ULUSAL EGEMENLİK İŞLEYİŞLERİNİ 2020 KOŞULLARINDA YENİDEN DEĞERLENDİRMEK...

YEREL SEÇİMLERDE ORTAYA ÇIKAN RİVAYETLER MUHTELİF DE?

KIBRIS´TA ?ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN´ ASLINDA BU GÜNLER İÇİN ÇÖZÜM OLDUĞUNU ANLAMAK GEREKMEZ Mİ?

TÜRK ULUSU´NUN ULUSAL EGEMENLİK SORUNU İLE SINAVI

YENİ REJİMİN SAKINCALARI CHP´NİN EFSANE MİTİNGLERİNDE NEDEN GÜNDEME GELMEDİ Kİ ?

CHP´DE İKİ YANLIŞTAN BİR DOĞRU ÇIKARMAYA ÇALIŞMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE DE RESTORASYON, YOKSA?

İLERİ DEMOKRASİDE ?TAMAM MI, DEVAM MI?´ OYUNU!

ARTIK 24 HAZİRAN SONRASINA BAKMANIN ZAMANI

ASKIYA ALINMAKTA OLAN CUMHURİYET REJİMİNE KİM SAHİP ÇIKACAK?

YALNIZ KALINAN DÜNYA´DA İNGİLİZ´İN İPİNE TUTUNMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDEN GELECEK İYİ HABERLER NE OLA Kİ?

24 HAZİRAN´DA NASIL BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YÜRÜRLÜĞE SOKACAĞIZ?

BUGÜN 23 NİSAN: ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMA GÜNÜ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE ASAYİŞ BERKEMAL Mİ ARTIK?

POPÜLİZM HEYULASININ GÖLGESİNDE YAKLAŞAN SEÇİMLERE BİR BAKIŞ

YENİ ADANA´NIN 100. YILINDA GELECEĞE BAKMAK

DERDİMİZ YÜZDE ÜÇ OY ARTIŞI YA DA CHP´NİN İÇ MUHALEFETİNİN SONLANMASI MI İDİ?

BASINDA SANSÜR VE KİNDAR, DİNDAR AMA İDRAKSİZ NESİLLER

PENSİLVANYA´NIN VE KANDİL´İN YOLUNU KİMLER YOL ETTİ?

ADALET YÜRÜYÜŞÜ NEREYE KADAR?

YAZARLAR

  • BIST 100

    1.321%0,51
  • DOLAR

    7,9996% -0,07
  • EURO

    9,5289% 0,05
  • GRAM ALTIN

    465,22% -0,09
  • Ç. ALTIN

    767,613% -0,09
  • Çarşamba 24 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 20 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 21 ° / 7 ° Bulutlu

TÜRK ULUSU´NUN ULUSAL EGEMENLİK SORUNU İLE SINAVI

23 Nisan 2019´da ?Manzara-i Umumiye bu ahvalde´ iken yüz yılını doldurmak üzere olan bu büyük Bayramımızın ?ulusal egemenlik´ kavramı ile bir ilişkisi kalmış sayılabilir mi? Yüz yıla yaklaşan süre içinde ulusal egemenliğin ?Güçler Ayrılığı´ gibi temel kur

 Geçen yıl bu sütunlarda yer alan ve ?BUGÜN 23 NİSAN: ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMA GÜNÜ´ başlığını taşıyan yazımıza şöyle başlamıştık:

?Yıllardır 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını değerlendirirken Cumhuriyeti`imizi, onun en sağlam temellerinden birisi olması gereken parlamenter demokratik rejimi ve en önemlisi `Ulusal Devlet` yapımızı yıkıntıya uğratacak tehditlerin daha da güçlenmesi karşısında kaygılarımızı dile getirmekten ve bayram coşkusu yaşamayı bir anlamda geri plana taşımaktan hiç geri durmadık. Bu yıl bu kaygılarımız daha da artmış bulunuyor ve 23 Nisan´nın belki de özgün anlamda son defa kutlanıyor oluşunun üzüntüsünü yaşıyoruz.?

Ve yazımız şu uyarı ile sona ermişti:

?Şu önemli saptamayı da yapmakta yarar var: 24 Haziran´dan itibaren yürütme erkinin  hangi siyasal hareketin ya da hangi kişinin eline geçiyor olması da sözünü ettiğimiz tehditlerin varoluşunda bir değişiklik yaratmayacaktır. Olay sadece bugün iş başında olanların seçimle uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması konusu ile sınırlı değildir. Kim, kimler ve hangi siyasal hareketler iktidara gelirse gelsin, temelleri atılan başkanlık rejimi içerdiği sakıncaları yüzünden oluşan kaygıların hedefi olmayı sürdürecektir. Onun için 23 Nisan 1920´nin yaratıcılarının ve en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk´ün  çocukları olarak önümüzdeki dönemlerde yaşanacak gelişmelere karşı tedbirli ve uyanık olmalıyız. Gerçek ve tarihsel anlamı ile ulusal egemenliğimize sahip çıkabilmenin savaşımını sonsuza dek sürdürmeliyiz.?

O günkü değerlendirme sonrası  bilindiği gibi 24 Haziran seçimleri yapıldı ve başkanlık rejimine vize veren Anayasa değişikliklerinin de yürürlüğe girmesi ile  Türkiye´de 23 Nisan 1920´den itibaren yaşanmakta olan parlamenter rejim tarihin sayfalarına gömüldü. Hem de 98 yıl boyunca onca emek, kan ve gözyaşı pahasına elde edilen kurumları, kazanımları ve başarılı atılımlar nerede ise sıfırlanarak.  O güne kadar demokrasiyi ve ulusal egemenlik kavramlarını yozlaştırmakta yarışa girmiş siyaset erbanının yarattığı partizanca ve kişisel/zümresel  davranışlarının yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkımların sorumluluğu üstüne atılarak.  Açıkçası Parlamenter rejimin- bir bakıma TBMM´nin kendisinin -yaşanan tüm olumsuzlukların temelinde yattığı türündeki  görüşlere kurban edilerek? 

Bugün ise daha birinci yılını doldurmamış olan yeni rejimin ne anlama geldiği yavaş yavaş ortaya çıkmakta. En önemlisi de bugün bayramı kutlanması söz konusu olan  ?ulusal egemenlik´ ile ilgili olandır. Anlaşılmaktadır ki ulusumuzun yurdunu işgal eden yabancı güçleri kanı ve canı pahasına kovarken, yüzyıllar süren Osmanlı boyunduruğundan kendisini kurtarmasını öğrendiği ve  kendi kaderine yön verme özgüvenini de kazandığı günlerde kurduğu  ?Gazi Meclis´ artık eskisi gibi değildir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi ulusun "buyruklarının" yerine getirileceği bir organ olarak tasarlanmış ve yaşama geçirilmişti. Yine bu Meclis, Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlandırılmasında, Lozan Andlaşmasının yaratılmasında, ardından Cumhuriyet rejiminin kurulmasında onurlu görevlerini yerine getirirken, bir yandan da Türk Ulusu`nun kendi kendisini yaratmasında önemli bir etken olarak varlığını sürdürmüştü. Türkiye Büyük Millet Meclisi`ni ve tarihsel işlevini "ulusal temel ve kaynaklarından" ayırmanın ve Türkiye Cumhuriyeti`nin de ulus devlet yapısını yok saymaya kalkışmanın olanağı yoktu. Ama yeni rejimin uygun gördüğü artık o Meclis değil. 16 Nisan 2017´de  kabul edilen Anayasa  değişikliği  ile TBMM´nin tarihsel işlevleri rafa kalkmış, sorumlulukları ve gücü sonlandırılmıştır. TBMM´nin başkanlık rejimi ile ortaya çıkan ? herşeye kadir´  yürütme gücünü  denetleme işlevi tümü ile ortadan kalkmıştır. Ve artık  kamu bütçesini hazırlayıp bunun hesabını sorma yetkisini bile taşımamaktadır meclis? Bütçe onaylama yetkisi TBMM´de olmakla birlikte, Cumhurbaşkanı tarafından teklifi sunulan, Bütçe Komisyonu´nda görüşüldükten sonra Genel Kurul´a gönderilen metin eğer belirlenen süreler dahilinde yürürlüğe konmazsa geçici bütçe kanunun çıkarılması öngörülüyor. Geçici bütçe kanununun da çıkarılmaması durumunda yeni bütçe onaylanana kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerlenme oranına göre arttırılarak uygulanacak. Başkanlık kararnamelerinin en ince ayrıntıya kadar kamu yönetiminin her alanında etkin olduğu bir ortamda Meclis sadece çerçeveleri oluşturacak yasaları çıkarmakla görevlendirilmiş gibidir. Meclis üyelerinin soru önergeleri bile denetleme  işleyişinden yoksundur, kimi sorunların gündeme taşınıp kamuoyu ile paylaşılmasından öteye bir işlev taşımamaktadır. O da eğer sorumlu bakan yeterince yanıt vermeyi uygun bulmuş ise yöneltilen sorulara.

Sorgulanması gereken şudur: ?Ulusal Egemenlik´ nerede ve nasıl tecelli edecektir bundan sonra? Anayasa´daki yeni düzenlemelere göre Başkanın ve Meclisin birlikte göreve getirileceği genel seçimlerde. Mantık şudur: Çoğunluğu elde edip seçilmek Yürütme Organı için tam yetkiyi almaktır. Bu biçimde tasarlanan Yürütme´nin icraatını o dönem içinde denetleme ve bütçeyi kontrol etme yetkisi bulunmayan Meclis ise çerçeve yasaların yapımı ile ilgilenecektir. Bunun ötesinde de normalde 5 yılda bir yapılacak seçimlerde halk bu şekilde iradesini kullanırken, görevi vermiş olduğu başkanı yeniden seçip seçmemek gibi bir tercihle denetimini yapmış sayılacaktır.

23 Nisan 2019´da ?Manzara-i Umumiye bu ahvalde´ iken yüz yılını doldurmak üzere olan bu büyük Bayramımızın ?ulusal egemenlik´ kavramı ile bir ilişkisi kalmış sayılabilir mi? Yüz yıla yaklaşan süre içinde ulusal egemenliğin ?Güçler Ayrılığı´ gibi temel kurumsal normlarla ve hukukun üstünlüğü işleyişleri çerçevesinde güçlendirilmeye çalışıldığı ülkemizin artık 5 yılda bir referanduma dönüşen seçimler aracılığı ile ulusal iradesini kullanabildiği söylenebilir mi?

Şimdi önümüzde mevcut iktidar yetkililerinin pek hoşnut kaldığı  ?4,5 yıllık kesintisiz icraat dönemi´ var.  23 Nisan 1920´de  Meclis gibi ulusal iradenin tecelligahı olarak kurulmuş bir temel organın denetimi,  sorgu sualde bulunulmadan ve güven oylaması gibi gailesi olmadan geçecek bir süre demektir bu. Sadece ve sadece  sonunda yapılacak seçimlerin ülke insanının kaderini teslim ettiği kadroların yaptıklarını beğenip beğenmediği anlamına gelebilecek, bunlarla ilgili  başka yaptırımı olmayacak seçenekle karşı karşıya kalması, tarihin içinden evrilmiş gelen ulusal egemenlik kavramı ile bağdaşabilir mi?

Bu sorular, Türk Ulusu´nun önündeki en büyük sınavda, ulusal egemenlik konusunda yaşanması muhakkak olan  bunalımların nedeni merak edildiğinde kesinlikle  sorulacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER