Türkiye Emekli Subaylar Derneği Adana Şube Başkanlığı´nca 3 Mayıs 2016 günü Saat 14.30´da Ana Dilde Eğitim´le ilgili konuşmalar gerçekleştirildi. Dernek Merkezi´nde yapılan bu toplantıda açılış konuşmasını yapan Şube Başkanı Em.Topçu Albay S.Sırrı Saraçoğlu toplamda 7 kitabı yayınlanan Fuat Duymaz´ı konuk olarak ağırladıklarını belirterek, yazarın özgeçmişini okuyarak sözü yazara devrederek kürsüden ayrıldı.
Fuat Durmaz böyle bir topluluk içinde bulunmaktan mutluluk duyduğunu ifade ederek konuşmasına başladı. Anadilde eğitimle alakalı sunumunda:
“ Bu konuyu gündeme getirenler bölücü terör örgütünün siyasi uzantıları, siyasal İslamcılar, batıcı entel dantel tatlı su demokratlarıdır. Oysa bu projenin gerçek sahipleri, ABD ve Avrupa ülkeleridir. Üstelik ABD ve Avrupa ülkeleri Anadilde eğitimi Türkiye´ye önermiyorlar, tehditlerle dayatıyorlar. Bu tavır açıkça Türkiye´nin egemenlik haklarına saldırıdır.
Anadilde eğitim konusunda bazı Avrupa ülkelerinden örnekler vermek isterim.
Almanya ülke birliği için tehdit oluşturmadığına inandığı çok sayıda yurttaşlarına sınırlı oranda dillerini kullanma izni vermiştir. Bütün eyaletlerin, kamu kurumlarının birbiriyle ve halkla ilişkilerinde kullanılan tek resmi dil Almanca´dır. Kendi ülkesine gelen işçilere çalışma ve oturma izni vermek için Almanca bilme koşulu getirmiştir. Ayrıca Türkiye´deki etnik bir partiye her türlü desteği veren Almanya´da bir azınlığın çıkarlarını savunan etnik bir parti yoktur.
İngiltere´de yasalarda resmi dil ile ilgili bir hüküm yoktur ama, uygulamada tek resmi dil İngilizce´dir. İngiltere bir ulus devlet değil, uluslar devletidir. İngilizlerden sonra en fazla nüfusa sahip olan İskoçya, Galler ve İrlanda azınlık değil, ulusal nitelikli ırksal gruplar olarak kabul edilmektedir. İskoçya´da halkın %70´i İskoççayı, Galler´de halkın %80´i Gallerceyi ve İrlanda halkının %90´ı İrlandacayı bilmezler. Hepsinden önemlisi İngiltere yasalarına göre, İngiltere vatandaşı olabilmek için, yeterli derecede İngilizce bilmek zorunludur.
Fransa 22 bölgeden oluşan bir devlettir. Ülkede yaşayan farklı toplulukların konuştukları diller için anadil değil, Fransa dilleri kavramını kullanmaktadır. 1994 yılında çıkarılan yasayla, resmi dilin korunması yönünde çok katı kurallar getirilmiştir. Bu yasaya göre, bütün hizmet, ürün ve malların adlarının, kullanma kılavuzlarının, garanti belgelerinin , fatura ve makbuzlarının Fransızca düzenlenmesi zorunludur. Kamu yada özel öğretim kurumlarında yapılan sınav, yüksek lisans ve doktora tezlerinin, sözleşme, iç tüzük ve gazetelerde yayınlanan iş ilanlarının da kesinlikle Fransızca olması hükme bağlanmıştır.
2004 yılında AB´ye giren Slovakya´da bile 2009 yılında çıkarılan ulusal dili kullanma yasasıyla azınlık dillerinin kullanımına ciddi kısıtlamalar getirilmiş, resmi dairelerde ve kamu hizmetlerinde Slovakça dışında bir dili konuşanlara 5 bin Euro para cezası verilmesi karara bağlanmıştır.
Öte yandan AİHM herhangi bir meclisin çalışma dili konusunda taraf olmadığını ve her devletin kendi dil seçimini yapacağını, bu seçimin devletlerin kendi egemenlik alanına gireceğini gerekçe olarak göstermiş ve karar almıştır.
Yukarıda belirtilen Almanya, İngiltere, Fransa ve Slovakya örneklerinde olduğu gibi, Avrupa´daki uygulamalar genellikle Anadilde Eğitim değil, Anadili Öğrenme üzerinedir.
Türkiye´de anadil konusunda başta Atatürk olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti´ni kuran kadrolar dil hususunda oldukça duyarlıydılar. Çünkü o kadrolar, Osmanlı İmparatorluğu´nun adım adım parçalanmasını ve bunun önemli bir nedeninin de dil birliğinin olmayışını yaşayarak gören kadrolardı.
Selçuklu Devleti´nin yıkılmasına neden olan Kösedağ Savaşı´ndan sonra Türkmenler Selçuklu sarayına girdiklerinde, Türkçe bilen bir tek kişi bulamamışlar ve saraydakilerle anlaşabilmek için çevirmen aramışlardır. Türkçenin ihmal edilmesi ve saldırıya açık bırakılması Osmanlılar zamanında da devam etmiştir.
Osmanlı´nın son dönemlerinde Sultan 2.Abdulhamit okullarda alışılmamış Arapça ve Farsça sözcükler yerine, halk dilinde yaşayan Türkçenin öğretilmesini emretmişse de, 12. yüzyıldan beri özellikle aydınlar tarafından ihmal edilen Türkçe, yabancı dillerin saldırılarına karşı savunmasız bırakılmıştır.
Aydınlar Osmanlıca denen karma dili kullanırken, Türk halkı gerçek Türkçeyi, yani Yunus´un, Pir Sultan´ın, Karacaoğlan´ın, Süleyman Çelebi´nin kullandığı dili konuşuyordu. İşte Atatürk Dil Devrimi yaparken Türk halkının konuştuğu Türkçeyi esas almıştır. 1924 anayasasıyla herhangi bir dile yasak getirilmemiş, bu anlayış 1961 anayasasında da devam etmiştir. Anadillerle ilgili yasaklar 1982 anayasasına konulmuşsa da 2000 yılından itibaren anayasada yapılan değişiklikler ve çıkarılan yasalarla yasaklar kaldırılmıştır.
Türkiye´deki anadilde eğitim istemleri ve bu yöndeki eylemler, Batı emperyalizminin böl, yönet ve yut politikalarının hayata geçirilme çabalarından başka bir şey değildir. Zira Ülkemizde yaşayan kürt vatandaşlarımızın da böyle bir istemi yoktur. Ayrıca kürtçe, eğitim vermek için yeterli değildir. Çünkü kürtçenin tamamı Türkçe, Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşmaktadır. Sayıları bile Farsçadan alınan bir dildir. Bugün kürtçe olarak bilinen halk türkülerinin hepsi Türkmenceden alınmadır. Bu dilde tıp, felsefe, hukuk,sanat, din, matematik gibi konular anlatılamaz, bunun anlamı da bu dillerde eğitim verilemez demektir.
Türkçe bunca saldırı, baskı ve ihmale uğramasına karşın, binlerce yılda oluşmuş zengin sözvarlığı, sağlam, özgün ve istisnası az olan dilbilgisi kurallarıyla ve en önemlisi Türk milletinin sahip çıkmasıyla yaşamıştır. Diyebiliriz ki, Türkçeden başka bir dil bu kadar ihmale ve saldırıya uğrasaydı kesinlikle yok olurdu.”
ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.
Em.Kur.Albay Ali Maralcan ülke yönetiminde Türk dilinin önemi ve Türk dilinin gelişmesinde Atatürk´ün rolü konusunu işlemek üzere kürsüye geldi. Sayın Maralcan:
“ Dil, bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Aynı dili konuşan insanlar millet denilen sosyal varlığın temelini teşkil eder. Dil duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için insan topluluklarını kitle olmaktan kurtararak aralarında duygu ve düşünce birliği olan bir cemiyet yani millet haline getirir.
Mustafa Kemal Atatürk´ün, Türk dilinin gelişmesi için yaptığı çalışmaları şöyle sıralayabiliriz. Yeni Türk alfabesinin ortaya çıkarılması, kullanıma başlanması ve Türk Dil Kurumu´nun kurulması.
Harf devrimi, Türkiye´de 1 Kasım 1928´de 1353 sayılı yeni Türk harflerinin kabulü ve tatbiki hakkındaki kanunla yasalaşmıştır. Bu yasayla o güne kadar Arap alfabesinin yerine, latin alfabesinin Türkçeye uyarlanmış bir biçimi kabul edildi. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Atatürk´ün 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetnamesinin altıncı maddesinde “ Her sene nemadan mütebaki miktar, yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumları´na tahsis edilecektir” ifadesi yer almaktadır.
Atatürk´ün Türk dili hakkındaki duygu ve düşünceleri şöyledir. Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay anlaşılabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok seven ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, an´anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin kısacası bugün kendi milliyetini yapan herşeyin dil sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor, Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
ifadesiyle sözlerini bitirdi.
Yapılan bu konuşmalardan sonra Sayın Fuat Duymaz imzalı kitaplarını katılımcılara dağıttı.
(Cihat OVALI)