Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!


MİLİTAN DEMOKRASİ -10-

AK PARTİNİN ANAYASA KARŞITI EYLEMLERİ - 1


Ak parti yönetici kadrosunun laik demokrasi konusunda asıl amaç ve niyetini sakladığını, toplumu aldatmak amacıyla takiye yaptığını düşünenlerdenim.

Laiklik, “Devlet yönetimine dini kural ve görüşlerin karıştırılmaması, toplumda din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması, dini ve mezhebi ne olursa olsun vatandaşlara eşit davranılması, devletin resmi bir dininin olmaması,” demektir. Bu sayede, toplumdaki fikir ve inanç ayrılıkları düşmanlığa sebep olmaz. Bu anlamda laiklik ilkesi, ülkedeki birlik ve beraberliği sağlayan temel unsurlardan birisidir.

Bu sebeplerle laiklik ilkesi Anayasamızın, “Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez,” kurallarından birisi olarak belirlenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemize yönelik Sovyet/Rus tehditleri üzerine NATO’ya üye olmamızla birlikte, ülkeyi yöneten siyasi iktidarların beceriksizlikleri ve katkılarıyla bir yandan toplumumuzda Amerikan çıkarlarına hizmet eden dernekler, vakıflar kurulmaya; bir yandan da Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı asılsız, uydurma yayınlarla temel değerlerimize saldırılar başladı. Zaman içerisinde bu yayınların tamamının ABD gizli servisleri eliyle ve Suudi/Amerikan Yahudisi sermayeli ARAMCO kaynaklarından finanse edildiği ortaya çıktı. Komünizmle Mücadele Dernekleri ve Kadir Mısıroğlu tarafından yayınlanan “Put Adam” ya da “Dr. Rıza Nur’un Anıları” adlı yayınlarda olduğu gibi…

1950’li yıllardan itibaren önce açıktan ABD, sonraları gizli ABD açık Suudi sermayesi katkılarıyla, gayri milli bir Siyasal İslam organizasyonu kuruldu, çalıştırıldı, gelişti, büyüdü, bünyesinde kadrolar yetiştirdi ve o kadrolar 2000’li yıllara gelindiğinde, Ak parti adıyla iktidar oldu. Bürokrasiye yerleşti. Uzun yıllardır da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyorlar.

Bugün iktidarda olan yapının, İngiliz/Amerikan yanlısı kişiler ve klişelerle yoluna devam ettiğini hatırlatmak isterim. Daha 1960’lı 70’li yıllarda Milli Türk Talebe Birliği ve Komünizmle Mücadele Dernekleri’nde başlayan, 1985’ten itibaren Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve İlim Yayma Vakfı yönetiminde şekillenen bu yapı, birlikteliğini bozmadan Milli Nizam, Selamet, Refah ve Fazilet partileri çizgisinden evrilerek Ak parti haline gelmiştir.

Hatırlatmak isterim, 1976 yılında çalıntı oylarla R.Tayyip Erdoğan Milli Selamet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı olurken, kongrenin divan başkanı Kadir Mısıroğlu’dur.

Daha da geriye gidilirse aynı kişileri, Cumhuriyet’in kuruluşuna muhalif, muhaliflikten öte düşman, hilafet ve İngiliz yanlısı Halidi Nakşi Tarikatı ve tekkeleri içerisinde, şimdi görevde olanların asli göbek ve kan bağı ile bağlı dedeleri, babaları pozisyonunda görürüz. Ak parti iktidarının ilk bakanlar kurulunda yer alan yirmi beş kişiden on sekizinin Halidi Nakşi tekkelerinden yetişme ve bu tekke şeyhlerinin müritlerinden olması tesadüf olamaz.

Bunların çoğunluğu, Milli Mücadeleye karşı düşmanla işbirliği yapan ve Cumhuriyetle birlikte sınır dışı edilen 150’liklerle aynı soy ve kan bağı içerisinde olan kişilerdir. Tek tek inceleyebilirsiniz. Her şey dönüp dolaşıp aynı cümleye geliyor: “Katran kaynamakla olur mu şeker, …..”

Bugün Atatürk’ün Türk Gençliğine emanet ettiği Cumhuriyet’in “tam bağımsızlık” ilkesi IMF’nin, Dünya Bankası’nın, OECD’nin, NATO’nun ve İhvancı Müslüman Kardeşler örgütünün ağır ipotekleri altındadır. ”Laiklik” ilkesi, ülkeyi yönetenlerin etkili olduğu “siyaset, ticaret ve tarikat üçgeni” ile her gün biraz daha yok edilmektedir.

Ak parti iktidara geldiğinde parti kadroları devleti yönetme noktasında yetersiz kaldığından, “Aynı hedefe farklı yollardan gittiğine inanılan,” ve o yıllarda “hizmet hareketi” diye adlandırılan Fetullah Gülen Cemaati ile işbirliği yapıldı. Önce eğitim kadroları, sonra emniyet güçleri, ardından yargı ve ordu, bir kısmı bu cemaate mensup olduğunu saklamayan, bir kısmı ise mensubiyetini açıktan göstermeyen kişilerle dolduruldu. 2012 yılından itibaren devleti tek başına yönetmeye ve iktidarı sınırlandırmaya kalkışan, yabancı gizli servislerin himayesindeki bu yapı ile Ak parti yönetiminin arası açıldı. Daha önce “kanka” olanlar “kanlı bıçaklı düşman” oldular.  Onların 15 Temmuz 2016 tarihindeki kavgaları esnasında 250 vatandaşımız canını kaybetti, 2000 kişi de yaralandı.

Şubat 2012 tarihinden itibaren, özellikle Temmuz 2016’dan sonra, Ak parti yöneticileri akıllarını başlarına alıp devletin kuruluş felsefesine sahip çıkmak yerine, bu defa yine, “Dini siyasi bir araç olarak kullanan,” yeni yapılar geliştirdiler ve o kurumlar üzerinden laiklik karşıtı kadrolar yetiştirmeye; kalkışma sonrasında da devlette, Fetöcü’lerden ve Fetöcülükle suçlananlardan boşaltılan kadroları, bunlarla doldurmaya gayret ettiler, ediyorlar.

Ak parti iktidarının on yedinci yılında (2019) Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı 5.138 (beş bin yüz otuz sekiz) İmam Hatip Ortaokulu ve Lisesine karşılık; Sosyal Bilimler, Fen ve Anadolu Liselerinin bağlı olduğu Ortaöğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde 3.071 (üç bin yetmiş bir) ortaokul ve lise bulunduğunu görüyoruz.

2012 yılında Fetullah Gülen Cemaati’nin sadakati sorgulanır hale geldikten sonra iktidar partisi yöneticilerince kurulan tüm vakıf ve derneklere “kamu yararına çalışır dernek/vakıf” payesi verilerek, vergi muafiyeti ve kamu gücünden daha kolay yararlanma ayrıcalığı getirilmiştir.

Ak parti iktidarı bir yandan hazinenin ve belediyelerin taşınmaz mallarını ENSAR, TÜRGEV, TÜGVA, Hizmet, Furkan, Birlik ve Hayrat Vakfı gibi kuruluşlara bedelsiz veya sembolik bedellerle tahsis veya satış şeklinde devrederken, bir yandan da bu vakıflarla Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan “Medeniyet ve Değerlerler Eğitimi” adlı protokollerle bu kurumları eğitime ortak etmiştir. Anayasamıza ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı bu düzenlemelerle, sayılan kurumların devlet okullarında ders verebilmesi, kitap dağıtabilmesi ve kendi kurumlarında öğrencileri stajyer olarak eğitebilmesinin yolu açılmıştır.

Yine bu kuruluşlar eliyle uygulamaya konulan “Sübyan Mektepleri” faaliyetleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilerek okul öncesi çağındaki çocuklara yönelik kamu görevini yerine getirmemesi sonucudur. R.Tayyip Erdoğan’ın hedef gösterdiği “dindar ve kindar nesil” bu yöntemle devlet okullarında yetiştirilmektedir. (*)

Okullardaki bu faaliyetler yanında “Cami Buluşmaları”, “Camilerde Sabah Namazı Buluşmaları”, “Namaz Ağacı”, “Haydi Baba Camiye”, “Okula En Yakın Camideyiz” gibi etkinliklerle camiler de bu kuruluşların çalışma alanları haline getirilmişlerdir. Bu konularda da Diyanet İşleri Başkanlığı ve Müftülüklerle işbirliği protokolleri yapılmaktadır.

(*)   Murat Ağırel, Sarmal, Kırmızı Kedi Yayınları 2020.



YAZARLAR

  • Çarşamba 13 ° / 0 ° Güneşli
  • Perşembe 13 ° / -2 ° Güneşli
  • Cuma 15 ° / -1 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.565%0,00
  • DOLAR

    7,4478% -0,23
  • EURO

    9,0508% -0,07
  • GRAM ALTIN

    443,81% 0,48
  • Ç. ALTIN

    732,2865% 0,48