• BIST 100

    1.509%1,09
  • DOLAR

    9,5418% -0,45
  • EURO

    11,0717% -0,59
  • GRAM ALTIN

    549,41% -1,35
  • Ç. ALTIN

    906,5265% -1,35

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 10 7 0 3 11 24
2.Hatayspor 10 6 2 2 11 20
3.Beşiktaş 10 6 2 2 8 20
4.Alanyaspor 10 6 2 2 1 20
5.Fenerbahçe 10 6 3 1 3 19
6.Fatih Karagümrük 10 5 2 3 4 18
7.Konyaspor 10 4 1 5 5 17
8.Galatasaray 10 5 3 2 1 17
9.Altay 10 5 5 0 0 15
10.Adana Demirspor 10 3 3 4 0 13
11.Başakşehir FK 10 4 6 0 0 12
12.Gaziantep FK 10 3 4 3 -2 12
13.Yeni Malatyaspor 10 4 6 0 -6 12
14.Sivasspor 10 2 3 5 2 11
15.Kayserispor 10 3 5 2 -4 11
16.Giresunspor 10 2 5 3 -4 9
17.Antalyaspor 10 2 5 3 -5 9
18.Göztepe 10 2 6 2 -5 8
19.Kasımpaşa 10 1 6 3 -6 6
20.Çaykur Rizespor 10 1 8 1 -14 4
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Salı 25.8 ° / 12.8 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar

KONGRE BASKINI DÜZENLETEN BİR BAŞKAN VE ABD’NİN HALLERİ

Dünya ülkelerine demokrasi/insan hakları ayarı vermeye kalkışırken yöneticilerinin ulusları paramparça etttiğini göz ardı etmiş olan Amerikan halkı nerede yanlış yaptıklarını düşünmeye başlamalı

Son haberlere göre ABD’de Demokrat Parti yetkilileri 10 gün sonra görevinin sona ermesini beklemeden Trump’un başkanlıktan azledilmesi için harekete geçmeye hazırlanıyor. Yapılan anketlere göre de ABD halkının yarısından fazlası  derhal azilden yana. Taraftarlarının beş kişinin öldüğü Kongre Baskını’nı gerçekleştirmesinin teşvikçisi olmakla suçlanan Trump,  böylece nice hukuk ihlallerinin ve Amerikalıların  keskin hatlarla kutuplaştırılıp bölünme sürecinin yaşandığı dönemini  büyük bir hezimetle sonlandırmanın eşiğinde.

Bu tablo özellikle ülkemizde yorumlanmak istendiği haliyle salt seçim sonucunun kimileri tarafından kabul edilmeyip milli iradenin tartışmaya açılma ve bunun şiddetle sonuçlanması olayı değildir aslında. Konu daha derinlerde yatan önemli bir “demokrasi/ hukuk devleti” ilişkisinin hastalıklı hale gelmesi ile ilgilidir. Demokrasiyi sadece sandık sonuçlarına göre meşruiyet ve ‘yönetme yetkisi’ni kazanmak gibi görme yanlışlığına düşülmesinin sonucudur. Demokrasi’yi halk iradesine bağlı olarak güvenli hale getiren asıl unsur, hukukun üstünlüğüne dayalı kural ve kurumlarının işler durumda olmasıdır. Bu denge bozulduğunda ne kadar ilerici hamleler yapmış olsa da bir ülke “popülizm” bataklığına düşer ve kendi kendisi yok etmeye başlar.

Bu bağlamda ABD büyük bir sarsıntı geçiriyor. Yöneticilerinin,  Dünya ülkelerine demokrasi/insan hakları ayarı vermeye kalkışırken  aslında yıllardır  yeryüzünün her karış toprağını ekonomik, siyasi ve de askeri  anlamda karıştırıp ulusları paramparça etttiğini göz ardı etmiş olan Amerikan halkı her halde nerede yanlış yaptıklarını düşünmeye başlamış olacaktır bu kriz sonrasında.

Amerikan Demokrasisi diye bir kavram yeryüzünün siyasal tarihinde çok seçkin konumda yer almıştır. Krallar kadar yetkili bir başkanın Yasama ve Yargı organları tarafından kıyasıya denetlendiği; federal yapının dayandığı eyaletlerle,  kendi iç işlerini halkın denetimine bırakmış kent tüzel kişiliklerince çeşitlendiği bir tabloda dinamik bir denge yüzyıllardır sürüp gitmektedir. Zaman zaman başkanların daha çok inisiyatif sahibi olduğu ve  Kongre’nin geri planda kaldığı  ya da bunun  tam aksi güç dengelerinin  kurulduğu dönemler yaşanmasına rağmen fazla   sorun yaşanmamıştır. Kurucu Ataların yazdığı Anayasa’nın ihlali söz konusu olmamıştır. Sadece Kuzey- Güney eyaletleri arasında yaşanan İç Savaş tarihin derinliklerine bırakılmıştır. Ya da düne kadar öyle sanılmıştır.

Ayrıca Amerikan halkı bu arada Anayasa’nın birçok fiili ihlal bunalımlarını da göreceli olarak atlatmıştır. McCarthy saldırganlığı ile komünist avının toplumu siyasal teröre mahkum eden bir dönemi aşabilmiştir. Siyah/beyaz ırk ayrımı 1950’li yıllardan başlanarak büyük ölçüde törpülenmiş gibidir. Amerika artık ‘saf beyazların saf ülkesi’ olmaktan çıkmış, siyahlarla beraber İspanyol ve diğer etnik grupların çoğunluğu oluşturacağı bir sürece girmek üzeredir. Nitekim Obama ile Beyaz Saray ilk siyah başkanla tanışmıştır. Üst düzey siyasal yapı, bürokrasinin ve Yargı’nın önde gelen kadroları beyaz olmayan kişilerce doldurulmaktadır.

Ama görünürde olan iyileşmelerdir bunlar. Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Amerika “birşeyler”in olup olmadığının farkına varılmadığı bir sürece adım adım  kapılmış gitmektedir. Gerçekte ekonominin,  refah yaratacak, istihdamı belirli düzeyde tutacak hızda ve boyutlarda çarklarının dönmesi için savaş koşulları ile  sürekli beslenmesi gerekmektedir. Sovyetlerle yürütülen ‘dünya egemenliği’  yarışından kendilerince zaferle çıkılınca, Amerikan ekonomisinde tehlike çanları çalmaya başlamış, savaş halini kalıcı kılmak adına dünyanın her köşesinde askeri müdahaleler dönemi başlatılmıştır. Çıkarılan çatışmaların hiç birisi, Anayasa’larının Kongre’ye bıraktığı savaş açma yetkisinin içine sığdırılmayacak türde ‘ulusu ve ülkeyi savunma’ koşuluna uygun olmamıştır. Soğuk Savaş’ın başında Kore, sonlarına doğru Vietnam Savaşlarına bir kulp bulmak olasılığı Sovyet tehdidi bağlamında  yaratılmış olsa da Irak ve ardından Afganistan’a yapılan müdahaleler zorlama ve hatta yapay nedenlere bağlı kalmıştır. Bu gelişmelerde  Kongre’den kapsamlı savaş izni yerine Başkanlık yetkisine dayalı ‘yurtdışına silahlı müdahale’ türünde fiili durum koşulu öne çıkmıştır.

ABD’nin dış politikasına yön veren,   Dünya coğrafyasına yeni boyutlar ve sınırlar tasarlayan BOP gibi projeler,  birer kanlı kalkışmalara yol açan girişimler olarak başkanların çoğu zaman Amerikan halkının da büyük zararlara uğradığı ölçüsüz icraatları arasında yer almıştır.

Başkanlık yetkilerinin böylesine ucu açık bir güç kullanımı haline dönüşmesinin doğal sonucu kendisini pek fark ettirmeden diğer alanlara da yansımıştır. Belirli düzeyde  bir dinamik dengenin korunduğu “Çift Partili” siyasal sistem yerine  aşırı partizanlık, dolayısı ile etkin hale gelen  ölçüsüz popülizm hastalığı,  “denetim/denge” formülünün geçerli olduğu Güçler Ayrılığı ilkesinin de yara almasına yol açmıştır. Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzre Yargı sisteminde de  federal hakimlerin atanmasında partizanlık unsuru başlıca etken haline gelmiştir.

Demokrasi’yi   halk iradesine bağlı olarak güvenli hale getiren asıl unsur olan  hukukun üstünlüğüne dayalı kural ve kurumların en fazla zedelendiği dönem Trump’un 4 yıl süren iktiradında yaşanmıştır. Öylesine ki başkan ülkesinin dış politikasını, müttefikleri ile olan ilişkilerini aklına estiği şekliyle günden güne yönlendirmeye kalkmıştır. Bugün kendisine yasaklanan twitter hesabı aracılığı ile dünyayı biribirine düşürmüştür. Yakın olarak bizi ilgilendiren  Suriye müdahalesini bölgenin yaşamını tehdit eder durumlara sürüklemiştir.

Trump halktan aldığını iddia ettiği sınırsız gücünü kullanırken nice yasa dışı olaylarla suçlanır duruma düşmüştür. ABD basınında yer alan kimi iddialara göre hakkında  ‘binlerce dosya’ bulunmaktadır. Bunlar hakkında ‘başkanlık dokunulmazlığı’ sona erince savcıların takibata geçeceği ileri sürülmektedir. Nitekim son zamanlarda Trump’un kendisini “Affetmek” için hukukçuları ve avukatları ile görüşmeler yaptığı, daha önce dünürü dahil 23 kişiyi affedip dokunulmazlık kazandırırak  yargıdan kurtardığı gelen haberler arasındadır. Son olarak da ‘seçimlere hile karıştı’ iddiaları ile son ana kadar mücadele bayrağı açmış, geçen günlerde yaşanan Kongre Baskınının Teşvikçisi olma riskini dahi üstlenerek koltuğunu koruma çabasına girişmiştir.

Amerika’da yaşanan bu bunalım,  ölçüsüz yetki gaspına yol açabilecek Başkanlık Rejiminin taşıdığı riskleri ve tehditlerini sergilemektedir bir bakıma. Nasıl ki sağlıklı demokrasi ortamında yaşayabilmek tüm kural ve kurumları ile hukukun üstünlüğüne dayalı bir rejimin idamesi ile mümkünse, başkanlık sisteminin de bu  bağlamda dikkatle gözden geçirilemesi gerekmektedir. Zamanında Türkiye’de parlamentoyu etkisiz kılacak başkanlık  sistemi  tartışmaları sürerken bir kısım muhaliflerin çaresizlikle, “ABD sistemi olursa kabul etmek olası” gibi bir açılıma sarılmalarının dahi  ne kadar yanılgı ile dolu olduğu apaçık ortadadır. Zira son kongre baskını olayı  ve yaşanan kaos dikkate alındığında  ABD gibi güçler ayrılığının kurumlaştığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işlediği bir demokraside bile bir dengesiz kişinin ülkeyi yıkıma sürükleyebilecek bir tehdit haline gelebileceği ortaya çıkmıştır.

 

 

 



CHP’NİN İKTİDAR OLMA SORUNU VE ÖTESİ

 TÜRKİYE’YE KARŞI ABD’DEKİ DÜŞMANCA KAKOFONİK SESLER

KONGRE BASKINI DÜZENLETEN BİR BAŞKAN VE ABD’NİN HALLERİ

103. YAYIN YILINA GİRERKEN ‘VAZİYET-İ UMUMİYE’ !

ULUSAL EGEMENLİK İŞLEYİŞLERİNİ 2020 KOŞULLARINDA YENİDEN DEĞERLENDİRMEK...

YEREL SEÇİMLERDE ORTAYA ÇIKAN RİVAYETLER MUHTELİF DE?

KIBRIS´TA ?ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN´ ASLINDA BU GÜNLER İÇİN ÇÖZÜM OLDUĞUNU ANLAMAK GEREKMEZ Mİ?

TÜRK ULUSU´NUN ULUSAL EGEMENLİK SORUNU İLE SINAVI

YENİ REJİMİN SAKINCALARI CHP´NİN EFSANE MİTİNGLERİNDE NEDEN GÜNDEME GELMEDİ Kİ ?

CHP´DE İKİ YANLIŞTAN BİR DOĞRU ÇIKARMAYA ÇALIŞMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE DE RESTORASYON, YOKSA?

İLERİ DEMOKRASİDE ?TAMAM MI, DEVAM MI?´ OYUNU!

ARTIK 24 HAZİRAN SONRASINA BAKMANIN ZAMANI

ASKIYA ALINMAKTA OLAN CUMHURİYET REJİMİNE KİM SAHİP ÇIKACAK?

YALNIZ KALINAN DÜNYA´DA İNGİLİZ´İN İPİNE TUTUNMAK

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDEN GELECEK İYİ HABERLER NE OLA Kİ?

24 HAZİRAN´DA NASIL BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YÜRÜRLÜĞE SOKACAĞIZ?

BUGÜN 23 NİSAN: ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMA GÜNÜ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE ASAYİŞ BERKEMAL Mİ ARTIK?

POPÜLİZM HEYULASININ GÖLGESİNDE YAKLAŞAN SEÇİMLERE BİR BAKIŞ

YENİ ADANA´NIN 100. YILINDA GELECEĞE BAKMAK