18 Mart´ta Çanakkale Zaferi´nin 101. Yıldönümünü kutladık. Bu savaş, ulus bilincinin emperyalizme karşı zaferidir. Bu savaş dualarla, hacılarla, hocalarla değil, ulusal bilinç, vatan bilinci ve tabî azim, askeri deha ve yetenekle kazanılmıştır.
Bugün ulusal bilinç, ulusal devlet kavramlarını tanımamış, belli projelerin güdümünde kendilerini “Yeni Osmanlı” gören, saltanat törenlerine özenen, bir vatan savaşını bile din üzerinden siyasi ranta çevirmeye çalışanlara hatırlatalım; Osmanlı Devleti çağını yakalayamadığı, çağdışı kaldığı için yıkılmıştır. Osmanlı´yı dirilteceğini sananların sonu da aynı olacaktır.
Toplumlar bazen farklı dış ve iç zorlamaların dayattığı kaygan zeminlerde, ihanetlerin de etkisiyle felaketlere savrulabilirler. Dünya tarihi de, bizim tarihimiz de bunun örnekleriyle doludur.
Bugün de Türkiye, (Çanakkale Zaferi´nden 100 yıl sonra) böyle bir kavşakta bulunuyor; 2000´li yılların başında bir siyasi oyunla işbaşına getirilen bugünkü iktidar eliyle, 1921, 1924 Anayasaları, kurucu iktidarın iradesi değiştirilmek, Cumhuriyet´in tüm ilke, kurum ve kazanımları yok edilmek, yerine Türk tipi dedikleri tek adam yönetiminde, laik-demokratik düzenin yerini İslami bir yapıya bırakacak, Türk milleti, Türk vatandaşlığı tanımlı ulus devlet modeli terkedilip, etnik temelde Osmanlı eyalet sistemine benzer, bölünmüş bir düzen kurmak isteniyor.
Üstelik bu amaç, ülkemizi, içine düşürülen bu kaos ortamından kurtaracak bir formülmüş gibi halka sunulan “yeni Anayasa” kılıfı altına saklanıyor; her gece, iktidara bağımlı televizyonlarda, yeni “yetmez ama evet”çiler “sivil”, “vesayetlerden arınmış” gibi soyut kavramlarla toplumda yeni bir Anayasa yapılmasının halkın “ihtiyacı” olduğu algısını yaratmaya çalışıyor, beyinleri yıkıyor, rejim değişikliğine alıştırıyorlar. Tıpkı, 2010 Anayasa referandumunda “Demokrasi, daha İleri demokrasi” söylemleri arasında yargıyı siyasallaştırıp, iktidarın elinde oyuncak yaptıkları, bu günlerin yapı taşlarını ördükleri gibi şimdi de iktidarın fiilen gerçekleştirdiği sivil darbeyi meşrulaştırmak için çalışıyorlar.
İktidarın 2012´de Meclis´te uzlaşma komisyonuna verdiği ve halen gündemde olan “Yeni” Anayasa ile RTE için özel sipariş, “Türk tipi, partili başkanlık” taslakları hazır.
Bir yandan halk, Rejim değişikliğine alıştırılırken, öte yandan bu taslakların; bir erken seçimle 400 milletvekili alıp, Meclis´te doğrudan AKP oylarıyla, olmazsa yine Meclis´te 330 milletvekili bulup halkoylamasıyla, o da olmazsa, “Kurucu Referandum” dedikleri doğrudan halkoyuna gitmekle mi halka kabul ettirilebileceğinin değerlendirildiğini duyuyoruz.
İşte tam bu noktadayız. Bu gidiş ancak Cumhuriyet aydınlarının örgütlü, bilinçli, kararlı, YAN YANA Demokratik mücadelesi ile engellenebilir.
Biz Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; “bu bölücü ve yıkıcı Anayasa Tuzağını aşmak için Cumhuriyetten yana tüm güçlerin el ele vermesi tarihsel bir görevdir” diyoruz.
Bu tarihi görevi gerçekleştirmek için tüm Siyasi Partileri, Demokratik kitle örgütlerini, Dernek, Vakıf, platform ve tabi en büyük güç olan halkımızı birlikte, YAN YANA saf tutarak birlikte mücadele etmeye ve bu tuzağı yıkmaya çağırıyoruz.