Suruç´ta 20 Temmuz 2015 günü, Ankara´da 10 Ekim 2015 günü patlatılan bombalarla yaşamını yitiren yurttaşlarımız için üzüntümüz çok büyük. Patlatılan bombalarla yürütülmek istenen plana ilişkin endişemiz de üzüntümüz kadar büyük.
***
Çünkü, Trans-Atlantik dünyasını merkez tutmuş belli başlı örgütlerin artık alışkanlık diyebileceğimiz bir tavırları var. Çıkarları gereğince belirledikleri amaçlara erişmek için en hızlı ve etkili yolun, “kriz ortamı” olduğunu düşünüyorlar. Kriz ortamlarını kolluyorlar; bunda çok özenli ve dikkatliler.
Örneğin 12 Eylül Darbesi yapılmış, IMF menşeli “nahoş” 24 Ocak Kararları´nın uygulanması böylece mümkün olmuştu. Bunaltan ve sarsan seksenli yılların gevşemesi, 1990 Körfez Krizi´nin yarattığı tehditlerden yararlanılarak ortadan kaldırılmıştı. IMF ve Dünya Bankası´nın bitmek bilmez ısrarcı baskıları karşısında beliren isteksizlik, 1999 Marmara Depremi dehşetinin yarattığı ortam sayesinde giderilmişti. Bu ve benzeri örgütlerin bizim gibi ülkelerde iş görme usullerinin birinci sırasında “kriz ortamı”nın geldiği, bunların çeşitli yayın organlarında hiçbir utanma sıkılma belirtisi olmadan, yukarıdaki örnekler gösterilerek, açık açık yazılıdır.
***
Ama işlerini şansa bırakmadıklarını da belirtmek gerekir. Bunlar, kriz ortamı kendileri için gereken zamanda kendiliğinden ortaya çıkmamışsa, kriz ortamını yaratmak üzere harekete geçmekten geri de durmuyorlar. Bunun adı “siyaset planlaması”. 12 Eylül 1980 Darbesi´ni kendi hükümetine “bizim oğlanlar becerdi” diye haber veren Amerikalı yetkililerin varlığını unutmamız ne mümkün?
***
Suruç Katliamı ve bundan yalnızca üç ay sonra yaşadığımız Ankara Katliamı´nın, bizi Suriye ve Orta Doğu Bölgesi politikalarıyla bağlantılı Trans-Atlantik siyaset planlamasının dehlizlerine sürüklediği gün gibi ortadadır. Bu pis siyaset Türkiye´yi bir iç kargaşaya sürüklemenin, vahşet tehditleriyle çözüm adı verilen teslimiyet sürecine mecbur bırakmanın, ülkeyi yıllardır dayatılan sözde reformlarla dağıtmanın, ulusal birliğimizi ve ülkemizin bütünlüğünü ortadan kaldırmanın peşindedir.
Çıkışın, Suriye´nin toprak bütünlüğünü ve devlet egemenliğini ortadan kaldıran ve şimdi ellerini ülkemizde gezdiren Trans-Atlantik kuvvetleriyle aramıza mesafe koymaktan geçtiğini artık görmezden gelemeyiz. Kendine “uluslararası toplum” yakıştırması yapan birkaç ülkenin terör güçleri yetiştirdiği “eğit-donat” projelerine yataklık ve ortaklık yapan bir ülke olmayı daha fazla sürdüremeyiz.
***
PKK ve uzantılarına, ihvancılığa, her boydan eğit-donatçılığa karşı kendimiz ve komşularımız için ulusal egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı talep ederek, kumpas ve katliamlara karşı direnişimizi yükseltmek boynumuzun borcudur. Teröre ve katliamlara kurban verdiğimiz her bir insanımız için…