CHP’NİN İKTİDAR OLMA SORUNU VE ÖTESİ

 TÜRKİYE’YE KARŞI ABD’DEKİ DÜŞMANCA KAKOFONİK SESLER

KONGRE BASKINI DÜZENLETEN BİR BAŞKAN VE ABD’NİN HALLERİ

103. YAYIN YILINA GİRERKEN ‘VAZİYET-İ UMUMİYE’ !

ULUSAL EGEMENLİK İŞLEYİŞLERİNİ 2020 KOŞULLARINDA YENİDEN DEĞERLENDİRMEK...

YEREL SEÇİMLERDE ORTAYA ÇIKAN RİVAYETLER MUHTELİF DE?

KIBRIS´TA ?ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN´ ASLINDA BU GÜNLER İÇİN ÇÖZÜM OLDUĞUNU ANLAMAK GEREKMEZ Mİ?

TÜRK ULUSU´NUN ULUSAL EGEMENLİK SORUNU İLE SINAVI

YENİ REJİMİN SAKINCALARI CHP´NİN EFSANE MİTİNGLERİNDE NEDEN GÜNDEME GELMEDİ Kİ ?

CHP´DE İKİ YANLIŞTAN BİR DOĞRU ÇIKARMAYA ÇALIŞMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE DE RESTORASYON, YOKSA?

İLERİ DEMOKRASİDE ?TAMAM MI, DEVAM MI?´ OYUNU!

ARTIK 24 HAZİRAN SONRASINA BAKMANIN ZAMANI

ASKIYA ALINMAKTA OLAN CUMHURİYET REJİMİNE KİM SAHİP ÇIKACAK?

YALNIZ KALINAN DÜNYA´DA İNGİLİZ´İN İPİNE TUTUNMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDEN GELECEK İYİ HABERLER NE OLA Kİ?

24 HAZİRAN´DA NASIL BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YÜRÜRLÜĞE SOKACAĞIZ?

BUGÜN 23 NİSAN: ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMA GÜNÜ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE ASAYİŞ BERKEMAL Mİ ARTIK?

POPÜLİZM HEYULASININ GÖLGESİNDE YAKLAŞAN SEÇİMLERE BİR BAKIŞ

YENİ ADANA´NIN 100. YILINDA GELECEĞE BAKMAK

 TÜRKİYE’YE KARŞI ABD’DEKİ DÜŞMANCA KAKOFONİK SESLER

Biden Yönetimi Ankara’nın karşısında daha sert tutum ortaya koyacaktır. Obama’nın golf sopası gösterisinin benzerlerine muhatap olmamak için reflekslerle değil,  itidalli ve  ulusal çıkarların korunduğu siyasete yönelinmelidir

.ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, “20 Ocak’ta yemin ederek başkanlık görevine resmen başlayacak olan Joe Biden yönetiminde Türkiye ile  ilişkilerimizin  geleceği konusunda çok iyimser değilim, şunu söyleyebilirim ki ilişkiler Türkiye’de ilk görev aldığım 1983 yılından bu yana gördüğüm en düşük seviyede” diyesiymiş.

Jeffrey, daha sonra iki ülke arasındaki kimi olumsuzlukları sıralarken başta Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sisteminin yarattığı krizi göstermiş ve  “S-400/F-35 meselesinin ABD için ne kadar ciddi bir varoluşsal sorun olduğunu Türk dostlarıma binlerce kez söyledim. Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı hiçbir şey, ki buna 1974 Kıbrıs (Harekatı) da dahil, ilişkilere bu kadar darbe vurmadı çünkü Washington’da kimse bu kararı savunamıyor” diye konuşmuş.

AKP iktidarının, Gülen’in iadesi konusundaki rahatsızlığını ve  Washington’un Suriye’nin Kuzeydoğusu’nda PKK uzantısı olarak görülen Suriye Demokratik Güçleri’yle 2014’ten bu yana birlikte çalışması konusunda ABD’den şikayetini anımsatmış.

İlişkileri olumsuz etkileyen bir diğer unsur olarak da, Ankara’nın diplomatik etki gücünü kaybettiği görüşünü dile getiren Jeffrey, kendisinin de Türkiye’de görev yaptığı dönemde, AKP iktidarının erken dönemlerinde izlenen “komşularla sıfır sorun” politikasının zamanla “sıfır dost” niteliğine büründüğünü ve Türkiye’nin bölgesinde “çok yalnızlaştığını” belirtmiş.

Jeffrey, anlaşmazlıkların bir diğer nedenin şu anki yönetimlerin ya da bireysel sorunların da çok gerisine giden köklerinin bulunduğunu ifade ederek, ülkeler arası ilişkileri çalkantıya girmekten koruyan tamponların Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde mevcut olmadığını söylemiş.

Jeffrey, ABD’de 1980’lere kadar uzanan dönemde Türkiye’ye tepki duyan kesimlerin, lobilerin ve diğer çevrelerin bulunduğuna dikkat çekmiş. Ancak şimdilerindeki farkın, o zamanlarda bu grupların,  Türkiye’nin Afganistan’da, NATO’da yaptıklarını gerçekten takdir eden diğer grup lobi ve çıkar gruplarının Türkiye'nin değerinin altını çizmeleri nedeniyle yıllar boyunca dengelendiği  halde  artık durumun değişmesi olduğuna işaret etmiş. Jeffrey “Askeri işbirliğimizden, özellikle Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerinden çok mutlu olan kişiler vardı. Şimdi bu durum tersine döndü. Bu kişiler de Türkiye’ye karşı düşmanca kakofoniye katıldı,” diyerek durumu özetlemeye çalışmış.  

”Türkiye’deki ideolojik yelpazede derin bir algı var; o da ABD’nin, kendi  çıkarları için çalışan ve Türkiye’ye zarar verebilme imkanı varsa bunu yapacak olan 19’uncu yüzyıla özgü bir büyük gücün yenilenmiş, daha modern hale gelmiş versiyonundan ibaret olduğu” diye konuşan Jefrrey.

Biden döneminde ilişkilerin geleceğine dair kendisini karamsar olmaya iten bir ihtimali  de şöyle dile getirmiş:  

 “İlişkilerde yeni bir başlangıç için her zaman fırsat vardır. Sorun şu ki Trump yönetimi sırasında ilişkilere katkı sağlayan şey sadece kişisel ilişkiler değildi Trump’ın ve etrafındakilerin dünya görüşüydü. Büyük güçler rekabetini kritik derecede önemli olarak görürken, Amerika’nın diğer ülkelerin anayasal ya da kurumsal işleyişlerine dahil olması, karışması ya da onlara öğütler vermesi gibi yaklaşımları hayli geri plana ittiler. Demokrat Parti içinde ve dolayısıyla Biden yönetiminde de böyle bir yaklaşımın sürdürülüp sürdürülmeyeceği belli değil. Irak’a Afganistan’a girme, Araplar’a, İran’a şekil verme gibi eski düzene geri dönülecek olursa ilişkilerde daha da çalkantılı dönemler kendilerini bekliyor.”

Eski büyükelçinin bu kaygıları kimi ciddi çelişkileri de içeriyor. Bir yandan iki ülke arasındaki ilişkilerin Türkiye’de ilk görev aldığı 1983 yılından bu yana gördüğü en düşük seviyede olduğunu söylerken, Trump döneminde bozulan e sağlayan bir yönünün bulunduğu iddiasında bulunuyor.  Görevi sona eren başkanın,  büyük güçler rekabetini kritik derecede önemli olarak görmekle beraber, Amerika’nın diğer ülkelerin anayasal ya da kurumsal işleyişlerine müdahale ara vermesini  övmekten geri durmuyor. Biden yönetiminin eski müdahaleci düzene geri dönme olasılığının Türkiye ile geriye gitmekte olan ilişkileri daha da bozacağı öngörüsünde bulunuyor.

Buraya bir nokta koymak gerkiyor: AKP döneminde Ankara’nın diplomatik etki gücünü kaybettiği saptaması bir noktaya kadar tartışılabilir ama bunun ABD ile ilişkilere etkisinin neden önemli olacağını kavramak epeyce zor görünüyor. Aksine Trump dönemi tutarsız ‘twitter’ mesajlarına yansıtılan hali ile ABD’nin diplomatik etki gücünün daha itibarsızlaştığı yıllar olarak tarihte yerini alacağı ortada. Kendi müttefiklerinin güvenini zedeleyen zikzaklar kadar, uluslararası kimi kurumlardaki pozisyonunu, örneğin iklim konusundaki anlaşmaları yok sayan,  İsrail’e verdiği destekle tüm Ortadoğu dünyasında olmayan dengeleri daha da tehlikeye atan politikalar ABD’nin ‘dünya liderliği’ efsanesini yerle bir etmiş bulunuyor.

Ülkemiz ile olan ilişkilere  gelince eski büyükelçinin sıraladığı kriz nedenleri arasındaki S-400 olayını, Trump yönetiminin, AKP’nin şekillendirmeye çalıştığı ‘yeni bir dünyada yerini arama’  refleksine karşı  sürdürdüğü karşıt hamlelere bir yanıt olarak gören çevreler de bulunmkatadır. Jeffrey,  Amerika’nın diğer ülkelerin  yaşam haklarına anayasal ya da kurumsal işleyişleri açısından müdahaleci olmaması yaklaşımının  Trump döneminde ortaya çıktığını ileri sürse de sahada ve fiili durumda bu böyle değildir. Zira Türkiye’nin de karıştığı bir takım askeri çatışma konumlarında ABD geri planda duruyor görünsede sda etkindir. İdlib olayında Rusya’nın ve Şam’ın karşısındadır. Ankara’nın bu konumdaki pozisyonu ise ABD’nin işine yaramaktadır. Yine aynı şekilde AKP’nin Libya’da Trablus yönetimini desteklemesi de ABD’nin uzun vadeli çıkarları ile örtüşmektedir. Buna karşı Suriye’nin Doğusu’nda kurulmasına destek verdiği PKK uzantısı olduğu muhakkak olan YPG  oluşumu ile ABD Türkiye’nin uzun vadede çıkarlarına zarar verecek hamlesini inatla sürdürmektedir. Türkiye’nin Güneydoğu hududunda oluşturmaya çalıştığı güvenli bölgeyi Trump yönetimi içine sindirmiş midir? Kısacası eğer müdahaleci duruşa ara verilmiş ise ABD’nin buralarda ne işi vardır?

Ya Kıbrıs davasında ABD Türkiye’nin neresinde yer almaktadır? Eski büyükelçi,  1974 Kıbrıs Harekatı’nı  iki ülke arasındaki ilişkilere hala büyük darbe olarak anımsatıyor 47 yıl geçmiş olsa da aradan… Bu tutumu ile Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki temel çıkarlarını koruma hamlesini boşa çıkarma hesabı bir kenara konmuş mudur Trump yönetimi sırasında. Jefrrey istediği kadar ABD’nin geçen dört yıl süresince diğer ülkelerin anayasal ya da kurumsal işleyişlerine müdahil olma yaklaşımına ara verdiği masalına dünyayı  inandırmaya niyetlense de, yerine göre ülkesi kan dökmeye varacak hamlelerini sürdürmüştür. Biden’dan önce de sonra bu hep ABD’nin vazgeçemediği huyunu sergileyecektir.

Türkiye ne yapmalıdır? Anlaşılan Biden Yönetimi Ankara’nın karşısında daha sert tutum ortaya koyacaktır. Obama’nın o unutulmaz golf sopası gösterisinin benzerlerine muhatap olmamak için reflekslerle değil, uzun vadeli ve Türkiye’nin geleneksel itidalli ve  ulusal çıkarların tam korunduğu siyasete yönelinmelidir.  

Doğrudur, artık Dünyada tek kutuplu değil, birçok tarafların güç gösterisinde bulunduğu bir düzen vardır. Ama ulusal çıkarlarımız bu tabloda,  bir satranç oyununun çeşitli taşlarının  kimi karmaşık hamlelerine bağlı olarak ve ortaya çıkan kısa vadeli hesaplatra göre  değil, birlik olarak sergileyeceğimiz kendi gücümüze yön verilerek korunmalıdır.  Hele ABD gibi Türkiye’ye karşı düşmanca kakofoniye teslim olmuş görünen bir ülkeye karşı mesafeli davranmakta zorunluluk bulunmaktadır.