|
10 Ağustos geçti. Cumhurbaşkanlığı sandığı açılıp sayıldı.Toplam 55,7 milyon seçmen vardı. Bunların 41,3 milyonu sandığa gitti. Katılım oranı %73,7 oldu. Seçmenin yüzde 26´sına denk gelen 14 milyonluk bir kesimi, dört kişiden biri sandığa uğramadı. Uğrayanlardan da 750 bine yakın bir bölümü geçersiz oy verdi.
Rejim Değişikliği
Bu seçim, cumhurbaşkanlığı konusunun ikinci kez sandığa gidişiydi. İlki 2007 yılındaydı. Cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi için 367 milletvekilinin kabulü gerekiyordu. Bu sayı bulunamadı. AKP, bunalımın ortasında bir Anayasa değişikliği yaptı. Ama bu arada erken seçim kararı aldı. 22 Temmuz 2007´de oluşan yeni meclis Abdullah Gül´ü seçti. Aslında cumhurbaşkanlığı sorunu böylece çözülmüştü. Ama AKP Anayasa değişikliğinden vazgeçmeyip 21 Ekim 2007´de referanduma gitti. Bu referandumda halka başka değişikliklerle birlikte "cumhurbaşkanını meclis değil halk seçsin" önerisi götürülmüştü. Sonuç yüzde 69 evet idi ama o zaman da katılım düşük kalmıştı. Toplam 42 milyon seçmenin yalnızca 28 milyonu, yani yüzde 68´i sandığa gitmişti.
Halkta sandıklı cumhurbaşkanı konusuna karşı içgüdüsel birsoğukluk var. Siyasal olarak ise kuvvetli bir karşı duruş olduğu açık. Çünkü sandıklı cumhurbaşkanlığına gidişin basit bir değişiklik olmadığı biliniyor. Bunun, devletin tepesine bir "devlet başkanı" oturtmak anlamına geldiği, böylece Türkiye´nin geleneğine yerleşmiş parlamenter demokratik rejimin ortadan kaldırıldığı biliniyor.
Önceleri üstü kapalı dile getirilen başkanlık rejimine geçme hedefi, AKP tarafından Anayasa Uzlaşma Komisyonu´na önerildi ve örtülü tarafı kalmadı. Anayasayı bu yönde değiştirmeyi başaramadılar. Ama sandıklı cumhurbaşkanlığı seçimi yaparak, hedeflerinin yolunu fiilen açmış oldular. Şimdi AKP yöneticileri, 2015´ten sonra Yeni Anayasayapacaklarını ve başkanlık rejimine anayasal olarak da geçeceklerini ilan ediyorlar.
Köpeksiz Köyde Değneksiz.
2007 yılında başlayıp aralıksız ve açıktan açığa yapılan rejim değiştirme zorlamaları, AKP için çok zor olmadı.
Parlamenter rejimi yok edip başkanlık rejimine gidenler, 2007 - 2014 arasında koskocaman 7 yıl karşılarında direnç görmediler. Sistemli, etkili bir muhalefetle karşılaşmadılar."Bize zaten elitist damgası vurulmuş, şimdi halk seçmesin Köşk´ü demek siyaseten yanlış olur!" dendi ve teslim olundu.
Seçim günü gelip çatınca, yine pratik akıl öne düştü. Çatı Aday formülü bulundu. Daha dört ay önce yapılmış 30 Mart yerel seçimlerindeki oylara bakılıp hesap yapıldı. Hesap müthişti. O seçimde CHP - AKP - 12 parti toplam % 46 oy almışlardı. Bunlar eldeki kuşlardı, uçabilecekleri akla bile getirilmedi. AKP´den koparılacak bir miktar oyla zafer gelirdi. Bunun için de, eldeki seçmene değil AKP seçmenine hoş gelecek birini aday göstermek yeterdi. Kimin önerdiği hala bir sır olan Sayın İhsanoğlu Çatı Aday ilan edildi. Kozmopolit İslamcı bir kimlikti, AKP seçmeni benimsemedi. Cumhuriyetçilikten çok Osmanlıcılığı çağrıştırıyordu, eldeki seçmen "olmaz" dedi.
Artık Hesap Zamanı
Sonuç AKP % 52, Çatı % 38, HDP % 10. Çankaya Köşk´ü için dincilik ile bölücülük yarıştı; Cumhuriyetçiler adeta adaysız bırakıldı.
Çatı, yani memleketin muhalefet partileri bize yapılabilecek en büyük kötülüğü yaptılar. AKP engelsiz koşusunu gün be gün daha kolay sürdürür oldu.
Hem suçlu hem güçlü genel başkanlar, kendi suçlarını seçmenin üstüne atmaya kalkıştılar. Kendi partilileri ve seçmenleri arasında birbirini suçlamayı ve hatta kavgayıkışkırttılar. Böylesini ilk kez gördük.
Şimdi canımız istese de istemese de, tarihsel önemde bir siyasal hesaplaşma yaşayacağız. Zaten başladı. Gazetelere bakın, işine son verilen gazeteciler kimlerdir? Oralarda yaşananlar, büyük hesaplaşmanın örnekleridir. İrili ufaklı tüm kurumlarda, derneklerde ve partilerde de hesap çağı açıldı.
Bu sefer yaşanan şey "ekipler arası hesaplaşma" değildir. Açılan hesap çağı, ideolojik omurga ve siyasal ahlakekseni üzerine kurulmuştur. Olması gerektiği gibi. Ve kuşku yok, sonu da iyi olacak.
İLETİŞİM: [email protected]
Tel. : 0(312) 420 57 42
|