
Bazı öykü kitapları vardır, okudukça içinize yer eder, ruhunuzu kıvrandırır ancak zihninizi açar. Bakışınıza sinmiş ön yargılarınızı oracıkta ya kırar ya da üzerinde düşünmenizi sağlar. Bugüne kadar dikkat etmediğiniz, yanından geçerken umursamadığınız yoksulluk ve yoksunlukların, titrek buhurunu içinize salar. Artık etrafınıza bakarsınız, görürsünüzde. Aslında yaşamınızı sürdürürken size değer katan katmayan herkese ait parçaların izinin peşine düşersiniz. Türker Ayyıldız´ın Şikeste öykü kitabında yer alan öyküler, sadece yaşamlarımıza dokunmaz, içine girer. Hasarlı ruhların ve mekânların içinde yakaladığı atmosferle, bazen bize bizi gösterir, bazen bizim uzak durduğumuz karakterlere can vererek onların hikâyelerinde yan karakterler olarak yer almamızı sağlar.
Bulaşıkçı, meyhaneci, garson, subay, polis, bekçi, balıkçı, fotoğrafçı, öğrenci, bir katil gibi, sıradan görünen karakterler, bildiğimiz ya da bize bildiğimiz hissini güçlüce duyuran mekânların içinden çıkar, öyküleri. Metroya gidersiniz, itiş kakış trene binersiniz, kızıp küfür edersiniz, üstü başı pis birinden iğrenirsiniz. Kamyoncu lokantasında garson olursunuz, elinizden bir tabak düşüp paramparça olur, bir sigaranın izmaritinin yanık kokusu genzinizi yakar, bira kutusunda istavrit yahnisi yaparsınız, meyhanenin kokusu, rüzgârın sesi, yaprağın hışırtısı, bir kadının ağıtı, aynı gömleğin tendeki lekesi, sürekli abdest alan birinin kaygısı ya da bahanelere sığınarak hasarlı yaşamların üzerinize yüklediği tüm sesleri kesmek için makinenize yüklediğiniz fotoğrafları silerek bu karmaşadan uzaklaşmanızı ve yalnızlığınıza çekilmenizi sağlar, kimi zaman Şikeste öyküleri.
Birbirinden farklı ancak devam eden yaşamın içinde birbirini bütünleyen Şikeste öyküleri, konuların zenginliği ve yazarın akıcı diliyle okuru içine alır. Çoğu öyküler, durum öyküsü gibi başlar, ancak öykü ilerlerken sezdirir size, kötü şeylerin olacağını. Bir olay patlak verir. Birden olay öyküsünün içinde yer alırsınız. Ancak olay bittikten sonra durum öyküsü devam eder, zihinlere hücum eden sessiz loş sorularla sizi baş başa bırakır… Öyküdeki bu hareketlilik okurun dikkatini ve duygularını açık tutar.
Yazar, mekân ve karakterlerini kurgularken abartıdan sakınarak onları bize gösterir. Karakterleri anlatmak yerine diyaloglarla, yerinde ipuçlarıyla onları daha iyi tanımanızı sağlar. Bu yüzden, mekân ve karakterler sahicidir. Okuru esrikleştiren, bu sahiciliğin büyüsüne kapılıp mekânların içine girip karakterlere müdahale etmek için açık bir alan bulmasıdır. Öyle ki bir katilin sakinliği karşısında okurun şaşkınlığı; polisin, bekçinin katile gösterdiği şiddet karşısında öfke duyabilmesi bu yüzdendir. Bir kadının anlayabileceği ilişki sorunları, tarafsız bir erkek bakış açısıyla verilmeye çalışılırken geleneksel kadın algısı da bazen tersine çevrilmiştir. Özellikle, Ha Camgöz Ha Köpekbalığı öyküsünde bunu görmek mümkün. Erkek sistemin dayattıklarını erkek karakter sorgulamaz ancak kadın karakter, şüpheli sorgularına rağmen onu kırmaya çalışır. Şikeste´nin öykülerinde erkeklerin her şeyin üstünde tuttukları, dillerine ve ellerine vuran, cinsellikle ilgili düş ve söylemlerine de tanık oluruz.
“Aydın la, belediye aşılamıyor muydu iti köpeği?”*
“Oğlum,” diyor çaycı kahkaha atarak, “belediyede para mı kaldı? Ama şikâyet olursa ekip gönderip zehirliyor. Ama dikkat et ha! Mutfakta kara götünden ısırmasın senin.”
Metin, fırsat bekliyormuş gibi ayağa kalkıyor, sağ eliyle önünü avuçlayıp, “o ancak bunu ısırır” diyor.
Öykü karakterlerinin düşleri de vardır elbette. Bu düşler ulaşılması zordur aslında. Çünkü şimdiki zamanın içinde, kurulan gelecek de bellidir. Ancak okur, karakterin geleceğinden çok geçmişi ve şimdisiyle ilgilenir. Okurun karakterler üzerinden kurduğu gelecek; sokağa çıktığında, o karakterlerle karşılaştığında- o karakter olduğuna karar verdiğinde kurabilir ancak. Şu bir gerçek ki okur için öyküler bittikten sonra bu öyküler bellekten silinmez aksine yaşamın içine daldığınızda yeniden canlanıp yazılabilirler. Artık içine girdiğiniz metro, seyahat ettiğiniz tren ya da otobüs, kamyoncu lokantaları, balıkçı, klarnet çalan biri, üstü başı perişan biri ya da gazetede okuduğunuz katillerin zihninizdeki algısı başkalaşır. Algıdaki başkalaşma, bir katilin aklanması yönünde değildir. İnsana dair olana, yaşamın biçtiği kederlerdir aslında. Başkalaşmadan bahsetmişken, belki de artık yolculuğa çıktığınızda çift kişilik gidiş dönüş biletleri alarak yalnızlığınıza, başkalarının dokunmasına izin vermezsiniz. Ama siz ne yaparsanız yapın, biri gelir dokunur o kutsal yalnızlığınıza.
Ayyıldız, öykünün doğasına uygun olarak, bir anın içinde, geriye, ileriye giderek öykülerinin birçoğunu yazmıştır. Ne fazla sözcük, ne de az sözcük kullanmıştır. Gereksiz betimlemelerden kaçınmış, diyaloglarda abartıdan uzak durmuştur. Nasıl ki her birimiz aynı şekilde konuşmuyorsak ve kültür seviyelerimiz farklıysa Ayyıldız´da, karakterlerinin her birinin kültür seviyesin dikkat etmiş ve o dili diyaloglarla vermiştir. Öykülerin dili oldukça sade ve akıcıdır. İçine başka yazarların sesi karışmamıştır. “Ayna buğu tutmasın diye sıcak suyu açmadım.”** diyen yazarın dili, buğularından arınmış ve açıktır.
Mutfak/ 02.02.2016
Yeşil Cip-Sayfa:13
Ha Camgöz Ha Köpekbalığı- Sayfa: 36
Şikeste/ Türker Ayyıldız
YKY -2.Baskı-Ekim 2015
Editör: Murat Yalçın