TÜRKİYE’YE KARŞI ABD’DEKİ DÜŞMANCA KAKOFONİK SESLER

KONGRE BASKINI DÜZENLETEN BİR BAŞKAN VE ABD’NİN HALLERİ

103. YAYIN YILINA GİRERKEN ‘VAZİYET-İ UMUMİYE’ !

ULUSAL EGEMENLİK İŞLEYİŞLERİNİ 2020 KOŞULLARINDA YENİDEN DEĞERLENDİRMEK...

YEREL SEÇİMLERDE ORTAYA ÇIKAN RİVAYETLER MUHTELİF DE?

KIBRIS´TA ?ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN´ ASLINDA BU GÜNLER İÇİN ÇÖZÜM OLDUĞUNU ANLAMAK GEREKMEZ Mİ?

TÜRK ULUSU´NUN ULUSAL EGEMENLİK SORUNU İLE SINAVI

YENİ REJİMİN SAKINCALARI CHP´NİN EFSANE MİTİNGLERİNDE NEDEN GÜNDEME GELMEDİ Kİ ?

CHP´DE İKİ YANLIŞTAN BİR DOĞRU ÇIKARMAYA ÇALIŞMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE DE RESTORASYON, YOKSA?

İLERİ DEMOKRASİDE ?TAMAM MI, DEVAM MI?´ OYUNU!

ARTIK 24 HAZİRAN SONRASINA BAKMANIN ZAMANI

ASKIYA ALINMAKTA OLAN CUMHURİYET REJİMİNE KİM SAHİP ÇIKACAK?

YALNIZ KALINAN DÜNYA´DA İNGİLİZ´İN İPİNE TUTUNMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDEN GELECEK İYİ HABERLER NE OLA Kİ?

24 HAZİRAN´DA NASIL BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YÜRÜRLÜĞE SOKACAĞIZ?

BUGÜN 23 NİSAN: ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMA GÜNÜ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE ASAYİŞ BERKEMAL Mİ ARTIK?

POPÜLİZM HEYULASININ GÖLGESİNDE YAKLAŞAN SEÇİMLERE BİR BAKIŞ

YENİ ADANA´NIN 100. YILINDA GELECEĞE BAKMAK

DERDİMİZ YÜZDE ÜÇ OY ARTIŞI YA DA CHP´NİN İÇ MUHALEFETİNİN SONLANMASI MI İDİ?

ARTIK 24 HAZİRAN SONRASINA BAKMANIN ZAMANI

1946 yılından bu yana izleme olanağı bulduğumuz çok partili parlamenter sistemin yansıması olarak yaşanan seçim kampanyalarının çok dışında bir atmosfer içinde geçti gitti günler. Ülkeyi ve ulusu ortak çözümlere yöneltecek, uzlaşmazlıkları tek bir çatı çe

İçeriğini ve geleceğe dönük etkilerini ?Sözün bittiği yerde idi? diye yorumlayabileceğiz seçim kampanyasının sonuna geldik. 1946 yılından bu yana izleme olanağı bulduğumuz çok partili parlamenter sistemin yansıması olarak yaşanan seçim kampanyalarının çok dışında bir atmosfer içinde geçti gitti günler. Ülkeyi ve ulusu ortak çözümlere yöneltecek, uzlaşmazlıkları tek bir çatı çerçevesinde, açıkçası bir meclis çatısı altında ortadan kaldırması beklenen demokratik yaklaşımlardan iz yoktu. Aksine kişisel kavgalara, hırslara, tehditlere ve toplumsal fay hatlarına prim veren düzeysiz polemikler egemen oldu ortama. Ayrıca Cumhuriyet Rejiminin sona ermesi koşullarını dayatan kurumsal yapılanmaların ne denli en az zararla düzeltilebileceği arayışları yerine, ?tek adam tek adama karşı? mücadelesi damga vurdu alanlara ve söylemlere?

Nedenlerden birisi çok açık: 24 Haziran´dan sonra yürütmeyi denetleyecek, ulusal bütçeyi hazırlayıp yürürlüğe koyduğu gibi uygulanmasında da sorumluluk taşıyacak ve temelde  ?ulusal iradenin tecelligahı olacak? bir parlamentodan söz konusu edilemeyecekti. Yürütme Erki en yaşamsal ve temel işlevleri ile bir kişinin egemenliğine terk edilecek, hatta o kişi Yargı Erki üzerinde de söz sahibi olacaktı. Nitekim bu durumu Erdoğan biraz önce bir radyo programında, muhalefetin ?parlamenter sisteme dönüş´ vaadlerine tepki göstererek şöyle diyordu:

?Bir defa 16 Nisan´da biz Türkiye´de bir anayasa oylaması yapmadık mı? Millet o defteri kapattı. Artık bir parlamenter demokrasi diye bir şey söz konusu değil.?  

Bakmayınız siyası partilerin, örneğin CHP´nin, yüzlerce sayfalık bir kitap halinde seçim bildirgesi ile iktidar projeleri yaparak seçmenden oy almaya çalışmalarına. Ya da milletvekili adaylarının ?ceğiz, -cağız´lı cümlelerle ne gibi nafile sözler verdiklerine?  Parlamenter rejim ortadan kalkınca tüm bu vaadlerin bir anlamı da kalmamış ve gözler ?Tek adam kim olacak, Saray´ın koridorlarında kurulacak iktidar kimin eline verilecek?? hedefine çevrilmiş oluyor. Dolayısı ile seçim kampanyasındaki çoğu sözlerin ve kayıkçı kavgalarının ülke geleceği ile ilgisi olmadığı için bir hükmü de bulunmuyor.

Gelelim olayın gerçek yönüne: 24 Haziran seçimleri sadece parlamenter demokrasi işleyişlerinin değil Cumhuriyet Rejiminin de sonunu getirecek. Adına ?Cumhurbaşkanlığı Sistemi!´ diye bir tanım da uydurulmuş olsa bile yaşanan ve yaşanacak olan siyasal sistemin, ?Cumhuriyet Rejimi?nin okul kitaplarındaki tanımı ile bile  bir yakınlığı yok. Zira ?cumhur? ile tek ciddi yaptırımlı ilişkisi, tek adamın seçileceği ya da seçilmeyeceği bir sandığa gitme süreci. Bunun yanı sıra da çoğunlukla ayrıntılarla iştigal etme işlevine hapsedilmiş öylesine bir meclis? Olağan süreçte 5 yılda bir kullanılacak olan bu yetki, ulusal iradenin sistemli ve örgütlü biçimde kullanılması anlamını hiçbir zaman taşıyamayacak. Aksine seçilen tek adamın kişisel iktidarının sorgusuz sualsiz ve denetimsiz biçimde yürütülmesine katlanma olgusuna tekrar tekrar olanak sağlayacak. Nitekim Pazar günü kullanılacak oylar, son üç yıldır yaşanmakta olan ve temelde fiili durumun  ve yürürlükteki Anayasa´ya aykırı uygulamaların hesabını sorup, buna yaptırımlar getirecek anlamını taşımayacak. Aksine bir olasılıkla geride bıraktığımız dönem kitlesel oylarla aklanmış bile olacak. Ülkenin ekonomik felaketin eşiğine getirilişi, toplumun kindar karşıtlıklara bölünüşü, etnik ayrışmanın kanlı boyutlara taşınmış oluşu, dış politika ve güvenlik alanında başarısız icraat sonunda  sınır ötesi savaşlara bulaşılmışlığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin askıya alınışı ve OHAL´i kökleştirecek siyasal entrikalara geçit verilişi gibi her biri ayrı yaptırım gerektiren ölümcül hatalar kim vurduya gidecek. Bunun sonucu olarak da üstüne tekrar basarak söyleyelim, yeni rejimde kişisel inisiyatife teslim edilecek olan Yürütme Erki´ne bunların misli misli tekrarı için ekstra yetkiler tanınmış olacak.

Bu tablo sona ermek üzere olan kampanya sırasında yurttaşa yeterince anlatılmadı muhalefet kesimi tarafından. İktidara gelince zaten bol keseden seçim rüşvetleri, medyanın önemli ölçüde teslim alınması, seçim yasalarında alelacele yapılan düzenlemelerle sandıklarda hakimiyetin sağlanması, kısa bir süre önceye kadar galiz sözlerle iktidara hücum eden bir siyasal yapılanmanın ittifak bileşeni haline sokulması ve OHAL uygulamaları ile ülke genelinde sindirme uygulamalarının sürdürülmesi gibi hamlelerle seçimlere avantajlı girmekte.

Muhalefetin ise ilk bakışta elinde koz olarak Erdoğan ve yönetiminin sözel eleştiri silahı bulunmakta.  Denilebilir ki bu kadar kısa zamanda bu yolu tercih etmek sonuca varmayı, Erdoğan´ı yerinden etmeyi sağlayabilecek fırsatları yaratabilir. Ancak daha akılcı düşünülürse 16 Nisan Anayasasının toplumu ve ülkeyi nerelere götürmekte olduğunun bilincini yaratmak, en az seçimleri kazanmak kadar önemlidir ulus için, Cumhuriyet´in yeniden kazanılması ve ülkenin geleceği için. Bu husus dikkate alınmamış, tek hedef tek adam olarak görülmüş, hatta üzerinde uzlaşmaları eşyanın tabiatına aykırı ilkeleri ikinci plana itip bir ittifak macerasına girmek muhalefet partileri için çıkar yol olarak görülmüştür.

Hepsini bir tarafa bırakınız neredeyse yıkılmak üzere olan Cumhuriyet rejiminin kurucusu olma özelliği ile rejim meselesini en baş konu yapması gereken Cumhuriyet Halk Partisi bundan adeta bilerek kaçınmıştır. 16 Nisan´nın tahribatını ortadan kaldıracak hamleyi yürürlüğe koymada parti yöneticileri ve örgüt kademeleri belirsiz ve hatta isteksiz davranmışlardır. Daha dün kurularak seçimlerde kendisinden söz ettirmekte başarı kazanan İYİ parti bile bu konudaki eksikliği fark ederek uyarıda bulunmuş olmasına rağmen CHP liderliği ipe un sermeyi yeğlemiştir. Bununla da kalınmamış, AKP´nin hedeflediği 2023 tarihinden önce yaşamına son verilmesinin gündeme geldiği Cumhuriyet rejiminin temel direkleri olan Atatürk ilkeleri, laiklik, ulusçuluk- tam adı ile Türklük- gibi değerler ve işleyişler söz konusu bile edilmemiştir. Parti´nin seçim beyannamesi sayılacak belgelerde bu kavramların esamisi bile okunmamıştır.

Kaldı ki Tek Adam rejiminin en az zararla nasıl atlatılabileceği konusunda ileriye dönük bir plan ve program en baş konu olmalıydı bu seçim kampanyasında. CHP´nin aday olarak gösterdiği Muharrem İnce´nin bu konuda belirleyici ve lider konumunda hamleleri olmalı idi. Türkiye´nin güçlü bir ulus devlet olmanın dışında varoluş şansı olmadığı gerçeğine vurgu yapılarak, ?restorasyon´ gibi belirsiz ve kaçamak bir kavram yerine ?Yeniden Kuruluş? gibi bir hedefin ortaya konulmasına önderlik etmeliydi.

Ne yazık ki bu gerçekleşmemiştir. Seçimlerde uyumsuz ve sonu belirsiz bir ittifak yolu ile perişanları oynayan oy oranlarını düzeltmenin oportünizmine kapılındığı gibi, bizzat Muharrem İnce yeni rejimin başkanlık yetkilerine fazla ile heveslenmiş görülmektedir. Seçim reklamlarında ?Muharrem İnce İktidarı? ibaresine yer verilirken, ?astığı astık kestiği kestik´ sözlemlerle adeta rakibine nazireler düzmüştür. Apolet sökmeler, tek başına alacağı kararlarla AB´ye ve NATO´ya bağlı kalmalar; partinin temel ilkelerine aykırı ve laiklik´ i unutturmaya yönelik dinsel ve giyimsel gösteriler, partili olmakla partizan davranışlara sapma arasındaki farkı yok sayarak sürekli kendi partisinden nasıl ayrı düşünebildiğini beyan etmeler gibisine sürüyle gaflar yaparak genel sempati toplama yoluna gitmiştir. Doğrudur, 100´ün üzerinde mitingle üzerine ölü toprağı serpilmiş CHP´li kitleleri harekete geçirmiş ve büyük olasılıkla ikinci turu garantilemiş görünmektedir ama buna karşı ödenen bedel ne olacaktır, bu da en az bu başarı kadar önemlidir.

İnce,  ikinci turdan galip çıkabilir mi? Bu olasılığı yok farz edemeyiz ama eğer bu galibiyet, örneğin Türkiye´deki etnik kalkışmanın kanlı yollarını seçen siyasal kesimlerle ve çevrelerle uzlaşmalar ve verilen sözler karşılında alınacak oylarla gerçekleşecek olursa sonunun nereye varacağını kestirmek zordur. Hele Cumhuriyet Rejiminin yeniden kurulması gibi bir temel hedef hiç dikkate alınmamış, Tek Adam olabilmenin cazibesi ile şimdiki yola devam edenlerle aynı kefenin içinde yer almaya özenilmiş ise 24 Haziran seçimleri Türkiye için kim kazanırsa kazansın tam bir hezimeti temsil edecektir. Bu uyarı hedefine varır mı bugünün heyecanları ve dalgalanmaları çerçevesinde? Sanmıyoruz! Ama hiç değilse ama oportünizmin ve popülizmin etkilerini yitireceği sandık sonrasında dikkate alınması, geleceğe bir de bu gözlerle bakılması yerinde olacaktır.

---------------------------------------------------------------------

YAZARIN  NOTU:

GÜNÜN YORUMU yazımız internet sitemizde yayına girdiği sıralarda MİLLET İTTİFAKI´DAN TUTUM BELGESİ kamuoyuna açıklandı. Yazımızda da ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz üzere seçim kampanyasının en baş konusu olması gereken hususları içeriyor ama ancak seçime 3 gün kala böyle bir mutabakat ortaya konuluyor. Seçmen kitlelerinin kampanya boyunca bilinçlenmesini ve geleceğe bakış açılarını etkilemesi gerekirken ortaya konulan hedefler pratikte bir değer taşımaktan uzak kalıyor ve göstermelik niteliği taşımaya mahkum izlenimi veriyor.

Diğer sütunlarımızda okuyacağınız üzere CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti´nin oluşturduğu Millet İttifakı´nın ´Tutum Belgesi´nde  kuvvetler ayrılığı, çoğulcu demokrasi, rekabetçi siyasal zeminin yeniden inşası, cumhurbaşkanının yetkileri, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile OHAL´in derhal kaldırılması ve terörle etkin mücadele yer alıyor.

 

 

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER