yerime güneş ol, ne de olsa sen de güneşsin, demiş. Kuzeni, haklısın, demiş. Kuzeni ve Güneş Ay’ın yanına gitmiş. Güneş Ay ile tanışmış. Ay, Güneş sen nasıl geldin buraya, diye sormuş. Güneş de, sen onları boş ver, demiş ve oynamaya başlamışlar. Akşam olmuş. Sen eve git, senin yerine ben geleceğim, demiş Ay. Güneş eve gitmiş, kuzenini de çağırmış. Kuzeni sormuş, nasıl zaman geçirdin? Yakalamaca oynadık ama çarpıştık, saklambaç oynadık, çok eğlendik. Ertesi gün Ay ile oynamaya gitmiş ama yolu çok uzunmuş. Birkaç saate varmış. Sonra Ay ile oynarken bir yıldız görmüş. Güneş Ay’a demiş ki, bir yıldız var onu da aramıza alalım. Ama yıldız bir anda ortadan kaybolmuş. Güneş ve Ay yine oynamaya başlamışlar, çok eğlenmişler. Yıldız bir türlü akılarından çıkmıyormuş ama oynamaya devam etmişler, çok iyi arkadaş olmuşlar. Sonra yıldızı görmüşler, yanına gitmişler. Güneş demiş ki, merhaba ben Güneş, bu da arkadaşım Ay, peki senin adın ne? Benim adım Yıldız. Aaa ilk defa yıldız görüyorum, demiş Güneş, sen de bizim aramıza gelsene. O da, tamam, demiş ve üçü birden oynamaya başlamışlar. Güneş eve gelince kuzeni, anlat bakalım, günün nasıl geçti, demiş. Güneş, bugün yeni birisiyle tanıştım, demiş. Kuzeni, kim bakalım o, diye sormuş. Güneş, yıldızla tanıştık, demiş. Kuzeni, woooow çok iyi, eee yıldızı aranıza aldınız mı, demiş. Güneş, tabii ki almaz olur muyuz kuzi demiş. Gülüşmüşler...

Karaman Cumhuriyet Nihat Arslan İlkokulu

3/ B Sınıfı Öğrencisi

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


SÖYLEŞİ: BETÜL ERDOĞAN

Şiir: Levent Karataş

GÜLSER KUT ARAT

Öykü: Recep Nas  

Söyleşi: Demet Duyuler

MUSTAFA GÜNAY

Turgut BAĞIR

ŞİİR: ŞAHİN TAŞ  

Söyleşi: Demet Duyuler

BİR RESSAM VE BİR TABLO: SEYHAN ASLAN HANOTTE

ÖYKÜ: ELİF DERVİŞ

KİTAP İNCELEME: MELTEM KOFOĞLU

DENEME: BEHİYE H. MALKOÇ

SÖYLEŞİ: DUYGU HARMANCI KARAGÜLLE

ADANA BİLGE KAĞAN İLKOKULU 4/D SINIFI ÖĞRENCİLERİNDEN ÖYKÜLER

Şiir: Mustafa Suphi

Mehmet BİNBOĞA

Seyhan CAN

Öykü: Leylâ SERPİL

Öykü: Kafiye MÜFTÜOĞLU

Öykü: Jale Sancak