Yani kabullen! Biliyorum kendisi öyle demez ama "akıllı ol!"
"Her sabah" diyor, "onlarca bilgili kalemin yazılarını okuyorum, bunların hepsi karanlık çuvalın bir ucuna mı yapışmışlar yani?"
Konu, devletin çatısına öneriren aday ve çatı aday formülüydü.
10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşadığımız yarılmanın şiddeti, Prof. Dr. Tolga YARMAN´ın yazısına verdiği başlıktaki gerçekten kaynaklanıyordu. Sayın Yarman, "Zurnanın Zart Dediği Noktadayız" başlığını koymuş yazısına.
Gelişmeler öyle bir noktaya geldi ki, birlikte yürüdüğümüz kişi ve kurumlar Cumhuriyet´in kuruluş ilkelerine aykırı bir adaylaştırmayla adeta çatırdadı.
Oysa adaylaştırmanın yönteminden kişileştirilmesine kadar durum her şeyiyle ortadaydı. Gözler, öneri sahiplerinden önce arkada ve örtülü durmalarına karşın gerçek fikir sahiplerini anında seçiyordu. Arkadaki "lobi"ler portre halinde bile değil, adeta boydan sırıtıyordu.
Durum bu idiyse yaşadığımız yarılmanın nedeni neydi?
Bunun açıklaması, toprağı bol olsun, Doğan AVCIOĞLU´nda. 1974 yılında yayımlanan "Milli Kurtuluş Tarihi" adlı çalışmasının ilk cildinde var.
Bu ilk cilde de bir başlık vermiş Avcıoğlu. Başlık şöyle: Emperyalizm karşısında Türk Aydınının Aymazlığı ve Tam Bağımsızlık".
Diyor ki, kurtuluş savaşının lider kadrosunda bağımsızlık anlayışı tek değildi. İki bağımsızlık anlayışı vardı. Biri tam bağımsızlık anlayışıydı. Diğeri ise "ekonomik açıdan sömürge koşullarında dahi, siyasal bir bağımsızlık görüntüsünü bağımsızlık say"ma anlayışı.
"Bu anlayış sahipleri, "kurtuluş savaşımızın lider kadrosunda [birlikte] yer almışlardır. Amerikan ve İngiliz emperyalizmlerinin Türkiye´ye karşı tutumu açık seçik iken, Sivas Kongresi´nde Amerikan mandası olma görüşünün ilanı, ABD mandayı kabul edeceğine dair bir garanti vermediği için ancak [zar zor] önlenebilmiştir."
Bu iki anlayış, Batılaşma konusunda Tanzimatçı Ali Paşa´nın ´kozmopolit´ Batıcılığı ile millici Batıcılık diye belirmişti. İlki büyük devletlerin memurluğunu kabul etmiş, ikincisi büyük devletlerle tam eşitlik talep etmiştir."
İki anlayış, kalkınma konusunda 1838´de başlamış serbest ticaretçi ´kozmopolit´ kalkınma - millici kalkınma diye belirmiştir. İlkinin temsilcisi "Türkler, Batının büyük devletlerinin yardımıyla ileri hareketlerine devam etmek istemektedir" diyen Sadrazam Damat Ferit Paşa´dır. İkincisinin temsilcisi ise "Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi" diyen Atatürk´tür: Milli amaç, "milletin tam bağımsızlığını sağlamak ve bunun için ekonomisinin gelişmesine neden olan bütün engelleri ortadan kaldırmak"tır.
Yarılmanın nedeni işte bu iki anlayış.
Devrimciliği "realist" olanlar ile "romantik" olanların anlayışları. Şükür ki bizler romantik devrimcileriz.
Bugünkü realist devrimcilerin kozmopolit millicilik/Batıcılık, anlayışları şimdi sindiği her köşeden sızıyor. Küreselciliğin ´başka alternatif yok´ emri sayesinde özündeki teslimiyetçilik ayan beyan ortaya çıkıyor.
Buzdolaplarına yapıştırılan "istekler olanaklarla sınırlıdır" çıkartmasını aklına yazmış "realist" devrimcilik, pek ağırbaşlı çağrılarla teslim olalım diyor.
"90 yıllık yolculuk bu durakta bıraktı bizi, n´apalım!"
Ne demeli?
Madem durum ve yarılmalar aynı, o halde Mustafa Kemal´in, Sivas Kongresi´nde "manda iyidir" diyen zamanın ´realist´ devrimcilerine bakıp söyledikleriyle yetinmeli. (D. Avcıoğlu, C.1, s. 268)
"Bunlar bizi üçbeş adamın bir araya gelip hayal peşinde koşması kabilinden kişiler sayıyorlar. İtilaf devletlerinin baskısı ve hıyanet şebekelerinin propagandası altında belki de şaşırmış ve bunalmış bulunuyorlar. Şimdilik bunlara "biçareler" demekten başka yapacağımız bir şey yoktur."
Yaşımız ne olursa olsun realist olmaktansa romantik devrimci olmaya devam edeceğiz.
İLETİŞİM: [email protected]
Tel: 0(312) 420 57 42
14.09.2014